Böke: Dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda vicdanım ‘hayır’ demeyi gerektiriyordu

Mayıs 12, 2017, 9:05 am
CHP’de iç tartışmaların yaşandığı süreçte parti sözcülüğü ile birlikte genel başkan yardımcılığı ve MYK üyeliğini bırakan Selin Sayek Böke,

Milyonlarca yurttaşın 16 Nisan referandumun gayrımeşruluğuna tepkisinin sürdüğü dönemde, CHP’de başlayan tartışma, parti sözcüsü Selin Sayek Böke’nin istifasıyla farklı boyut kazandı. Böke’nin sözcülükle birlikte MYK üyeliği ve genel başkan yardımcılığını bırakmasını “yürütme”ye dair ve “atandığı” görevlerden feragat olarak okumak mümkün. Kullanmadığı “sine-i millet” kavramıyla ilgili soruya verdiği “tüm seçenekler masada” yanıtı üzerine gelen hızlı düzeltme, Böke’nin istifasının görünürdeki nedeni gibi duruyor.

Böke Cumhuriyet Gazetesi’nden Çiğdem Toker’e konuştu. Böke’nin verdiği bazı mesajlar şöyle:

İstifa açıklamanızda yer alan eleştiri ve gerekçelerde, Genel Başkan Kılıçdaroğlu ile parti yönetimi açısından sürpriz var mı?

İşleme konulmak üzere verdiğim, iki satırlık rutin bir istifa dilekçesiydi. Ama dilekçeyi gerekçelendiren siyaset anlayışımı ve buraya giden itirazlarımı, hem o günkü görüşmemizde hem de farklı zamanlarda sayın genel başkanımla paylaşmıştım. Dolayısıyla metinde sürpriz yoktu.

Bu kadar net ifade ediyorsunuz.

Çok rahatlıkla. Hiçbiri sürpriz değildi. Herbiri, hem MYK’larda hem de sayın genel başkanla görüşmelerimde ilettiğim itirazların bir özeti.

Dolayısıyla bu istifaya giden sürecin kırılma noktaları olmalı?

Elbette herşey o gün olup bitmedi. Ama takvimsel bir şey koyup, bu sertlikte ifade etmek siyasetin doğasına uymuyor. Siyaset akışkan birşey. Şöyle diyeyim: Temsil ettiğim siyaseti ve seçmeni, onların sesi olmam gerektiğini düşündüğüm her kritik dönemeçte itirazları dile getirdim.

Dokunulmazlıklar bu dönemeçlerden biri miydi?

Dokunulmazlıklar her birimizin kendi vicdanında oy verdiği bir süreç. Benim vicdanım orada hayır demeyi gerektiriyordu. Partimizin genel tavrının da hayır olması gerektiği konusundaki ısrarlı tutumumu, hem MYKda hem son ana kadar sayın genel başkanımla yaptığımm görüşmelerde dile getirmek konusunda hiçbir tereddüt duymadım.

Partinizden 16 Nisan sonrasında izlenen bazı tutumları eleştiriyorsunuz?

Biz milyonlara, bütün kişisel dertlerinizi bir kenara bırakın, hastaysanız bile o sandığa mutlaka gidin, dedik. “Siz yoksanız demokrasi eksik” dedik. Bize düşen görev de onların ortaya koyduğu iradeye, aynı kararlılık ve ısrarla sahip çıkmaktı. Bu görüşümü paylaştım. CHP, AKP’nin ortaya koyduğu siyasetin karşısında laik, demokratik solda, bugünkü düzen altında ezilenlerin sesi olmakla yükümlü siyasi alternatif olmak zorunda. Bu alternatifin yeterince güçlü konulmadığını düşündüğüm her dönemeçte itirazımı dile getirdim.

Açıklamanızda CHP’nin gayrımeşru oyları meşrulaştırmaması ifadesi kritikti?

Biz bütün baskılara rağmen cesaretle, özgüvenle kendi sözünü söyleyebilen milyonları gördük. Biz öncelikle düşen, bu milyonların dışında kalanları ikna etmek değil. O milyonlara sahip çıkmak. İşte bu duygunun yaşatıldığından tereddüt duydum. Çünkü referandum buluşmalarında hep söyledim ki, “Hayır”, salt siyasi partilerin savunacağı bir mesele olamaz. Siyaset ve demokrasi, bireyin siyasi partiler dışında örgütlenebildiği, siyasi partilerle ortaklaşabildiği bir zeminde olur. Dolayısıyla siz yoksanız, sokakta anayasal demokratik hakkınızı kullanamıyorsanız demokrasi eksik.

Olması gereken ne?

2019’u bir referandum olarak çerçevelemek. Yeniden bir referandumla, yetkiyi Saray’dan alıp halka vereceğimiz bir iddia ortaya koymalıyız. 2019’daki Cumhurbaşkanı, Türkiyeyi parlamenter sisteme geri döndürecek, güçlü bir Meclis’i inşa edecek adımları da hızla atacak işler yapmalı. Kendi yetkilerini ortadan kaldıracak, Türkiye’yi parlamenter sisteme geri taşıyacak.