Akademisyenler kararsız: Sessiz mi kalmalı yoksa konuşmalı mı?

Temmuz 02, 2017, 3:17 pm
"Geçtiğimiz yıl Türk hükûmeti 'OHAL' ilan etti ve Cumhurbaşkanı'na binlerce kişiyi tasfiye etme ya da hapse atma yetkisi veren referandumu kazandı. Türkiye'deki binlerce akademisyen işlerini kaybetti, 15 üniversite kapatıldı"

Lehigh Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler Profesörü olan Henri J. Barkey, tutuklanacağı korkusuyla artık doğduğu ülkenin üzerinden geçen bir uçağa bile binemeyecek. Türkiye’de yaşayan ve kendisiyle ilişki kurduğu için tepki göreceğinden endişe duyduğu hiç kimseyle konuşmuyor.

Woodrow Wilson Uluslararası Araştırmacılar Merkezi’nde Ortadoğu programının direktörü olan Bay Barkey, geçtiğimiz Temmuz ayındaki darbe girişimine yardım etmekle suçlandığından beri bu tedbirleri alıyor. Aynı zamanda bir Amerikan vatandaşı olan Barkey, bir daha asla Türkiye’ye dönemeceyek olsa da Erdoğan hükûmetine karşı eleştirilerini sürdürmeye kararlı.

Türkiye siyaseti ve kendisine yöneltilen suçlamalar hakkında Washington Post ve New York Times gazetelerine makaleler yazan Barkey, Twitter’ı da aktif bir şekilde kullanıyor. Barkey’in durumu uç bir örnek ancak Amerika’daki Türkiyeli akademisyenler, darbeden sonra Türkiye hükûmetinin tasfiye hareketine karşı kendilerini güvencesiz bir konumda görüyorlar. Bir taraftan, kendi ülkelerindeki akademik özgürlüğün bastırılması yönündeki politikalara karşı konuşma zorunluluğu hissediyorlar. Diğer taraftan Erdoğan hükûmetinin kendilerine, ailelerine ve arkadaşlarına misilleme yapabileceği endişelerinden dolayı bu yükümlülük hislerini tartmak zorunda kalıyorlar.

Geçtiğimiz yıl Türkiye hükûmeti ‘OHAL’ ilan etti ve Cumhurbaşkanı’na binlerce kişiyi tasfiye etme ya da hapse atma yetkisi veren referandumu onayladı. Türkiye’deki binlerce akademisyen işlerini kaybetti, 15 üniversite kapatıldı.

Barkey diyor ki; “Erdoğan’ı siyasi olarak eleştiren bazı kişiler tamamen susturuldu. Sadece burada yaşamaya karar veren (ABD) ve geriye dönemeyeceğini bilen kişiler ağızlarını açıyor.”

Barkey, darbenin olduğu gece, İstanbul yakınlarında bir adada düzenlenen, İran’ın komşularıyla ilişkileri üzerine bir konferansa katıldı. Daha önce Amerikan Dışişleri Bakanlığı’yla çalışan Barkey, Türkiye basını tarafından CIA ile birlikte darbeyi gizlice yönetmekle suçlanmıştı. Türkiye’deki bir savcı, Barkey’le birlikte aralarında ABD’li senatör Charles E. Schumer ve New York eski savcısı Pret Bharara’nın da bulunduğu 16 kişi hakkında bir soruşturma başlattı. Barkey, “Ben her zaman bu hükûmet ve önceki hükûmet hakkında ne hissetiysem onu söyledim” diyerek darbeye karıştığına ilişkin iddiaları reddetti.

‘Barış İçin Akademisyenler’

Akademisyenler ve insan hakları örgütleri, hükûmetin bu baskısının Gülen hareketi ile ilişkilendirilenlerin ötesine geçtiğini belirtiyor.

Kendilerini “Barış için Akademisyenler İnisiyatifi” olarak nitelendiren Türkiye ve diğer ülkelerdeki bini aşkın akademisyen, Ocak 2016’da, Kürt bölgelerine yönelik askeri harekatta ‘Sivillere yönelik şiddeti kınayan’ bir bildiri yayınladı. Profesörlerden bazıları hapse atıldı, bazıları işini kaybetti. Guardian gazetesine göre İstanbul’daki savcılar, bu bildiriyi imzalayan akademisyenleri soruşturuyor.

Zulme uğramış akademisyenlerin yurtdışında iş bulmalarına yardım eden bir organizasyon olan ‘Scholars at Risk’, Ocak 2016’dan bu yana ülkelerinden ayrılmanın yolunu arayan Türk akademisyenlerden 500’den fazla başvuru aldı. Bu tarihten önce, 2000 yılında kurulan bu organizasyon Türk akademisyenlerden sadece 24 başvuru almıştı. Organizasyonun yöneticisi olan Daniel P. Munier, “Ocak 2016’dan bu yana eşi benzeri görülmemiş bir durumla karşı karşıyayız. Yüksek eğitime karşı böylesine güçlü bir kampanya hiç görmemiştik.” dedi.

‘Scholars at Risk’, sadece Türkiye’den ayrılmak isteyen akademisyen ve bilim adamlarına yadımcı olmuyor. Türkiye dışında bulunan ve yaptığı açıklamaların akademik çalışmalarını gerçekleştirmek için Türkiye’ye yapacakları ziyareti de etkileyeceinden endişe duyan akademisyenleri de dinliyor.

‘Soğuk duş’ etkisi

Bazı akademisyenler ABD’de yaşamalarına rağmen, Türkiye’deki ailelerine zarar verileceği endişesiyle konuşmamaya dikkat ediyorlar. Aynı zamanda bir gün kendi ülkelerine dönebilmeyi umuyorlar.

Amerika’da bir liberal sanat üniversitesinde çalışan ve ismini vermek istemeyen bir Türkiyeli ekonomi profesörü, bir açıklama yapacağı veya bir yazı yayınlayacağı zaman cümlelerinin Türkiyeli yetkililer tarafından nasıl yorumlanabileceği üzerine düşündüğünü söylüyor. “Yazmadan önce iki kere düşünüyorsun. Bir soğuk duş etkisi var.”

İsmini vermek istemeyen bu akademisyen, Türkiyeli genç akademisyenlerin Avrupa ve Amerika’da iş bulmalarına yardımcı oluyor.

Amerika’da bir üniversitede görevli olan ancak Türkiye’de ailesi ve dostları olduğu için ismini vermek istemeyen başka bir akademisyen, bir zamanlar kendi ülkesine taşınmayı düşündüğünü söylüyor. Ancak bu baskı nedeniyle ABD’de kalmaya karar verdiğini belirtiyor. Bu akademisyen, “Kişisel sebeplerden dolayı bir diktatörlükte yaşamak istemiyorum. Ama ayrıca profesyonel olarak akademik özgürlüğün olmadığı bir yerde nasıl bir akademisyen olabilirim.” diye düşünüyor.

*Makale, Nell Gluckman imzasıyla The Chronicle’da yayınlanmıştır