“Kelepçelerin çözülmesiyle biz de elbiseleri yırttık”

Ağustos 14, 2017, 10:16 am
80’lerde “tek tip elbiseyi” mahkeme salonunda yırttıktan sonra çekilen fotoğrafın hikayesini anlatan Tuna Atalay, "tek tip elbise" ile siyasi tutukluların kimliksizleştirilmek istendiğini belirterek, "Bu uygulamaya karşı cunta döneminde direnişler oldu, bugün de olacaktır" dedi.

12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrası Türk Silahlı Kuvvetleri’nden (TSK) ihraç edilerek THKP/C 3’üncü Yol Davası’ndan tutuklanarak yargılanan ve “tek tip elbise”ye karşı mücadele eden Tuna Atalay, birlikte yargılandığı askerlerin üzerlerindeki “tek tip elbiseleri” yırtarak mahkemeye çıktıkları fotoğrafın hikayesini anlattı. AKP’nin 12 Eylül askeri darbe anlayışının devamı olduğunu belirten Atalay, “Cezaevlerinde ‘tek tip elbise’ uygulanırsa bu uygulamaya karşı cezaevlerinde yine direnişler olacaktır” dedi.

“Tek tip elbise”nin bugün gündeme gelmesinin nedenini “hükümetin tekçi zihniyetinin yansıması” olarak değerlendiren Tuna Atalay, “Bu durum şaşırtıcı değil. Bugünkü iktidarda olan siyasi anlayışın 12 Eylül dönemindeki politikalarını devam ettiren bir anlayışıdır. Somut olarak da bu gündemle ortaya çıktı. O zaman da cunta döneminde cezaevlerinde ‘tek tip elbise’ dayatması vardı ve o zaman da direnişler oldu. Bugün olursa yine de direnişler olacaktır” dedi.

Cunta döneminde tek tip elbise ile duruşmaya çıkarıldıklarında üstlerini yırtmış vaziyette çekilen fotoğrafın hikayesini Dihaber’e anlatan Atalay, “1984 yılında 3’üncü Yol Davası’ndan yargılandım. 82 ve 85 yılında Metris Cezaevi’nde kaldım. O zamanki cezaevlerinde her zaman bir zulüm hüküm sürüyordu. 1984 yılında tek tip elbise dayatması gündeme geldi. Tüm tutuklular tek tip elbise giyecekler diye. Tabi ki biz siyasi tutuklular olarak buna karşı çıktık ve giymeyeceğimizi ilan ettik. Bu süreçte hemen dayatmanın arkasında bizim duruşmamız vardı. Biz de bu duruşmaya çıkarılırken, 5-6 asker eşliğinde bizlere tek tek zorla elbiseleri giydirdiler. Arkadan ellerimizi kelepçelediler. Ondan sonra da bizleri mahkemeye çıkardılar. Mahkemeye çıktığımızda daha önce aldığımız karar gereği bu elbiseleri yırtacaktık. Heyet gelmeden önce kelepçeler çözülür mahkemede. Kelepçelerin çözülmesiyle biz de elbiseleri yırttık. Tek tip elbise giymeyeceğimize dair slogan attık. O sırada da o fotoğraf çekildi” diye konuştu.

Direnişimiz her zaman sürdü

Mahkemeden götürüldükten sonra askerler tarafından kendilerine işkence uygulandığını kaydeden Atalay, “Bizi dışarı attılar. Kış günüydü sanırsam. Havalandırmada don ve gömlekle kaldık. Akşama kadar beklettiler. İçeri alınca yoğun bir sıra dayağından geçirdiler. Her tarafımızı morartacak şekilde. Ondan sonra da koğuşlara attılar. Tabi ki ondan sonra da zulüm devam etti. Metris’in zulmü devam etti; ancak biz hiçbir zaman ‘tek tip elbise’ giymedik ve giymediğimiz için de yaklaşık bir buçuk yıl ne avukat görüşüne ne mahkemeye çıkabildik, ne ziyaretçi kabul edebildik, ne de havalandırmaya çıkabildik” diye konuştu.

Kimliksizleştirmeye yönelik uygulamalardı

Cunta döneminde cezaevlerinde siyasi tutukluların iradelerinden arındırılmaya yönelik uygulamaların olduğunu kaydeden Atalay, “O dönem bizlere marş söyletme, askeri düzende yürütme, tek tip elbise dayatması, sıraya dizme gibi uygulamalar vardı. Metris’te baştan itibaren siyasilerin direnişleri vardı. Bazılarını uygulayamadılar. Tüm bu uygulamaların amacı oraya gelen siyasilerin kimsizlikleştirmeye yönelik yapılan uygulamalardı. O dönem koğuşların aranması, yatakların sökülmesi, koğuştaki bütün kullanılabilir malzemelerin kullanılamaz hale getirilmesi gibi uygulamalar da yapıldı. Bu uygulama haftada 4-5 kez yapılıyordu. Bizleri yıldırmak, bezdirmek, siyasi düşüncelerinden koparmaya yönelik uygulamalardı. Ama direniş geleğenimiz hep vardı” ifadelerinde bulundu.

Direniş olacaktır

Uygulanmak istenen “tek tip elbise”nin yeniden gündeme getirilmesini kendisine 1980 yılındaki uygulamaları hatırlattığını kaydeden Atalay, “Cezaevleri yine direneceklerdir. Bu uygulama cezaevlerinde yeni bir çatışmayı beraberinde getirecektir. Yeni hak ihlallerini gündeme getirecektir. Tecritler, sürgünler ve ölüm oruçları gündeme gelebilir. Tutukluların hayatlarını kaybetmesi gündeme gelebilir diye düşünüyorum” dedi.

35 yıldır bir adım ilerlemedik

Türkiye’nin 35 yıldır demokratikleşme alanında bir adım ileri gidemediğini dile getiren Atalay, “Cunta anlayışının devam ettirilmesi istenmesinin bir göstergesidir. Başka bir sürü politikada bunu görüyoruz. Türkiye’de demokratikleşme alanında bir adım atamamışız. Bu aslında siyasi iktidarın olduğu kadar toplumsal muhalefetin de sorunudur. Toplumsal muhalefet demek ki cunta anayasanın değişmesini sağlayamamış. Cuntacılar ile hesaplaşamadığımız için bugün yine aynı anlayışıyla karşı karşıya kalıyoruz. Demokratikleşme olmadığından dolayı darbe ve darbe teşebbüsü her zaman olacağını düşünüyorum” diye konuştu.

12 Eylül’den bu güne değişen bir şey yok

Darbelere karşı oldukları için TSK’den atıldıklarını belirten Atalay, “12 Eylül’de 3’lü kararnameler ile bin 200 asker ordudan atıldı. Hiçbir yargı kararı yoktu. Aynı şekilde bugün darbe bahanesiyle KHK’lar ile insanlar işlerinde ediliyor, üniversiteler boşaltılıyor. Darbeyle alakası olmayan muhalif kesimler sürekli tasfiye ediliyor. Darbeler bahanesiyle toplumdaki toplumsal muhalefet, solcuların, sosyalist güçlerin, aydınların, toplumdaki bir çok muhalif kesimin tasfiyesiyle karşı karşıyayız. Bunun ortadan kalkması için Türkiye’de genel bir demokratikleşmenin hayata geçirilmesi gerekir. Tüm muhalif güçlerin bir araya gelerek, bizden sonraki kuşakların daha aydınlık, güzel ve refah içinde yaşaması için mücadele etmesi gerekiyor” şeklinde konuştu.