Açlık grevinin 64.gününde Nuriye Gülmen: Bu bir ekmek kavgası

Mayıs 11, 2017, 9:36 am
KHK ile işten çıkarılan ve 64 gündür açlık grevinde olan akademisyen Nuriye Gülmen, "Herkes anladı. Buna inanıyoruz: Bu bir ekmek kavgası. İşimize sahip çıkmaya çalıştığımızı herkesin bilmesi bize güç veriyor" dedi.

KHK ile işten çıkarılan akademisyen Nuriye Gülmen ile öğretmen Semih Özakça, işlerine geri dönmek için başlattıkları açlık grevinde 64. güne girdi. Sağlık durumu gün geçtikçe kötüleşen Gülmen, “İşimizi istiyoruz” diyor.

Gülmen’in Kasım 2016’da Ankara Yüksel Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı önünde başlattığı eyleme bir süre sonra öğretmen Semih Özakça da katılmıştı. Selçuk Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü kadrosunda iken açığa alınan Gülmen’in 9 Kasım’da “işimi istiyorum” sloganıyla başlattığı oturma eylemi, sürekli gözaltılarla birlikte kamuoyunun gündemine geldi.

Tekerlekli sandalyesinden ayağa kalkmakta, konuşmakta zorlanan ancak işine dönme umudunu hiç yitirmeyen akademisyen Gülmen DW Türkçe’ye konuştu:

“Açlık grevi dünyada ve özellikle adaletsizliklerle dolu Türkiye’de haksız bir şekilde işinden olan insanların işlerine dönmek için başvurdukları bir yöntem. Türkiye’de daha çok ölüm oruçlarıyla biliniyor. Geçmişe biraz baktığınızda, işini isteyen emekçilerin açlık grevi yürüttüklerini öğrenebilirsiniz. Böyle bir gelenek var ülkemizde. İşine dönmek isteyen taşeron bir işçi açlık grevi başlatıp, işine dönebilmişti. Bir de öğretmen Hatice Yüksel’in hikayesi var. 2015’te görevinden uzaklaştırılıp yaptığı eylemlerden sonra işine dönmüştü İngilizce öğretmeni Hatice Yüksel. Biz burada, yaşadığımız adaletsizliği anlatmak, sesimizi duyurmak için çeşitli yöntemlere başvurduk. İmzalar topladık, halka bildiri dağıttık, kapı kapı dolaştık, yaşadıklarımızı anlattık, gazetecilerle görüştük, milletvekillerinin yanına gittik. Sesimizi duyurmak için her türlü hakkımızı sonuna kadar kullandık. İnsan Hakları Anıtı önünde yaptığımız basın açıklamaları, gözaltına alınmalarımız, bize eşlik eden vatandaşlar, bizi ziyarete gelenler. Haksız yere işten atıldığımızı anlatmadığımız kalmadı. Sonra, bu anıtın önündeki varlığımız, protestolarımız ciddi bir bilinirlik kazandı. Eylemi bilmeyen, duymayan kalmadı adeta. Gözaltına alınıp, serbest bırakıldık. Haklılığımızı anlatmaktan vazgeçmedik ama hiçbir şekilde hükümetin dikkatini çekemedik. Bizi hiç dinlemek istemediler. Bütün bu eylemlerin arkasından da açlık grevi geldi.”

“Ekmek kavgası”

Bizim eylemimiz tek kişilik ya da iki kişilik, basit bir eylem olarak adlandırılabilir. Türkiye’de neler yaşandığının farkındayız. Biz basit bir şey istiyormuşuz gibi görülebilir. Evet, basit bir şey istiyoruz, temel bir hakkımızı istiyoruz. İşimizi istiyoruz. Bunun için de sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Bizi açlıkla terbiye etme politikasına karşı direnmekten vazgeçmiyoruz. Grev boyunca bunları anlatma çabamız daha iyi anlaşıldı. Elbette, biz de farkındayız. Bir gecede, KHK’larla binlerce insan işinden edildi ülkede. Böylesi yakıcı gerçekleri de biliyoruz. Herkesin başına gelenin kendi başımıza da gelebileceğini göstermeye çalıştık vatandaşlarımıza. Onlar da bize büyük destek verdi. Her gün bizi ziyarete gelenlere binlerce kez teşekkür etmek istiyoruz. Herkes anladı. Buna inanıyoruz: Bu bir ekmek kavgası. İşimize sahip çıkmaya çalıştığımızı herkesin bilmesi bize güç veriyor. Ama şunu da biliyoruz ki, bize hükümet yüz çevirdikçe, biz de direnişimizi, ekmek kavgamızı sürdüreceğiz.