İftira at, mesleğe dön: İslamcı hükûmetin muhafazakâr mağdurları kitap oldu

Ekim 19, 2017, 11:29 am
15 Temmuz Darbe Girişiminin ardından suçlanarak işten atılan, ya da hapse giren mağdurların Yeni Asya Gazetesi’ne gönderdiği mektuplar “Üç dal papatya” ismi altında derlenerek kitap oldu. Yeni Asya Muhabiri Nur Ener tarafından hazırlanan kitap, Ener’in de benzer suçlamalarla hapse atılmasıyla arkadaşları tarafından tamamlandı

15 Temmuz darbe girişiminin ardından Gülen Cemaatine yönelik operasyonlar neticesinde kesin sayısı bilinmeyen on binlerce insan Kanun Hükmünde Kararname ile işinden atıldı. Gerekçeler bazen isimsiz bir ihbar mektubu, bazen Bylock programı ya da cemaat yanlısı bir dernek ya da sendikaya üyelik oldu. Tabii birde daha ciddi suçlamalar ile tutuklananlar var. Çoğunluğu muhafazakâr dünyanın mensubu bu insanlar sol camianın onlarca yıla yayılan insan hakları mücadelesinin dışında kaldıklarından seslerini çok duyuramadılar. Muhafazakâr camianın insan hakları derneklerindeki değişimden sonra da bu derneklerde kapılarını bu insanlara kapattı. Yeni Asya gazetesi Said-i Nursi geleneğini izleyen çizgisiyle bu kesimin itirazlarını iletebileceği bir medya organı oldu.

Mağdurları dinlerken kendisi de mağdur oldu

Duvar’dan Sadık Güleç’in yaptığı habere göre Yeni Asya Gazetesi’nde N.Nur Ener bu mektupları okuyup bir kitap haline getirme düşüncesiyle derlemeye başladı. Ancak onun bu çabası geçtiğimiz Mart ayında yapılan bir ihbarla cemaat üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklanmasının ardından kesintiye uğradı. Yeni Asya gazetesi tutuklanan editörleri Naciye Nur Ener’in yaptığı çalışmayı devam ettirip kitabını yayımladı. Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Kazım Güleçyüz kitabın tanıtım toplantısında yaptığı konuşmada Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nde olan N.Nur Ener’e kendi yazdığı kitabının verilmediğini ve gazetelerinin de içeri alınmadığını belirtiyor. Kitaba ismini veren üç dal papatya ise cezaevindeki babasına papatya götüren bir çocuğun çiçeklerine el konmasını anlatan gazeteye gelen mektuplardan birinde geçiyor.

Neden ihraç edildiklerini bile bilmiyorlar

Üç Dal Papatya haksız yere işten çıkartıldıklarını, tutuklandıklarını, dışlandıklarını düşünen yüzlerce kişinin yazdığı mektuplardan oluşuyor. Öğretmenler, polisler, devlet memurları, öğrencilerin mektupları mevcut. Hepsinin ortak özelliği bürokrasinin tepelerinde olmayan aylık maaşı ile geçinen, çoğunluğu üye oldukları sendikaya, derneğe hatır gönülle üye yapıldıklarını ilk fırsatta ayrıldıklarını söyleyen sıradan insanlar olmaları.
Bazıları faizsiz diye Bank Asya’da hesap açtırmış, bazıları nasıl üye olduklarını dahi hatırlamadıkları derneklere kayıtlı oldukları için, bazıları ise isimsiz ihbar mektupları ile işlerinden olmuşlar.

İşlerinden KHK ile atılanların en büyük itirazını öğretmenlik mesleğinden çıkartılan bir kişinin yazdığı şu kısa mektup aktarıyor:

Yaşadığım mağduriyetler:

1- Meslekten ömür boyu men
2- Diplomanın iptali
3- Özelde hiçbir sigortalı işte çalışmama yasağı
4- FETÖ terör örgütü olarak anılma
5- 79 milyon insana beni terörist gibi ilan etme
6- Halkın bana kötü gözle bakması
7- Yargısız infaz

Öğretmen KHK ile işten çıkartılan binlerce insan gibi “neden ihraç edildiğini” bilmediğini ve kendisine bunun söylenmediğini belirtiyor. Bu durumda kendisini savunmasının da önü kapatılmış oluyor.

Olmayan derneğe üye oldu diye ihraç ettiler

Kitaptaki mektupların hepsi aynı zamanda birer öykü. Her öykü gibi trajik olanların yanında komediye dönüşenler de var. Tam 79 gün gözaltında kaldıktan sonra serbest bırakılan cemaat üyeliği ile suçlanan bir öğretmen gözaltında kendisine sorulan soruların peşine düşmüş. Öğretmene sorgusunda neden Fen Eğitimi Yapan Okulları ve Öğrencilerini Koruma Derneğine üye olduğu sorulmuş. Böyle bir dernekten haberi olmadığını söyleyen öğretmen kendisini sorgulayan polisten “Hem üye oluyorsun hem bilmiyorsun öyle mi?” cevabını alınca serbest bırakıldığında ilk işi bu derneğin peşine düşmek olmuş. Ancak çevresindeki öğretmen arkadaşları da böyle bir derneği duymadıklarını söylemişler.

Bunun üzerine gözaltına alındığı Kastamonu Emniyeti’nin Dernekler Masası’na başvurmuş. Meslekten ihraç nedenlerinden birisinin bu derneğe üyelik olduğunu söyleyen KHK mağduru öğretmene polisler Kastamonu’da böyle bir dernek olmadığını söyleyerek Ankara Dernekler Masası’na başvurmasını tavsiye etmişler. Devletin başkentinde yaptığı yazılı başvuruya gelen cevap ise durumu daha da karışık hale getirmiş. Gelen yazıda “altta Ek-1 ile cevap verildiği, onunda altında ek-1’in gönderilmediği” cevabı varmış.

Öğretmen mektubunda devlet bürokrasisinde cemaat üyeliği’nin gerekçesi sayılan derneği arama ve istifa etme çabasını uzun, uzun anlatıyor. Ancak umudunu kestiği bir gün fen lisesinde müdürlük yapmış olan arkadaşına bahsetmesi ile derneğin akıbetini öğreniyor. Arkadaşı “Ben kurdum” cevabını vermiş. Okul müdürü 2005 yılında bir grup öğretmen ile derneği kurmuş ve yakın bulduğu öğretmenlerin bazılarını onlara haber vermeden üye yapmış. Ardından faaliyeti olmayan derneği kısa bir süre sonra feshetmişler. Derneğin niye cemaatçi sayıldığı ise elbette bir gizem olarak kalmış. Ancak derneği bulması mesleğe geri dönmesini sağlamamış.

İşinden olanlar yalnızca devlette memur olanlar değil. KHK ile atılan bir belediye işçisi valilikte kurulan komisyona itiraz ettiğinde yetkilinin “Sanki tek elden çıkmış dilekçeler var” diyerek başvurularda cemaat parmağı imasında bulunduğundan şikâyet ediyor. Annesi, babası ve üç çocuğuna bakmak zorunda olduğunu söyleyen işçi “Ben internetten baktım, ne yazabilirim diye. Valilikte dilekçeyi verirken dikkatimi çeken orada dilekçe yazanların da aynı sitede yazılanları birbirlerine söylemesi. İnsanlar şaşkınlık içinde ne yapacağını bilemez durumda” diyor.

28 şubat’ta da mağdurlardı şimdi de

Kitapta yer alan mektuplarda özellikle kadın mağdurlar benzer bir durumu 28 Şubat sürecinde de yaşadıklarını söylüyorlar. Diyanet İşleri Başkanlığı’nda çalışan kadın hafız 28 Şubat sürecinde başörtülü resminden dolayı okuyamadığını belirterek şöyle diyor:

“Mesleğe başladığım 2011 yılından 20 Temmuz 2016 tarihinde açığa alınmama kadar geçen sürede Erzurum’un -30 derece soğuğunda gidilmedik dağ köylerine gittim. Allah’ı, kitabı anlattım, gitmeliydim, çünkü bu benim vazifemdi. Belki de oralardaki insanların hepsi ilk defa resmi bir kurumun kadın hocasını görüp sohbetini dinliyorlardı, devletin onlara da değer verdiğini görüp seviniyorlardı.”

İftira at, mesleğe dön

Kitapta KHK ile işten atılanlar içinde en büyük grubun öğretmenler olduğu görülüyor. Bunun en önemli nedeni ise yazılan mektuplardan çıkan sonuca göre bu öğretmenlerin Aktif-Sen adlı sendikaya üye olmaları. Anlaşıldığı kadarı ile meslekten atılma için bu sendikaya üyelik yeterli görülmüş. Sendikaya üye olduğu için işinden olduğunu söyleyen öğretmen içinde bulunduğu çıkmazı şu cümlelerle ifade etmiş:

“Beni soruşturmalarını istiyorum. 14 yıl aynı okulda çalıştığım meslektaşımın hatrını kırmamak için üye olmuştum. Şimdi de diyorlar ki, mobbing yaptı, diye savcılığa şikâyet etmeliymişim, ancak böyle dönebilirsiniz diyorlar… Bunların gündelik hayat gerçeklerinden haberleri yok mu? Ben bu insanın bir kötülüğünü görmedim. Ne diyeceğim savcıya, iyi insandır, melek gibidir, kimseyi kırmaz… İyi olduğu için davacıyım mı diyeyim? Yoksa beni kandırdı deyip iftira mı atmış olayım ona? Sizce hangisi uygun?”