Ana sayfa Gündem “Anayasa askıya alındı, yeni rejim KHK’larla inşa ediliyor”

“Anayasa askıya alındı, yeni rejim KHK’larla inşa ediliyor”

"KHK’lar kısa süre içinde çıkarıldı. Bu durum, bu KHK’ların önceden hazırlanmış ve uygun bir zaman ve konjonktürün beklenmekte olduğu yönünde ciddi kuşkular uyandırıyor"

PAYLAŞ

İnsan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü, barış ve adalet konularında Türkiye odaklı çalışan bir düşünce kuruluşu olan Adalet ve Barış Platformu (Peace Justice Platform), Türkiye’de yaşananlarla ilgili 31 sayfalık bir rapor hazırladı.

Raporda, yeni rejimin KHK’larla inşa edildiği hatırlatıldı ve “Anayasa askıya alındı. Yargı, yürütmeye tabi kılındı. Bir istihbarat devleti yaratıldı. Suç ve suçlu korunuyor. Temel haklar ve özgürlükler yok sayılıyor. Basın özgürlüğü yok edildi” ifadeleri yer aldı.

Raporun özeti şöyle:

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyasi kariyerinin ilk yıllarında “demokrasi bir tramvaydır, istediğiniz durağa gelince inersiniz” demişti. Erdoğan’ın son yıllardaki politikaları, onun ve partisinin “istedikleri durağa” vardıklarını, demokrasi tramvayından indiklerini ve artık en baştan beri kafalarında olan siyasi İslamcı bir otoriteryenizmi kurmaya başladıklarını gösteriyor.

Ancak 15 Temmuz 2016 gizemli darbe girişiminin ardından, AKP’nin otoriteryenizmi yeni bir ideoloji inşası safhasına girdi. Erdoğan, muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu tarafından “kontrollü darbe” olarak tanımlanan bu tartışmalı darbe girişimini “Allah’ın bir lütfu” olarak tanımlamıştı. Bu “lütuf”un hemen ardından ülkede olağanüstü hal ilan edildi ve AKP demokrasiyi, hukukun üstünlüğü ilkesini ve temel insan haklarını lağvederek, otoriteryenizmini konsolide etmeye başladı. Bu diktatörlük rejiminde yasama, yürütme ve yargı organları tamamıyla tek bir adam tarafından kontrol ediliyor.

Bu yeni rejim olağanüstü hal kararnameleri ile kuruluyor. Bu rejimde muhalefete baskı ve zulüm uygulanıyor.

Türk medyası susturuldu. Hapiste tutulan gazeteci sayısı 170’i aştı. Hükümet, KHK’lar vasıtasıyla, muğlak bir terör tanımına dayanarak, tarafsız bir soruşturma yürütmeksizin ve yargı kararı olmaksızın, 150 bin kadar devlet memurunu kamu görevinden çıkardı, binlerce derneği, vakfı, sendikayı, okulu ve medya kuruluşunu kapattı.

Yaşam hakkı ihlalleri, işkence ve insanlık dışı ve onur kırıcı muamele ve hukuksuz fişleme yapan devlet görevlileri KHK’lar ile koruma altına alındı ve böylece bu suçlar kurumsallaştırıldı.

OHAL ilanının hemen ardından, on binlerce devlet memurunu kamu görevinden çıkartan, yargı ve kamu yönetimi sistemlerinde kapsamlı değişiklikler yapan KHK’lar çok kısa bir süre içerisinde çıkartıldılar. Bu durum, bu KHK’ların önceden hazırlanmış ve uygun bir zaman ve konjonktürün beklenmekte olduğu yönünde ciddi kuşkular uyandırıyor. Bu da rejimi değiştirmek için uzun süredir hazırlık yapan bir diktatörlüğün, OHAL ilan etmek için bir bahane yaratmak amacıyla planlar yaptığı yönündeki ihtimali kuvvetlendiriyor.

Türkiye’de yaşanan aslında Türkiye’deki demokratik ve anayasal rejime karşı bir “darbe.” Türkiye, şu anki haliyle, artık batı dünyasının bir parçası değil.

Bu raporda, yeni bir otoriter rejim kurmak amacıyla, demokrasinin, hukukun üstünlüğünün ve temel insan haklarının, KHK’lar vasıtasıyla nasıl yok edildiği tartışılıyor.

KHK’ların anayasal denetimin engellenmesiyle, Anayasa fiilen askıya alındı. Anayasanın 148. Maddesi olağanüstü hal, sıkıyönetim ve savaş hali durumlarında yayınlanan KHK’lar hakkında, anayasaya aykırılık iddiasıyla, anayasa mahkemesine başvurulamayacağını öngörüyor. Anayasa mahkemesi bu bağlamda yapılan başvurular hakkında, bu maddeye dayanarak, görevsizlik kararı verdi. Böylece Anayasa’nın 148. Madde dışındaki bütün maddeleri işlemez hale getirildi. Bu da tüm devlet kurumlarını fiilen ve hukuken işlevsizleştirdi.

OHAL düzenlemeleriyle yasama ve yürütme tümüyle yürütmenin emir ve komutasında hareket etmeye başladı. Öyle ki, Anayasa Mahkemesi’nin kapatılmasını öngören bir KHK yayınlansa ve bu KHK, TBMM tarafından onaylansa, ortada bu düzenlemeyi yargı denetimine tabi kılabilecek anayasal bir mekanizma kalmayacak.

Demokrasinin temel yapı taşları olan yargı bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı, OHAL KHK’ları ile yok edildi. Mahkemeler ve hakimlere doğrudan talimatla, baktıkları davalarda ne şekilde karar verecekleri söylendi. Örneğin 669 sayılı KHK (madde 4) ve 673 sayılı KHK (Madde 10) iflasın ertelenmesi için başvuruda bulunulmasını yasakladılar ve mahkemelere bu yönde daha önce yapılmış başvuruların reddedilmesi talimatını verdiler.

Mahkemelerin yargı denetiminin ve yürütmeyi durdurma kararlarının önemli bir parçası olan yürütmenin ertelenmesi kararı vermeleri yasaklandı. Dahası mahkemelere kapatılan kurum, kuruluş ve medya organları ile ilgili olarak yapılan başvurularda, dava şartı yokluğu nedeniyle ret kararı vermeleri talimatı verildi.

OHAL KHK’ları barış ve huzur ortamının kurulmasıyla hiç ilgisi olmayan çok sayıda kalıcı ve esaslı düzenleme de içeriyor.

Harp akademileri, askeri liseler, Astsubay okulları, Gülhane Askeri Tıp Akademisi ve askeri hastaneler ya kapatıldılar ya da başka kurumlara devredildiler. Bunlar kapatılırken, İçişleri Bakanlığı’na bağlı yeni bir Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi kuruldu

Askeri yargı Savunma Bakanlığı aracılığıyla yürütmenin kontrolü altına alında.

Askeri Yargıtay’ın oluşumu tümüyle siyasi etkiye açık hale getirildi. Genelkurmay Başkanı’nın atanma prosedürü değiştirildi ve yetkileri azaltıldı. Kuvvet komutanları doğrudan savunma bakanlığına bağlandı.

Subay ve astsubayların işe alım ve eğitim sistemi tümüyle değiştirilerek, liyakat ilkesinin yerine sadakat ilkesi geçirildi.

Orta ve yüksek eğitim sistemleriyle, sağlık sisteminde OHAL ile hiç ilgisi olmayan önemli düzenlemeler yapıldı.

Üniversitelerde rektörlük seçimi sistemi lağvedildi ve yeni bir sistem getirildi. Bu yeni sistem uyarınca rektörler, YÖK tarafından önerilen üç aday arasından, Cumhurbaşkanı tarafından atanıyor. Eğer bir ay içerisinde bir atama yapılmaz ve sonraki iki hafta içinde YÖK yeni adaylar sunmazsa, Cumhurbaşkanı doğrudan bir rektör atayabiliyor. Ayrıca özel üniversitelerde yapılan rektör atamaları da Cumhurbaşkanlığı onayına tabi kılındı.

OHAL ile hiç ilgisi olmamasına rağmen özel dershanelerin açılması konusunda düzenlemeler yapıldı.

On binlerce öğretmenin kamu görevinden çıkarılmasının yarattığı boşluğu doldurmak amacıyla, sözleşmeli öğretmenlerin, KPSS sınavına almaksızın istihdam edilmesinin önü açıldı.

OHAL KHK’ları ile ihraç edilen binlerce sağlık personelinin yarattığı boşluğu doldurmak amacıyla sağlık bakanlığı sözleşmeli personel alımına başladı.

Lise ve dengi okul mezunlarının, siyasi etkilere açık bir mülakatla ve KPSS sınavına girmeksizin, özel harekat polisi olarak istihdam edilmelerinin önü açıldı.

Kamu görevinden çıkartılan binlerce nitelikli ve deneyimli memurun yerine, mülakatla niteliksiz elemanların istihdam edilmesinin önü açıldı.

KHK’larla getirilen yandaş kadrolaşmaya ilişkin diğer örnekler de şöyle:

“Kara listeye alınmış, kamu görevinden çıkartılmış ve çoğunlukla tutuklanmış deneyimli ve nitelikli hakim ve savcıların yerine, hükümetin kontrolündeki Hakimler ve Savcılar Kurulu, aday hakim ve savcıları, adaylıkta geçirdikleri süreleri göz önüne alınmaksızın, atadı.”

Yürütme tarafından, olağan hukuki prosedürler işletilmeksizin yargı yetkileri kullanıldı ve insanlar, yürütme etkisine ve manipülasyona açık, fişlemeye ve iftiraya dayanan istihbarat raporlarıyla kamu görevinden çıkartıldılar, öğrencilikleri bitirildi ve süresiz olarak tasfiye edildiler.

Devlet memurlarının, haklarında herhangi bir soruşturma veya yargılama yürütülmeksizin, hükümetin kontrolündeki bir komisyonun öznel değerlendirmeleriyle kamu görevinden çıkartılması sistemi kalıcı hale getirildi.

657 sayılı devlet memurları kanununun disiplin soruşturmalarıyla ilgili hükümleri etkisizleştirildi ve devlet memurlarının iş güvencesine son verildi. Kitlesel işe alımlarda KPSS şartının aranmamaya başlanmasına rağmen, bazı devlet memurları 2010 KPSS sınavı ile ilgili iddialar nedeniyle kamu görevinden çıkarıldı. Oysa bu sınav ile ilgili soruşturma ve yargılama henüz sonuçlanmadı.

Mahkemeler tarafından uygulanan cezai yaptırımların sürelerinin belli ve gelecekte yeniden değerlendirilmelerinin mümkün olmasına rağmen, KHK ile doğrudan yapılan işlemler geri dönüşü olmayacak şekilde yürütülüyorlar. Temelsiz ve haksız iddialarla işten çıkartılan insanların mesleki ehliyetleri ve lisansları da iptal ediliyor ki, bu da onların özel sektörde iş bulmalarını engelliyor. KHK’larda bu yönde bir hüküm olmamasına rağmen, işten çıkartılan insanların Sosyal Güvenlik kayıtlarına not düşüldüğü ve özel sektörde iş bulmalarının engellendiği de bildiriliyor.

Dahası kara listeye alınan ve kamu görevinden çıkartılan insanlarla ilgili olarak tapu sicil kayıtlarına da, yargı kararı olmaksızın not düşülüyor ve sahip oldukları taşınmazlara ya da işletmelerle ilgili satış işlemleri engelleniyor.

En temel insan haklarından olan adil yargılama hakkı engelleniyor. KHK’lar ile kapatılan kurum ve kuruluşların tazminat talep etme hakları dahi ellerinden alınıyor.

KHK’larda yer alan kamu görevinden çıkartılma ve kapatma listelerinin dayandığı bilgi ve belgelerin kaynaklarına ilişkin ciddi kuşkular bulunuyor. KHK’lar, muğlak bilgilere, belgelere ve spekülasyonlara dayanarak, insanların terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı olduklarını nihai hükme bağlıyor.

Terör örgütünün ne şekilde tanımlandığı hususunda ve kamu görevinden çıkarma ve kapatma kararlarında, bu kararların dayandığı bilgilerin kimler tarafından, ne şekilde toplandığı, ne şekilde kullanıldığı ve değerlendirildiği bilinmiyor.

KHK kapsamında karar alan ve görev yapanların, mutlak hukuki, cezai, idari ve mali dokunulmazlığı bulunuyor. Bu da onların, hesap verme endişesi taşımadan, özgürce çalışmasını sağlıyor. Bu durum tüm evrensel hukuk ilkeleri ile de, Anayasa ile de çelişiyor.

668 sayılı KHK’nın 9. maddesinde “bu Kanun Hükmünde Kararname kapsamında karar alan ve görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu doğmaz” deniyor.

Sonradan yapılan tartışmalı bir düzenlemede ise “Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler hakkında da birinci fıkra hükümleri uygulanır” hükmü bulunuyor.

KHK’larla adil yargılama hakkını ihlal eden çok sayıda düzenleme yapıldı.

Kolluk kuvvetlerine çok geniş yetkiler verildi.

Özel mülkün müsaderesi gibi önlemler, Mali Suçları Araştırma Komisyonu gibi uzman kuruluşların değerlendirmesi aranmaksızın, doğrudan savcılıkların talebiyle uygulanabiliyor.

Gözaltı süresi 30 güne çıkartıldı. Şüpheliler gözaltındaki ilk beş gün avukatları ve aile yakınları da dahil olmak üzere hiç kimseyle görüştürülmüyorlar.

Şüphelilerin avukat sayısına sınırlama getirildi. Şüphelilerin avukatlarıyla yaptıkları görüşmeler izleniyor ve kaydediliyor.

Avukat bürolarının aranması ve bulunan belgelere el konulması kolaylaştırıldı ve yaygınlaştı.

Tutukluluğa yapılan itirazlar ve tahliye talepleri artık duruşma yapılmaksızın karara bağlanabiliyor. Bu da sanığın hakim karşısına çıkartılma hakkının ihlali anlamına geliyor.

Sanıkların savunma hakları kısıtlanabiliyor.

Avukatların dosya içeriğini incelemeleri ve dosyada yer alan belgelerin birer nüshasını almaları kısıtlanıyor.

Kamu görevinden çıkartılan veya haklarında dava açılan insanların ve yakınlarının pasaportları hukuksuz olarak ve herhangi bir gerekçe göstermeksizin iptal edildi. Yurt dışında yaşayan bazı Türkiye vatandaşlarının da pasaportlarının iptal edilmesine yönelik talimat verildi.

Terör yuvası oldukları gerekçesiyle kapatılan üniversitelerde okuyan öğrenciler damgalanarak devlet üniversitelerine transfer edildiler ve devlet üniversitesinde okumalarına rağmen özel üniversitelerde ödedikleri harcı ödemeye zorlandılar.

Tutuklanan insanların, sınavlara girmesi engellenerek eğitim hakları ihlal edildi.

Çok sayıda eğitim ve sağlık kurumu, sendika ve bunların sahip olduğu işletmeler ve medya organı, yargı kararı olmaksızın ve terörü destekledikleri gerekçesiyle, KHK’larla hukuksuz bir şekilde hazineye devredildi.

Kayyım atanmış çok sayıda özel şirketin mülkleri TMSF’ye devredildi.

OHAL ve KHK’lar bahane edilerek seçilmiş milletvekilleri tutuklandı, yerel yönetimin önemli unsurlarından olan belediyelere müdahale edildi, belediye başkanları ve belediye meclisi üyeleri görevlerinden alınarak yerlerine hükümet tarafından kayyım atandı.

KHK’larla belediyelerin gayrimenkullerine el koymak kolaylaştırıldı.

Belediye başkanlarının görevden alınmasına yönelik yargı denetimi ortadan kaldırıldı.

Farklı siyasi görüşlerden çok sayıda medya kuruluşu kapatıldı ve mallarına el konuldu.

Hükümetin kontrolünde olmayan medya kuruluşlarının tamamına yakını farklı KHK’lar ile kapatıldı. Yüzlerce gazete, dergi, TV ve radyo kanalı susturuldu.

Bilişim Teknolojileri Başkanlığı’na, başbakanlığın talebi üzerine, iki saat içinde, İnternet sitelerini kapatma ve belli web adreslerine erişim yasağı getirme yetkisi verildi.”

Kaynak: Ahval