Mahçupyan: Türkiye’nin bireysel ahlaki bakışa sahip yeni bir kuşağa ihtiyacı var

Temmuz 16, 2017, 12:09 pm
"Kültürel olarak muhafazakar veya laik olmanın ise hiçbir getirisi yok… İkisi de ‘adam’ olmayı sağlamakta yetersiz, bari ‘adam’ olmayı engellemesinler…"

Kararı yazarı Etyen Mahçupyan, muhafazakar aydınların geçmiş söylemleriyle tutarlı olma kaygısı taşımaksızın değişen siyasi gerçekleri savunduğunu, laik aydınların ise katı bir ahlak mirası bırakmanın peşinde olduklarını söyledi.

Mahçupyan, Türkiye’nin bireysel ahlaki bakışa sahip, gerçeklikle somut bağlantı kuran, siyaset ve toplum üzerine düşünen ve bu düşünceleri korkusuzca kamuoyu ile paylaşan yeni bir kuşağa ihtiyacı olduğunu savundu.

Mahçupyan’ın “Bizde entellektüel niye zor” başlıklı yazısının ilgili kısmı şu şekilde:

Bireyselleşme kültürünü güdük bırakan zihniyet ortamları kamuoyuna çıkan aykırı seslerin sayısını da doğal olarak asgariye indirir. Türkiye de böyle bir ülke… Halen fazlasıyla cemaatçi… O kadar ki kendilerini bireyselleşmiş addeden laik kesim aydınları bile dar cemaatler içinde yaşayabiliyorlar. Diğer deyişle ataerkil zihniyetin etki alanından kurtulduğunu düşünüp otoriter zihniyetin ideolojik kalıpları arasında ‘özgürleşme’ arayanlar, dönüp dolaşıp kendi kültürlerinin kadim kodlarına esir düşüyor.

Yine de muhafazakar ve laik aydınlar arasında çok belirgin farklar var. Muhafazakar aydınlar cemaat siyasetini kutsallaştırdıkları ölçüde aşırı pragmatik, entelektüel açıdan neredeyse ‘oportünist’ bir tavır sergiliyor. Çünkü siyasetin gerekleri her dönemeçte değişebiliyor ve aydın kendisini bu yeni tercihi savunma zorunluluğu ile karşı karşıya bulabiliyor. Kişinin kendisi ve geçmiş söylemi ile tutarlı olma kaygısı önemsizleşirken, cemaatin bütünsel siyasi hedeflerinin kollanmasına yönelik bir ‘üst ilke’ doğrultusunda davranılıyor. Ne var ki bu düşünmenin değil, eylemin ilkesi olabilir ancak… Diğer deyişle aynı hedefe doğru gittiğiniz sürece neyi önereceğinizin ve savunacağınızın önemli olmadığını söyleyen bir ‘ilke’. Böylece muhafazakar aydının önüne kolay göğüsleyemeyeceği bir ahlak meselesi çıkmış oluyor.

Laik aydınlara gelince, onlar da bireyselleşmeyi taşımakta zorlandıkları ölçüde katı bir ahlak mirası bırakmanın, hiçbir somut işe yaramasa da bunda övünç aramanın peşindeler. ‘Ta başından bu yana’ aynı şeyi savunmak, ‘tutarlı’ bir çizgi izlemiş olmak hayati bir ilke haline geliyor. Oysa gerçekliğin sürekli değiştiğine dair bir öğretiyi sahiplendiklerini söylüyorlar. Ve üstelik hayat siyasi aktörlerin kendileriyle tutarlı davranma zorunluluğu duymadığını ortaya koyuyor. Diğer deyişle laik aydın, tutarlılığı sürekli es geçen bir dünyada ‘söylemsel tutarlılığı’ bir ahlak meselesi haline getirmenin peşinde…
….
Türkiye’nin bireysel ahlaki bakışa sahip, gerçeklikle somut bağlantı kuran, siyaset ve toplum üzerine düşünen ve bu düşünceleri korkusuzca kamuoyu ile paylaşan yeni bir kuşağa ihtiyacı var. Kültürel olarak muhafazakar veya laik olmanın ise hiçbir getirisi yok… İkisi de ‘adam’ olmayı sağlamakta yetersiz, bari ‘adam’ olmayı engellemesinler…

Yazının tamamı için…