Ana sayfa Gündem Demirtaş: Erdoğan, Türkiye’yi yarı açık cezaevine dönüşürdü, bir numaralı mahkûm da kendisi

Demirtaş: Erdoğan, Türkiye’yi yarı açık cezaevine dönüşürdü, bir numaralı mahkûm da kendisi

PAYLAŞ

HDP’nin 1.5 yıldan uzun süredir Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 15 Temmuz 2016’daki başarısız darbe girişimi sonrası ülkeyi bir ‘yarı açık cezaevi’ne dönüştürdüğü, en büyük mahkûmun da kendisi olduğu yorumunda bulundu.

İtalya’nın köklü gazetelerinden Corriere della Sera’nın, sorularına tutuklu bulunduğu cezaevinden avukatları aracılığıyla yazılı olarak cevap veren Demirtaş’la yaptığı “Ben cezaevindeki bir adayım, Kürtler Erdoğan’a oy vermeyecek” başlıklı söyleşi şöyle:

Türkiye, 2017’de başkanlık sistemine geçişi getiren anayasa değişikliğinin onaylandığı referandumun ardından 24 Haziran’da yeni parlamento ve devlet başkanı için sandığa gidiyor. İslam yanlısı AKP’nin lideri Recep Tayyip Erdoğan büyük bir avantaja sahip ancak ilk turdaki % 50 barajını geçemeyebilir. Bu durumda, 8 Temmuz’da ikinci bir oylamaya gidilecek.

İmkansız bir mücadele ama o inanmayı bırakmıyor. Kürt yanlısı HDP partisinin eski eşbaşkanı 45 yaşındaki Selahattin Demirtaş, cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasını Edirne’deki 12 metrekarelik hücresinden başlattı. Eski insan hakları avukatı terörizmle suçlanıyor ve 142 yıl hapis cezası ile karşı karşıya. Dış dünyaya tek erişimi, eşi ve avukatlarıyla yaptığı görüşmeler. Corriere’nin sorularına verilen yazılı cevaplarıyla yapılan bu röportaj Demirtaş’ın gücünü ve mizah duygusunu kaybetmediğini gösteriyor:

“Başarısız darbeden sonra Erdoğan Türkiye’yi yarı açık hapishaneye dönüştürdü ama TV ve gazetelerden gördüğüm yüzüne baktığımda bana öyle geliyor ki bir numaralı mahkumu kendisi. Zamanı tükeniyor.”

Günde 4 saatlik uyku…

Cezaevinden seçim kampanyanızı nasıl yürütüyorsunuz?

Aslında tam olarak yapamıyorum. Buradan yaptığım şey esasen bir kampanya yürütmek değil, dışarıda tüm zorluklara rağmen süren kadın ve gençlerin öncülük ettiği çalışmaya destek sunmaktır. Günde 4 saatlik uyku ile dışarıdan gelen not ve haberleri takip edip, en hızlı şekilde yanıt vermeye çalışıyorum. Bu aşamada sosyal medya hesaplarımı etkili şekilde kullanmaya çalışıyorum. Ancak dışarıda hayat hızlı akıyor, gündem sürekli değişiyor. Yani sorun sadece doğrudan sesimi duyuramıyor, halkın karşısına çıkamıyor oluşum değil. Diğer adaylardan kampanya yürütme konusunda her açıdan dezavantajlıyım. Ama bunu bilerek aday oldum. Benim için, Kürtler için, bu ülkenin ezilen tüm kesimleri için hiçbir şey kolay olmadı bugüne dek zaten. Anlayacağınız talimliyim, seçim gününe dek cezaevinin fiziki kısıtlamalarına rağmen elimden geldiğince kampanyamı yürütmeye devam edeceğim.

“Erdoğan da biliyor terörist olmadığımı, derdi kendi yelkenini şişirmek”

Erdoğan size “terörist” diyor. Buna nasıl cevap veriyorsunuz?

Erdoğan da biliyor terörist olmadığımı. Derdi benim üzerimden yapacağı bir linç kampanyası ile kendi yelkenini şişirmek. Ama ne yapsa da artık o yelkeni şişirmeyi başaramayacağı bir noktada. Erdoğan için düşüş çoktan başladı.

İkinci tura kalamazsanız seçmenleriniz ikinci turda muhalefetten bir adayı destekler mi? Örneğin sağ kanattan Meral Akşener gibi birisini desteklemesi mümkün olabilir mi?

İkinci tura ben kalmak istiyorum ve bunun için gece gündüz çalışıyorum. Seçmenlerim de doğal olarak beni destekler. Ancak şunu da söyleyeyim HDP’liler kendi ilkeleri çerçevesinde demokrasiden yana bir tercih yapacaktır. 

“Her zamankinden umutluyum”

Cezaevindeki günlük yaşamınızı anlatabilir misiniz?  

F Tipi yüksek güvenlikli bir cezaevinde, bir hücrede milletvekili arkadaşım Abdullah Zeydan’la birlikte kalıyorum. 12 metrekare yaşam alanı olan bir hücrede 2 kişi tutuluyoruz. Gazete ve TV’den yararlanabiliyorum. Haftada 1 saat aile görüşü, 15 günde bir 10 dk ailemle telefonda konuşabiliyorum.

İlk seçim “miting”nizi hücrenizden verdiniz. Kendinize siyasi bir mahkum dediniz. “Yurttaşlarımız adaletsizliğin mağduru oldu” dediniz, umudunuzu kaybettiniz mi?

Hayır, her zamankinden umutluyum. Orada sadece bir gerçekliği ifade ettim. İktidarın özellikle son üç senede bu ülkeye verdiği şey şiddet, adaletsizlik ve hukuksuzluktur. Bunun da en büyük mağduru halk. İşte biz burada devreye gidiyoruz, durum bu ve gidişat böyleyken, AKP’ye dur deme iddiasındayız. Umudumuzu kaybettiğimiz zaman siyaseti de bırakmamız gerekir. İktidarın ülkeyi getirdiği duruma rağmen halka baktığımızda, umudumuzu kaybetmemizi gerektirecek bir şeyin olmadığını söyleyebilirim. Bir değişim şarttır ve bu çok yakın.

Sizce 15 Temmuz 2016’da tam olarak ne oldu?

Gerçek bir darbe girişimiydi yaşadığımız. Bir yönüyle erken doğuma zorlanmış bir darbe, kontrollü bir darbeydi de. Darbe girişimi sonrası demokrasi ve barış etrafında birlik sağlanması ve kutuplaşmanın önüne geçilmesi için bir fırsat yaratılabilirdi. Ancak Erdoğan darbe girişimini “Allah’ın bir lütfu” olarak görerek Türkiye’yi OHAL ile yönettiği bir yarı açık cezaevine dönüştürmeyi seçti. Erdoğan farkında olmayabilir, ama TV ekranında gördüğüm son hallerine bakarak şunu söyleyebilirim, bu cezaevinin bir numaralı mahkumu da kendisi.

Afrin’deki askeri saldırı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın aşırı milliyetçilerle olan seçim ittifakının Kürt tabanı dışladığını düşünüyor musunuz?

Evet, öyle görünüyor. Bunun seçim sonuçlarına yansıyacağını ve Kürtlerin önemli bir kısmının AKP’ye oy vermeyeceğini düşünüyorum.