Kaboğlu: Mahkemelerin AKP tarafından denetlendiği bir döneme giriyoruz

Mayıs 15, 2017, 8:30 am
KHK ile, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Başkanlığı görevinden ihraç edilen Anayasa Profeserü İbrahim Kaboğlu, "Hukuk devletinin bir “Parti Devleti” haline getirildiği ve mahkemelerin AKP tarafından denetlendiği bir döneme giriyoruz" dedi.

7 Şubat’taki KHK ile, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Başkanlığı görevinden ihraç edilen, ANAYASA DER (Anayasa Hukuku Araştırmaları Derneği) Başkanı, Sorbonne Nouvelle Konuk Öğretim Üyesi İbrahim Kaboğlu, hakim atamaları, Danıştay Başkanı’nın açıklamaları ile Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın kritik eşiği aşan açlık grevi karşısındaki Hükümet tutumunu Evrensel’den Serpil Berk’e değerlendirdi:

HSYK yapısı neden değiştiriliyor? Ve neden bu aciliyet?

Bilindiği gibi anayasa değişikliğinin en tartışmaları konulardan biri yargı ayağı oldu. Her ne kadar yasama, yürütme, yargı bağlamında hiçbir ülkede olmadığı şekilde cumhurbaşkanına aşırı yetkiler verilse ve parlamentonun sahip olduğu yetkiler hiçbir şekilde gerekçelendirilmeden tek kişiye, yani cumhurbaşkanına devredilse de, bağımsız olması gereken yargının üst örgütünün bu şekilde yürütmeye, özellikle de tek kişiye güdümlü hale getirilmesi ayrıca dikkat çeken bir konu. Burada, tarihimizde -Kanun-i Esasi dahil olmak üzere- bugüne kadar hiç olmadığı derecede yürütmenin yetkilendirilmesi söz konusu.

Yargı, 2010 anayasa değişikliğinde Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu olarak yeniden yapılandırılmıştı. Bu kez o yapılandırmayla hiç ilgisi olmayan bir düzenleme yapılıyor. Bu az tartışıldı, çünkü 7 yıl önce yapılandıran da aynı iktidardı. Şimdi de bunu tamamen değiştirdi.

Referandum sürecinde üye sayısı, üyelerin belirlenmesi gibi hususlar da tartışma konusu olmuştu ancak HSYK’ndaki “yüksek” nitelemesinin çıkarılarak, Hakimler Savcılar Kurulu haline getirilmesinin anlamı ne?

Niçin yapıldığı sorusuna anayasa metni doyurucu bir yanıt vermiyor ama bunu bütününden hareketle açıklamamız mümkün. Şöyle ki; yürütmenin bütünüyle kendisine verildiği tek kişi bütün kurumların garantörü, amiri, denetleyicisi olmak konumunda. O açıdan bakıldığında yüksek olan riyaset makamıdır. Yani bugünün Külliyesi’dir. Benim bulabildiğim en mantıksal gerekçe bu. Yani, “Yüksek olan benim, benim altımda başka bir yüksek olamaz!” Burada yargı boyutunun fazla tartışılmayan bir diğer yönü daha var. Tarafsızlık vurgusunun eklenmesi. Gerek yoktu ama konmuş olması sakıncalı değil.

Fakat şöyle bakmak lazım; tarafsız yaptın, güzel ama cumhurbaşkanını tarafsızlıktan çıkardın. Neden taraflı bir cumhurbaşkanına, tarafsız dediğin yargının üst örgütünü belirleme yetkisi veriyorsun? Söz konusu olan herhangi bir organ değil, koca Türkiye Cumhuriyeti’nin 15-20 bin hakim ve savcısı hakkında tasarrufta bulunan bir örgütü. Ve bu örgütü taraflı bir cumhurbaşkanı belirleyecek. Ya doğrudan, ya dolaylı belirleyecek.

Erdoğan başta olmak üzere evet cephesinin meydanlarda en fazla propagandasını yaptığı argüman, değişiklikle çift başlılığın ortadan kalkacağıydı. Ancak önce üyelik, 21 Mayıs’taki kongrede de partinin başına geçmesiyle yaşanacak durum ne peki? Asıl şimdi çift başlılık söz konusu olmuyor mu?

Esasen iki de değil, üç başlılık olacak. Çift başlılık demokratik bir rejimde sorgulanması gereken bir durum değildir. Çünkü demokrasinin doğuşu, gelişimi, parlamenter rejimin ortaya çıkışı çift başlılığı temsil, denge ve denetim düzeneği olarak beraberinde getirmiştir. Demokratik rejimin doğal bir sonucudur ve çağdaş demokrasiler bu, anayasal denge ve denetim düzenekleri içerisinde yürüyor. Bu bakımdan çift başlılığı ortadan kaldırma gerekçesi zaten zayıftı. Ama şimdi yapılmak istenen ve dikkat çekilmesi gereken esas çelişki, çift başlılığı ortadan kaldıracağız derken üç başlılığın getirilmesidir. Yani, cumhurbaşkanlığı, parti başkanlığı, hükümet başkanlığı. Bu aslında farklı açılardan dile getirdiğimiz çelişkiler yumağının yeni bir halkasıdır.

Öyleyse, altını çizmek bakımından, getirilen sistemi nasıl tanımlarsınız?

Hukuk devletinin bir “Parti Devleti” haline getirildiği ve mahkemelerin AKP tarafından denetlendiği bir döneme giriyoruz. Parti devletini kurma yönünde erklerin bir kişide toplandığı ve partisinin de bu toplamada araç olarak kullanıldığı; kişi, parti, devlet birleşmesinin söz konusu olduğu bir sistem.