“Kendisine takılan ‘Sultan’ lakabının tamamen haklı olduğunu gösteriyor”

Şubat 14, 2017, 1:51 pm
"Erdoğan, Rusya Devlet Başkanlığı ya da Fransa Cumhurbaşkanlığı'na oranla kendisinde daha çok gücü toplayabileceği bir başka yönetim sistemi kuruyor. Bu durum kendisine takılan 'Sultan' lakabının tamamen haklı olduğunu gösteriyor."

CHP Genel Başkan Yardımcısı Zeynep Altıok sorumluluğunda hazırlanan “AKP’nin İnsan Hakları Karnesi” Rus basınında geniş yankı uyandırdı. Nezavisimiaya Gazeta, söz konusu rapor ışığında Erdoğan’ın konumunu, 15 Temmuz sonrası yaşanan baskıları ve referandum sürecini masaya yatırdı.

İgor Subbotin imzalı makalede görüşüne başvurulan uluslararası ilişkiler uzmanı Viktor Naevsky, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Rusya ve Fransa’daki yönetimlere oranla tüm gücü kendisinde toplayabileceği yeni bir yönetim sistemi kurduğunu söyledi. Naevsky’ye göre bu durum, Erdoğan’a takılan ‘sultan’ lakabının haklı olduğunu gösteriyor.

Makale şöyle devam ediyor:

Cumhuriyet Halk Partisi’nin raporuna göre, AKP iktidarı döneminde tutuklu ve hükümlülerin sayısında yüzde 232’lik bir artış yaşandı. Ülke yönetimini parlamenter sistemden başkanlığa döndürmesi muhtemel referandum öncesi açıklanan CHP’nin raporu, son 15 yıl içerisindeki insan hakları ihllallerindeki artışları da gösteriyor.

Rapor, AKP iktidara geldiğinde ülkedeki tüm tutuklu ve hükümlü sayısının yaklaşık olarak 60 bin olduğunu gösteriyor. Ancak 15 Temmuz darbe girişimiyle birlikte bu rakamda ciddi bir artış olduğu görülüyor. Darbe girişiminden sonra Erdoğan suçu ülkeyi terkeden vaiz Gülen’in üzerine koydu ve tutuklu/hükümlü sayısında yaklaşık 200 bin kişilik bir artış yaşanmasına neden oldu. Aynı şekilde rapora göre, son beş yıl içerisinde yaklaşık bin 300 kişi hakkında mahkemelerde hukuksuz kararlar verildi.

Fakat Türkiye Anayasa referandumuna hazırlanıyor ve hükumetin içerideki baskıcı politikasından vazgeçeceğine yönelik herhangi bir belirti yok. Geçtiğimiz hafta polis ve jandarma tarafından bin kişinin tutuklanmasıyla sonuçlanan 250 terör baskını gerçekleştirdi. 800 kişi Gülen Cemaati’ne üyelikten, 45 kişi IŞİD mensubu olmaktan, yaklaşık 520 kişi PKK ile bağlantılı olduğu gerekçesiyle gözaltına alındı. PKK’ya karşı yapılan baskınlar çoğunlukla Kürtlerin yaşadığı bölgelerde gerçekleşti.

KÜRT MESELESİ PARLAMENTERLERLE SAVAŞMAK İÇİN FIRSAT HALİNE GELDİ

Kürt meselesi Meclis’teki etkili parlamenterlerle savaşmak için bir fırsat haline geldi. HPD’li Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ı terör örgütü üyeliğiyle suçladılar ve birisi hakkında 142, diğeri hakkında ise 83 yıl hapis istemiyle dava açtılar. Onlar terör suçuyla kriminalize edildi. Diyarbakır savcılığının hazırladığı iddianamede ayrıca ‘halkı isyana teşvik’ ve ‘cumhurbaşkanına hakaret’ ile de suçlandılar.

Rusya Bilim Akademisi Dünya Ekonomisi ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü kıdemli uzmanı Viktor Nadein-Raevsky, Erdoğan’ın kendi konumunu güçlendirmek için birkaç yıl önce başkanlık sistemine geçmeye niyetlendiğini söylüyor. Naevsky referandum sürecini şöyle yorumluyor: “Planladığı gibi o hükumete başkanlık ecedek, yönetim ise birkaç Cumhurbaşkanı yardımcısına emanet edilecek. Pratikte ülke yönetiminin bütün temel fonksiyonları onun ellerinde olacak. Geriye ne parlamento ne de Cumhurbaşkanı’nın denetimine verilecek olan yargı kalacak.”

Erdoğan’ın darbe girişiminden sonra halkı birleştirmeyi başarabildiğinin altını çizen Naevsky bunun geçici bir durum olduğunu söylüyor.

“Türk seçmeni diğer ülkelere göre galiba daha mobil. Onun hoşlandığı ve hoşlanmadığı şeylere yönelik çok hızlı değişen bir bakış açısı var. Erdoğan, partisi parlamento seçimlerini kaybettiğinde ve kendisi cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazandığında bunu hissetti. Bu nedenle onun kendisini bu tip demokratik kıyımlardan koruması gerekiyor. Erdoğan, Rusya Devlet Başkanlığı ya da Fransa Cumhurbaşkanlığı’na göre kendisinde daha çok gücü toplayabileceği bir başka yönetim sistemi kuruyor. Bu durum kendisine takılan ‘Sultan’ lakabının tamamen haklı olduğunu gösteriyor.”

Rus uzmana göre, referandum Erdoğan’ın dış politikadaki bazı hedeflerini çözmeye yardımcı olmayacak. Çünkü Erdoğan, dış politikadaki meseleleri referandum olmadan da çözüyor. Prensipte dış politika odaklı meselelerde ipler zaten onun elinde. Elbette ordunun etkisi ona engel oluyordu. Ancak darbe girişimi sayesinde bu meselenin de üstesinden geldi. Örneğin ordu Suriye’ye asker göndermek istemiyordu. Ordu artık kendi kararlarını söyleyebilecek nitelikte değil. Çünkü ordunun önde gelenleri ya tasfiye edildi ya da hapiste.