Ana sayfa Magazin Mabel Matiz: “Adalet duygumuzun derhal iyileştirilmesi gerek. Daha fazla sorumluluk alınmalı”

Mabel Matiz: “Adalet duygumuzun derhal iyileştirilmesi gerek. Daha fazla sorumluluk alınmalı”

PAYLAŞ

Şarkıcı Mabel Matiz, LGBTİ hareketine verdiği desteğe ilişkin olarak, “Korku denen şey, kendini tanımayla çok ilgili. Korkmuyorum” dedi. Onaylanma hissini neredeyse hiç yaşamamış bir çocukluk geçirdiğini analtan Mabel Matiz, küçükken konuşma zorluğu çektiğini de hatırlatarak, “Kendini ifade edememe ve dünyayla ilişki kuramama durumu söz konusuydu. Dayatılan bir sürü eril rol, toplumsal kalıp vardı. Hepsi kâbusumdu. Sanırım biraz da bunlara tepki olarak kendimi ve dışarıyı daha çok keşfedebilmek için elimden geleni yaptım. Hâlâ öyle” diye konuştu.

Bundan 10 yıl önce gitarla çaldığı bir şarkıyı internete yükleyerek dikaktleri çeken, ardından da kendine Mabel Matiz ismini seçen Fatih Karaca, Maya‘ adlı yeni bir albüm çıkardı. Yeni albümünde en büyük ilham kaynağının Anadolu olduğunu ifade eden Karaca, “Toroslar, yıllardır turne için gittiğim Doğu şehirleri ve hatta bütün bir Ortadoğu… Oraya baktıkça kendimi gördüm. Gördükçe yazdım, yazdım” dedi.

Yeni Albümündeki Comme un Animal’ ve ‘Canki’ adlı parçalarında erotik sözlere yer veren Matiz, “Neden erotizmden de bahsetmeyeyim?” dedi. ‘Comme un Animal’ adlı şarkının bir ön sevişmeyi anlattığını ifade eden Matiz, “Asıl başka bir şey daha var o şarkıda: ‘Ölüm ya da doğum kadar yüksek bir duyguya ihtiyacım var’ diyorum. Bu cümleyle aslında bazı duyguları sırf ihtiyaçtan kovalıyor olmamızla dalga geçiyorum” diye konuştu.

Öte yandan Matiz, erotik sözlerin şarkıda neden Fransızca geçtiğini, “Fransızca söyleyince daha erotik ve estetik tınladı bence” diyerek açıkaldı. “Bir çeşit otosansür de uygulamış olabilir misiniz?” sorusunu da yanıtlayan Matiz, “Bazen beynimin arkalarında öyle mekanizmalar işliyor olabilir. Bilinçdışı çok karmaşık ve geniş bir alan. Ne de olsa ben de ezberlerle büyütüldüm.  Normal şartlar altında otosansürle işim olmaz” dedi.

Matiz, “Seksin hâlâ bu kadar büyük bir tabu olmasına, seksten bahseden şarkıların bu kadar şaşırtıcı gelmesine şaşırıyorum. Seks hayata, sevgiye dahil bir şey” diye konuştu.

Hürriyet’in sorularını yanıtlayan Mabel Matiz’in verdiği röportajın bir kısmı şöyle:

◊ Bu eşsiz güzellikteki coğrafyadan huzursuzluk eksik olmuyor. Sizin içinizde de bu duygu mu hâkim?

– Dünyada olup biten her şeyin içimizde bir karşılığı var. Kederinize düşerseniz, dünyayı da çok kederli bir yer olarak görüyorsunuz. İçinizdeki güneşe kulak kabartırsanız, dünyanın aslında ne kadar bilgece geliştiğini, evrenin ne kadar şahane bir senaryosunun olduğunu hissediyorsunuz. Bu his sizi emniyetleyen, topraklayan bir şey. Huzursuzluk hiç bitmeyecek. İçimde de, bu coğrafyada da… Hiçbir zaman tamamen karanlık ya da tamamen aydınlık olmayacak. Bunlar birbirini var eden şeyler. Bu bir döngü.

◊ Kabullenmek mi gerek?

– Bu toprakların huzursuzluğu, paylaşılamamasıyla ilintili. Bu da ne kadar değerli olduğunu gösteriyor. Bitmek bilmeyen şiddete bakıp günlerce ağlayabiliriz. Ama ben, kısmen içinde de bulunduğum bu manzaraya bakarak iyi şeyler söyleme ihtiyacı duydum. Hem kendime hem de aynı havayı soluduğum insanlara… Hatta belki beni duyabilen, bu ülkenin dışından insanlara… Bu toprakların tadında, güzel bir şeyler anlatmak istedim.

***

“Düz bir çizgide ilerlemiyorum, hep bir zikzak var”

◊ Albüme annenizin adını vermişsiniz. Kişisel olarak da bir ‘köklere dönüş albümü’ denebilir mi ‘Maya’ için?

– Evet; anne, baba, çocuk, geçmiş hikâyeleri anlamında çok yüklü… Dünyayı algılamaya başladığım, bilişsel olarak ilk dayakları yediğim zamanların şarkıları bunlar. O dönemlerim de yine bu coğrafyayla bağlantılı. Babam TIR şoförüydü. Bizi her aradığında ya Suriye’de, ya Lübnan’da, ya Irak’ta oluyordu. Daha sonra o toprakların nasıl parça pinçik edildiğini gördüm. Sanki çocukluğumla ilgili bir şeyler de parçalanıyordu. Albüm, biraz bu duygularla baş etme halini de içeriyor benim için. Bu duyguları kendimden huzurla salmak için başa döndürdüm kendimi. O yüzden de başlangıcımın, annemin adını verdim. ‘Maya’, annemin ismi olmanın yanı sıra kelime anlamı olarak da özle, hakikatle çok ilgili olduğundan bu çalışmaya çok yakıştı.

***

“Neden erotizmden de bahsetmeyeyim?”

◊ Albümünüzün dijital versiyonunda iki şarkı var: ‘Comme un Animal’ ve ‘Canki’. Buraya gelmeden önce konuştuğum müzik yazarları Türkiye’de daha önce bu kadar erotik sözleri olan şarkı yapılmadığını söyledi. Nasıl karar verdiniz bu iki şarkıyı yapmaya?

– Onları da diğer bütün şarkılarla aynı kanaldan yazdım aslında. Müziğim hayatın bütün anlarını ele alıyor. Neden erotizmden de bahsetmeyeyim? ‘Comme un Animal’ bir önsevişmeyi anlatıyor. Nakaratta oldukça erotik, daha önce hiç söylenmemiş tarzda cümleler var, evet. Ama asıl başka bir şey daha var o şarkıda: “Ölüm ya da doğum kadar yüksek bir duyguya ihtiyacım var” diyorum. Bu cümleyle aslında bazı duyguları sırf ihtiyaçtan kovalıyor olmamızla dalga geçiyorum.

◊ Şarkıdaki en erotik sözler neden Fransızca?

– Fransızca söyleyince daha erotik ve estetik tınladı bence.

◊ Bir çeşit otosansür de uygulamış olabilir misiniz? Şarkı sözleri yüzünden sanatçılar hakkında davalar açılıyor…

– Bazen beynimin arkalarında öyle mekanizmalar işliyor olabilir. Bilinçdışı çok karmaşık ve geniş bir alan. Ne de olsa ben de ezberlerle büyütüldüm. Onların ne kadarını temizledim bilemiyorum. Normal şartlar altında otosansürle işim olmaz. Şarkıda da neler diyorum… Daha ne yapayım? Seksin hâlâ bu kadar büyük bir tabu olmasına, seksten bahseden şarkıların bu kadar şaşırtıcı gelmesine şaşırıyorum. Seks hayata, sevgiye dahil bir şey.

“Travmalarımdan arınabilmiş değilim”

◊ Her fırsatta cinsiyetçilikten arınmış, özgür aşka inancınızı vurguluyorsunuz. Aşk şimdi hayatınızda nasıl bir yerde?

– Şu an hayatımda aşk yok. Ama albümü yaparken âşık oldum. Bu da albümün kimyasına yansıdı bence.

◊ Ayrılık?

– O da yansıdı. Aşk güzel, çok yüksek bir şey. Ama ben bize kodlanan aşk tanımının bir yanılgı olduğunu düşünüyorum. Birini sevdiğimizi zannederken aslında içimizdeki bir soru işaretine ortak arıyoruz, karşımızdaki kişiden bir yaramızı iyileştirmesini istiyoruz. Maalesef modern çağda aşk olarak adlandırılıyor ama aslında bu bir illüzyon. Halüsinatif bir şey. Ve psikolojinin alanına giriyor. Ben daha çok sevgiyle ilgileniyorum. Asıl sonsuz ve kucaklayıcı şeyin, iyileştirici olanın sevgi olduğunu düşünüyorum. Ama tabii ki ben de kendi travmalarımdan yüzde yüz arınabilmiş değilim.

“O yazıyı yazdıktan sonra ben artık başka biriydim”

◊ Şöhreti hayatınızın neresine koyuyorsunuz?

– Şöhretle hiçbir zaman çok içli dışlı bir ilişkim olmadı. İnsanlar tarafından sevilmek, hayatlara dokunmak çok kıymetli. Ama şöhretle birlikte olduğunuzu zannettiğiniz şey, hayatınızın yüzde 25’i, 30’u falan… Tamamen oraya odaklandığınızda kör olursunuz. Sürekli güneşe bakmak gibi sanırım. Ben onu hiçbir zaman bütün hayatımı kaplayan bir şey gibi göremem. Özbenliğime duyduğum saygı sebebiyle bu, böyle olmalı.

***

“Onaylanma hissini hiç yaşamamış bir çocuktum”

◊ LGBTİ hareketine verdiğiniz desteği, cinsiyet kimliğinizi hep açıkça ifade ettiniz. Türkiye söz konusu olduğunda bu çok ciddi bir cesaret gerektiriyor. Tepkilerden korkmuyor musunuz?

– Korku denen şey, kendini tanımayla çok ilgili. Korkmuyorum. Ona yakın bir şeyler hissettiğimde de kendimle kurduğum ilişkiye bakıyorum. “Bunu gerçekten istiyor musun” diye soruyorum. O, bana cevabı veriyor her zaman. Ben onaylanma hissini neredeyse hiç yaşayamamış bir çocuktum. Zor bir şeydir. Özellikle konuşma bozukluğunun getirdiği bir kendini ifade edememe ve dünyayla ilişki kuramama durumu söz konusuydu. Dayatılan bir sürü eril rol, toplumsal kalıp vardı. Hepsi kâbusumdu. Sanırım biraz da bunlara tepki olarak hep çok çalıştım, çok okudum, kendimi ve dışarıyı daha çok keşfedebilmek için elimden geleni yaptım. Hâlâ öyle… Neticede bunun adı cesaret mi bilmiyorum, bir adı olması gerekmiyor. Şükran doluyum hayata. Şanslıyım bunlarla sınandığım, aklımı ta buraya getirebildiğim için. Dahası bütün bunları insanlığa aktaracak bir kanal bulduğum için. O noktada dürüst olmaktan, bir işe yaramaya çalışmaktan, doğru bildiğimi savunmaktan başka seçeneğim olamaz. Sevgiyi, özgürlüğü, evrensel olanı tabii ki savunacağım. Eşitliğe ihtiyacımız var; insan temel hak ve özgürlükleri bunu gerektiriyor. Irk, cinsiyet, cinsiyet kimliği… Bunlar çok genel tanımlar. Bir hikâyeyi, bir ruhu anlamak için yeterli değiller. Ezber bilgi iyi bir şey değil. Niyetle, kalple ilgiliyim ben. Beni ve söyleyeceklerimi de buradan anlasınlar, hissetsinler isterim.

◊ Siyasi ve toplumsal gündemle ilgili görüşlerinizi açıklamaktan da çekinmiyorsunuz. Biz sanatçıların sessiz kalmasına alışkınız oysa…

– Meselem kişilerle değil; durumlarla, olgularla ilgili.. Toplumsal düzeni yaralayan çok fazla hikâye var. Bunların iyileştirilmesi gerek. Adalet duygumuzun derhal yeniden iyileştirilmesi gerek. Daha fazla sorumluluk alınmalı. Bunları söylemek bir ayrıcalık değil bence.

***

“Sevgi senin içinde, hep hatırla!”

◊ Bugün bu röportajı okuyan, cinsiyet kimliği nedeniyle kendini ezilmiş, baskı altında hisseden, duygularını ifade edemeyen, yorulmuş, kırılmış ve birinin elini omzunda hissetmeye çok ihtiyaç duyan birine ne söylemek istersiniz?

– Kim olursan ol bugün ve her gün kendinle gurur duy ve dünyanın bütün sokaklarında gururla yürü. Sen evrenin saf bir parçası olarak sonradan icat edilmiş kuru gürültü sistemlerden ve kurallardan çok daha güçlüsün, unutma. Sevgi senin içinde. Hep hatırla!