Ana sayfa Dünya ‘Türkiye’de yeni bir devir başlıyor; ‘Büyük Birader’ herkesi izliyor’

‘Türkiye’de yeni bir devir başlıyor; ‘Büyük Birader’ herkesi izliyor’

PAYLAŞ

Alman Die Welt Gazetesi, 24 Haziran seçimleri sonrası Türkiye’de yaşanan rejim değişikliğini ve “Türk tipi başkanlık sistemini“ yorumladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan‘ı George Orwell‘in “1984“ isimli kitabındaki karaktere benzeten Alman gazetesi, “Büyük Birader herkesi görüyor“ yorumunu yaptı. Gazete Türkiye’de yeni bir devrin başladığını belirtti ve ”Herkes herkesi ihbar edebilir” değerlendirmesini yaptı.

Boris Kalnoky imzasıyla yayınlanan analiz yazısında, çıkarılan son KHK‘lara geniş yer verildi ve Erdoğan‘ın Ergenekon ile Gülen hareketini bilinçli olarak kullandığına dikkat çekildi.

Analiz haber, şu ifadeler ile başladı:

Türkiye‘deki seçimlerde Erdoğan, birinci turda mutlak çoğunluğu elde etti. Şimdi yapılan Anayasa değişikliğiyle başkanlık sitemi resmen yürürlüğe giriyor. Böylece Erdoğan, açık bir şekilde güç sahibi oldu. Türkiye Cumhurbaşkanı, başta polis ve asker olmak üzere 18 bin 600 kamu çalışanını ihraç etti.

Büyük bir aceleyle her şeye kendisi karar veriyor. Pazartesi günü tanıtılacak kabineyi bile kendisi oluşturdu. Artık başbakanlık kurumu olmayacak. Çünkü yapılan referandum, Erdoğan‘a, hem cumhurbaşkanı hem başbakan olma imkanını sağladı. Türkiye engellenmesi ve sınırlanması zor bir otorite eşiğine geldi.”

Gazete yakın gelecekte Türkiye’de yaşanabilecek olası gelişmeler konusunda da yorum yaptı.

Yakında bir çok yargıç mahkeme önüne çıkarılacak. Erdoğan’ı karşısına alan gazeteciler keza hapishanelerde olacak. Zaten seçimler de gösterdi ki, parçalanmış muhalefet iktidar için tehdit oluşturmuyor. Şu anda Erdoğan için tehdit oluşturacak bir durum varsa, o da devlet aygıtının kendisi olabilir. Bu da sadece şu andaki başkanlık sistemi için değil bütün muktedirler için geçerli olan bir şey.

Osmanlıdan bu yana asker ve polis gücü, iktidar için önemli bir tehdit gücü oluşturuyor. Türkiye’de bir çok kez darbe ve darbe girişimi yapıldı. 2016’da Erdoğan’a karşı yapılan darbe girişimi, bunların beşincisini oluşturuyordu. Son KHK’lar başta polis ve askere yönelik yapılan operasyon, gelecekte Türkiye’de yaşanacakların bir sinyali olarak anlamak lazım. İhraç edilen 18 bin 632 bin kamu görevlisi yakında ‘terörizm’ suçlamasıyla mahkeme önüne getirilecekler.”

Analiz yazısında, ihraç edilen polis ve asker sayıları hatırlatıldı. Kapatılan dernek, gazete ve televizyonların isimlerine yer verildi ve yapılan siyasi temizlik konusuna değinildi. Alman haftalık Die Welt gazetesindeki analiz şöyle devam ediyor:

“Bu temizliğin amacı, devlet kurumunda yer alan ve Gülen Hareketiyle bağlantısı olan bütün kişileri devlet aygıtından arındırmaktır. Erdoğan, darbe girişiminde Gülen’in parmağı olduğunu söylüyor ve onu suçluyor. Ancak uzmanlar bu konuda kesin bir yorum yapmaktan kaçınıyorlar. Ancak şu kesin bir şey ki Kemalistler, son darbe girişiminde önemli bir yer aldılar.

İktidara yakınlığıyla bilinen medya organları, kamudaki ihraçları ‘sonuncu” olduğunu yazıyor.  Bu medya grubuna göre, kararnameler yoluyla işinden olan bir çok kamu görevlisi, OHAL’in kaldırılmasıyla, yeni başkanlık sistemiyle birlikte işlerine geri dönecek. Medyaya göre, son kararnamenin zamanlaması bunun göstergesi.

Erdoğan isteseydi, bu kararnameyi eski hükumetin yetkisiyle değil, elinde mutlak yetkinin olduğu başkanlık döneminde kullanırdı. Ancak medyanın yaklaşımının Erdoğan’ın geçmişte yaptığıyla kıyaslar isek doğru olup olmadığı ortaya çıkar. Ne yazık ki, her şey hükumet yanlısı medyanın iddia ettiği gibi bu son bir ‘temizlik operasyonu’ değil. Çünkü yapılan ‘temizlik’, son darbe girişimiyle başlayan bir şey değil; tersine bunun geçmişi, 275 askerin içinde yer aldığı Ergenekon sürecinin başladığı 2008 tarihine kadar uzanıyor. Kemalistlerin iktidar olduğu dönemlerde, askerler, iktidardaki seküler siyasi yapıyı korumak ve toplumu batıya entegre etmekle kendisine vazife çıkarıyordu.

İslami gücü ise iktidarın bu çeperinden uzak tutmaya çalışıyordu. Ancak daha sonra askerdeki siyasi yapılanma değişime uğradı ve Kemalistlerin siyasi nüfuzunun zayıfladığı bir döneme girildi. Yargıda ve askeriyede ‘Gülenciler’ önemli bir itici güç konumuna geldi. Bu süreçte 2016 yılına kadar devam etti. Erdoğan, Kemalistler ve Gülenciler arasındaki gerilimi ve işbirliğini fark etti. Erdoğan, 2016’da ki darbe girişimi dahil olmak üzere bu süreci kendi lehine kullanmayı tercih etti.

Uzun zamandır hem Gülencilerin hem de Kemalistlerin siyasi nüfuzu yok denecek kadar azaldı. 2016’ dan bu yana, Erdoğan istediği her kişiye, istediği cezayı kesebildi. Ama öyle anlaşılıyor ki, bu Erdoğan’a yetmedi. 2007 yılından beridir sistematik olarak yapılan tutuklamalar, ihraçlar 1930’lu yıllarda Stalin’in yaptığı ‘temizliği’ hatırlatıyor. Burada söz konusu olan darbe girişimi değil, bir sistemin uygulanmasıyla ilgili sorunlar var.

İfade ve düşünce özgürlüğü olmadığı için kimse muktedire karşı dikilecek cesareti bulamıyor. Kimsenin iktidarı sonsuza kadar sürmeyeceğine göre, her kişi şapkasını önüne koyup bir kez daha geriye dönüp bakmalı ve Erdoğan’ı getirdikleri pozisyonu bir kez daha düşünmeli. On binlerce insanın yargılanması, gündelik hayatta bir soru olarak duruyor: Kim Erdoğan’a karşı duracak? Öğrenciler, öğretmenler, memurlar, emniyet görevlileri, hepsi gözetlenecek, izlenecek ve fişlenmiş olacaklar.

Bu nasıl mı olacak? Bunlar, dolaylı olarak irili ufaklı istihbarat bilgileri üzerinde ihraçlara neden olacak. Emniyet, her durumda güvenlik kurumlarının itici gücü olarak görev yapıyor. Bu durumda her şey bir öğrenci vazifesi gibi yerine getirilecek. Mağduriyeti, bir öğretmen de bir öğrenci de yaşayabilir. Özcesi herkes ihbar edebilir, ihbar edilebilir. Ya da mahalleye kulak verilecek, komşun sana ihanet edebilir. Türkiye’de yeni bir devir başlıyor: Büyük Birader herkesi izleyecek”