Ayhan Bilgen: Cizre ve Sur’da ölümleri engelleyemediğimiz için bu süreci yaşadık

Ekim 11, 2017, 11:10 am
HDP'li Ayhan Bilgen, “Cizre'de Sur'da insanların ölümünü engelleyemediğimiz için bu süreci yaşamak zorunda kaldık. Önemsememiz gereken devletin değil, toplum nezdindeki yargılanmamızdır” dedi.

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) sözcülüğünü yürütürken 31 Ocak’ta tutuklanan ve 8 aylık tutukluluk sürecinden sonra 8 Eylül’de tahliye edilen Kars Milletvekili Ayhan Bilgen, tutuklanma, cezaevi ve tahliye sonrasında yaşananlara ilişkin Mezopotamya Ajansı’nın (MA) sorularını yanıtladı.

Çok sayıda belediye başkanı, gazeteci ve parti mensubunun tutuklanmasına neden olan sürecin kendileri açısından sorgulanmaya değer bir durum olduğunu söyleyen Bilgen şöyle konuştu:

“Şüphesiz biz kendi durumumuzla ilgili değerlendirmeyi yaptık. Cezaevi bu anlamda daha yoğun düşünmek için de önemli bir fırsat. Nerede eksik yaptık, nerede yanlış yaptık. Sadece bizim tutuklanmamızla ilgili durum değil; belediye başkanlarımızın, gazetecilerin binlerce partili arkadaşlarımızın tutuklu olması elbette bizim açımızdan da sorgulanmaya değer bir durum. Ama bu benim açımdan yaptıklarımızdan dolayı sorgulanması gereken bir şey değil, yapmadıklarımızdan yapamadıklarımızdan dolayı sorgulanmaya değer bir şey. Tutukluluğumuz her ne kadar onlar teknik olarak Kobanê eylemleri nedeniyle işletmiş olsalar da ben şu düşünceye samimi olarak inanıyorum; Cizre’de Sur’da insanların ölümünü engelleyemediğimiz için aslında bir biçimde ‘bu süreci yaşamak zorunda kaldık.’ Yani bu süreci yaşamamızın toplumsal sebebini, kendi parti mensuplarımız açısından, onların psikolojisinde onların ruh dünyasındaki karşılığını anlamak zorundaydık. Belediye başkanlarımız tutuklandığında da biz milletvekilleri olarak bunu engelleyebilecek güçlü ve etkin bir iradeyi ortaya koyamadık.

Takvim olarak baktığımızda bence asıl Cizre Sur bir dönüm noktasıdır. Orada aslında belki biz çok büyük engellerle karşılaştık daha başka yapabileceğimiz ne vardı, bu elbette sorgulanmalı. Elimizden geleni yapmaya çalıştığımızı sanıyoruz; ama sonuç itibariyle gücümüz yetmedi. Cenazelerin haftalarca sokakta kalmasını engelleyemedik, çocukların cenazelerinin kokmasın diye buzdolaplarında saklamasını engelleyemedik. O zaman asıl belki de bizim önemsememiz gereken yargılama devletin yaptığı yargılama değil; devletin işte bizi cezalandırma gerekçesi değil bizim toplum nezdindeki yargılanmamızdır. Onların düşünce dünyasında bizimle ilgili işleyen yargılama sürecidir. Toplumsal yargılama devletlerin yargılanmasından çok daha önemlidir, belirleyicidir. Bunun öz eleştirisini yapmak, bununla yüzleşmek açısından elbette cezaevi önemli bir değerlendirme ortamını belki sağlıyor.”