“Bu kumaştan diktatör çıkmaz. Erdoğan’ın Allah korkusu bunu engeller”

Mart 26, 2017, 9:15 am
Eski Başbakan Yardımcısı ve AK Parti Ankara milletvekili Yalçın Akdoğan, “Lider-Siyasi Liderlik ve Erdoğan” isimli kitabını anlattı. Akdoğan, Erdoğan' için, "Bu kumaş­tan diktatör çıkmaz. Erdoğan’ın hem demokratik hukuk sistemini kabullen­miş olması hem de Allah korkusu ve millete olan sevgisi, bunu engeller." ifadelerini kullandı.

Eski Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, Gazete Habertürk’ten Kübra Par’a konuştu. “Bu kitabı bir vebal duygusuyla, Tay­yip Erdoğan’ın nasıl bir yönetici olduğunu anlatmak ve gelecek kuşaklara siyasetin temel değer­leriyle ilgili bir çerçeve çizmek için hazırladım.” diyen Akdoğan, Erdoğan’ın Allah korkusunun diktatör olmasını engelleyeceğini söyledi.

Erdoğan’ın bazı kesimleri kutuplaştırdığı iddialarına ilişkin soruya Akdoğan şöyle yanıt verdi:

“15 yıldır sokakları harekete geçiren, toplum kesimlerini birbirine düşüren, tahrik eden bir yakla­şım sergiledi mi? Birtakım olaylara karşı demokratik direnç ortaya koydu. Bazı odakların kendisine sal­dırdığı durumlarda kendi kitlesini de sokağa çıkardı, demokratik gösteriler yapıldı. Ama herhangi bir kesime dönük kışkırtıcı bir dil kullanmadı. Kendi tabanını konsolide eden çıkış­ları olmuştur. Ama bunlar tepeden halka dönük değil, efendilik taslayan güç odaklarına karşıdır.”

Erdoğan’ın başına gelenlerin başka bir liderin başına gelmediğini söyleyen Akdoğan şöyle devam etti:

“Dünyada hiçbir lider mutlak anlamda takdir toplamaz ki… Bir kere ideolojik farklılıklar var. Erdoğan yüzde 52 ile seçildi ama belki de onu başarılı bulan, “İstikrar için gereklidir” diye düşünen yüzde 60-70… Önemli olan budur. Ayrıca siyasi mücadele bazen sizin dışınızdaki sebeplerle sertleşebiliyor. Tayyip Erdoğan’ın başına gelenler kimin başına geldi? Gezi olayları, Kobani kalkışması, 17-25 Aralık, ailesiyle ilgili çıkarılan tapeler, cunta girişimi, terör saldırıları… Bu kadar çok saldırıya başka hangi lider maruz kaldı? Bu olaylar bir sertleşme yarattı ama dediğim gibi bu halka yönelik değil, bu odaklara dönüktü.”

“Thomas Hobbes’un Leviathan adlı kitabının kapağında, liderin bir elinde asa, bir elinde kılıç vardır. Bunların biri otoriteyi, diğeri gücü temsil eder. O otorite, halkın gönüllü olarak kanun­lara uyması ve gönüllü bağlılığın getir­diği bir otorite oluşumudur. O otoriteyi halk kabul ettiği için zaten devlet vardır. Bu açıdan baktığımızda halkın lidere sevgisi ve bağlılığı elbette bir otorite tesis eder, bu tüm liderler için geçerlidir. Ama ‘otori­ter’ olmak başka bir şeydir. Otoriter olmak tepeden birta­kım şeyleri dikte etmek, dayat­maktır. Erdoğan, kime karşı bir baskı, dayatma uygulamış ki otoriter olsun? Bir kere Tay­yip Erdoğan, hukuki meşruiyete son derece önem verir. Partisi kapa­tılmak istendiğinde dahi hukuk dışı bir yola tenezzül etmedi. Mahkeme karar­larını eleştirebilir ama ona rıza gösterir. Hukuki meşruiyete bağlı olmak, otoriterlikten ayrıştırır. Bu kumaş­tan diktatör çıkmaz. Erdoğan’ın hem demokratik hukuk sistemini kabullen­miş olması hem de Allah korkusu ve millete olan sevgisi, bunu engeller.”

MEDYAYI SİNDİRMEK GİBİ BİR DERDİ OLMADI

“Erdoğan, “Bunları sindirip baskı altına ala­lım” veya “Birilerinin ekmeğiyle oynayalım” tavrı içine girmedi. O sahici bir siyasetçi. İçin­deki, dışındaki bir. Medyadan bir saldırı olursa ya dava açıyor ya da çıkıp cevap veriyor. Her gün sabah kalkıp “Erdoğan’a nasıl sal­dırabilirim, nasıl yok edebilirim?” diye düşü­nen gazeteler, televizyonlar var. Otoriter ya da totaliter biri olsa bunlara izin verir miydi? Tay­yip Erdoğan’ın burada tek yaptığı, cevap ver­mek. Birileri işgüzârlık yapabilir, durumdan vazife çıkarabilir ama Tayyip Erdoğan’ın böyle bir beklentisi yok. Gazetecilik sebebiyle tutuk­lanan da yok. Ajanlık yapma, devlet sırlarını ifşa etme, terör yüzünden tutuklananlar var. Darbenin bir parçası olarak medyayı kullanan­lar oldu. Bu da basın özgürlüğü kapsamında ele alınamaz. Ama kısacası, Erdoğan’ın medyayı sindirmek gibi bir derdi hiç olmadı.”