Ergun Babahan: Türkiye, varlığını sadece bir kişiye tapınmaya bağlayan bir ülke haline geldi

Temmuz 01, 2017, 9:10 am
"Türkiye hiçbir zaman özgürlükler ülkesi, adalet ve hukuka önem veren bir ülke olmadı. Ama herhalde böyle bir dönem de yaşamadı. "

Türkiye’nin giderek medeni dünyanın nefret objesi haline geldiğini, AKP’li olmayanlar için ise yaşamın her geçen gün daha da zorlaştığını söyleyen artıgerçek yazarı Ergun Babahan, “Türkiye hiçbir zaman özgürlükler ülkesi, adalet ve hukuka önem veren bir ülke olmadı. Ama herhalde böyle bir dönem de yaşamadı. Her alanda çöküşü yaşayan, varlığını sadece bir kişiye tapınmaya bağlayan bir ülke haline geldi” diye yazdı.

İktidara yakın medyanın yanı sıra muhalif medyayı da eleştiren Babahan, iktidara yakın medyanın tek varlık nedeninin sürekli Erdoğan’ı doğrulamak ve yüceltmek olduğunu söylerken, muhalif medyanın ise mağdurun kimliğine göre tepki verdiğine dikkat çekti.

Babahan yazısına şöyle devam etti:

Basit bir örnek, Ankara’nın göbeğinde siyah minibüslerle kaçırılan Cemaat mensupları. Sayıları 20’ye yaklaşan bu insanlara tek sahip çıkan CHP milletvekili ve insan hakları savunucusu Sezgin Tanrıkulu ile BBC Türkçe servisi oldu.
İşin garibi, muhalif-sol kimlikli birçok haber sitesi, bu haberi bile görmezden geldi; BBC’ye atıf yapıp kullanmaktan imtina etti. Artı Gerçek dahil.
Oysa ortada açık bir insan hakları ihlali, hukukun çiğnenmesi, işkence iddiaları ve korku dolu eşler ve çocuklar vardı.
Bu dönemde, Cemaat mensuplarının maruz kaldığı hukuksuzluklara sahip çıkmak politik açıdan doğru görünmediğinden olsa gerek, bu olay yok sayıldı. Bu haberi yapmanın Cemaate sahip çıkmak gibi algılatılmasınlar endişe edildi.

“Türkiye olağanüstü bir dönemden geçiyor ve bu sürecin ne zaman sona ereceği belirsiz. Bu gidişin sonunun ülke ve halkları için felaket olacağını söylemek için kabin olmaya gerek yok.” diyen Babahan çözüm için demokrasi, hukukun üstünlüğü ve Avrupa birliği standartlarını gösterdi:

Tek çıkış yolu var: Asgari müştereklerde buluşmak…
Bunu yaparken Kürt meselesini inkar ederek veya vahim insan hakları ihlallerini görmezden gelerek yapamazsınız.
Bizi diğerlerinden ayıracak olan mağdurun kimliğine göre tepki vermemek, devletin her türlü hukuksuzluğuna karşı tepki koymak, bu hukuksuzluğu afişe etmek olacaktır.
Yapılacak olan şey basit:
Her türlü şiddet eylemini reddeden, barışçıl direnişte birleşen bir çizgi oluşturmak. Demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü ve Avrupa Birliği standardını çıta kabul etmek. Herkesi kendi kimliğiyle kabul edip saygı göstermek.
Asgari müştereklerde buluşulmazsa, demokrasi cephesinin başarı şansı olmaz. AKP, gerek sandık hileleri, gerekse paramparça muhalefet yapısından yararlanarak keyfi yönetimini sürdürür.
Kılıçdaroğlu’nun ‘Adalet Yürüyüşü’ ve HDP’nin bu yürüyüşe tepkisi önemli bir adımdır ama yeterli değildir. Demokrasi ve hukuk talebi, her türlü endişeyi aşacak güçte olmazsa, ağır bedeller ödenmeye devam edilecektir.

Yazının tamamı için…