Ana sayfa Editörden Mezarlıklar Müdürü idam gecesini anlattı: Sert bir sesle ‘Atın mezarların içine!’ dedi

Mezarlıklar Müdürü idam gecesini anlattı: Sert bir sesle ‘Atın mezarların içine!’ dedi

PAYLAŞ

Odatv yazarı Yaşar Seyman, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idamlarına ve defin işlemlerine tanıklık eden, bir dönem CHP milletvekilliği de yapmış dönemin Mezarlıklar Müdürü Alişan Canpolat’ın anılarını yazısına taşıdı.

16. Dönem CHP Milletvekili Alişan Canpolat, idam gecesini şöyle anlattı:

“Ankara Belediye Başkan Yardımcımız 5 Mayıs günü akşama doğru aradı:

‘Alişan Bey, sizinle özel bir şey konuşmak istiyorum. Bu konudan kimsenin haberi olmasın; duyulmamasını rica ediyorum. Mecliste 3 genç hakkında idam kararı verildiğini biliyorsunuz. Bu gece o idam kararları Ulucanlar Cezaevi’nde infaz edilecek. Cenazeler, sabaha karşı Karşıyaka Mezarlığına gelecek. Gece yarısından itibaren makamınızda hazır bulunmanızı ve defin işlemlerine yardımcı olmanızı rica ediyorum.

Zorlukla, ‘Peki’ dedim. Telefonu kapattıktan sonra derin bir acı duydum. Bir baba olarak o acıyı yüreğimde yaşadım. Uzun süre oturduğum koltuktan kalkamadım. O akşam eve nasıl gittiğimi anımsamıyorum. Hanım, davranışlarımda bir gariplik olduğunu fark etti. Söylememek için uzun süre direndim. Evin içinde üst üste sigara yakıyordum.

Aysel Hanım, ‘Sende bir hal var, ne olduysa söyle!’ diye sıkıştırınca daha fazla dayanamayıp açıkladım. Gece yarısına doğru polisler kapıyı çaldı. ‘İdamlar bu gece infaz edilecek, seni almaya geldik’ dediler. Belediye Başkan Yardımcısının gündüz saatlerinde telefon ettiğini, haberimin olduğunu bilmiyorlardı. Gelip sizin kapınızı çalmışlar, muhtar baban da evi tarif etmiş. Bana gelmeden önce mahallede oturan celladı da alıp cezaevine bırakmışlar. Mezarlıkta çalışan gassal Seyit Çiftçi’ye de gündüzden haber vermiştim, onu da yanımıza alıp Karşıyaka’nın yolunu tuttuk.

Gece yarısıydı. Sokağa çıkma yasağının uygulandığı şehirden mezarlığa zifiri karanlıklar içinde gittik. Emniyet Müdürü İsmail Hakkı Demirel ve üç-beş polis de bize eşlik etmişti.”

“Cenazeler sabaha karşı geldi. İdam edilen üç gencin babası da oradaydı. Deniz, çok uzun olmasına karşın babası Cemil Gezmiş kısa boyluydu. Hüseyin’in babası Hıdır da oradaydı, Yusuf’un babası da gelmişti. O saatte çay demledim ama kimin boğazından geçer…

Deniz’in babası, okumuş, bilgili bir insandı. Diğer babalar da üzülüyordu ama o daha çok çırpınıyordu; en çok onu teselli etmeye çalıştım. Hem mesleki, hem insani görevimi yerine getiriyordum…

Cenazeler gelince bir hareketlenme başladı. Önceden kazılmış boş mezar yerlerine gittik. Emniyet Müdürü Demirel, ‘Alişan Bey, ben mezarların başına gelmeyeyim, siz durumu idare edin’ dedi. Onu odada bırakıp çıktık. Yanımızdaki polisler de, ‘Alişan Bey işini bilir’ diyerek karışmadılar. Ben, Türk askerine, erinden komutanına kadar sempati duyarım. Ancak, defin sırasında o jandarma yüzbaşının davranışlarını aradan bunca yıl geçmesine karşın unutamıyorum…”

“Yüzbaşı, boş mezarlara göz attıktan sonra, ‘Ayrı ayrı adalara gömün!’ dedi. Ben, itiraz ettim: ‘Yüzbaşım, bu çocuklar iyi günlerinde, kötü günlerinde beraber oldular, ölüme birlikte gittiler. Babaları da yan yana gömülmelerini istiyor. Ayırmayın onları.’ Ayrı adalara defnedilmelerinde ısrar edince, ‘Yan yana olmalarını istemiyorsanız, hiç olmazsa aynı adada birer mezar arayla defnedelim’ dedim. Ailelerin de tepki göstermesi üzerine aynı adada, ancak birer mezar arayla defnedilmelerine izin verdi. Çuvaldan söz ediyormuş gibi, sert bir sesle ‘Atın mezarların içine!’ dedi. Ölüye bile saygısı yoktu. Dediği gibi yaptılar. Gençlerin babaları yüzbaşıya büyük tepki gösterdi.

Deniz’in babası, bana, ‘Müdür bey, ben oğlumun cenaze namazını kılmak istiyorum’ dedi. Yüzbaşı, ‘Sizin çocuklarınız idam edilirken imam bulunmasını dahi istemedi’ diyerek itiraz etti. Ben, araya girip, ‘Yüzbaşım, siz görevinizi yaptınız, bundan sonrası bize ait. Cenazeler babalarına teslim edildiğine göre, bu isteklerini yerine getirmemiz gerekir’ dedim. Babalarla birlikte mezarların başında cenaze namazı kıldık. Dualar okunduktan sonra defin işlemleri tamamlandı.

İşlemlerden sonra mezarlardan idare binasına doğru yürüyoruz. Yüzbaşı, hocayla birlikte önde yürüyor. Duymadığımızı sanarak aralarında konuşuyorlar. Gassal Seyit Hoca’ya, ‘Hocam, bu gece sen de günaha girdin. Ben emir eriyim, mecburen geldim’ diyor. Arkadan yetişip, ‘Yüzbaşım, sen memleketini seviyor musun?’ diye sordum. Çok şaşırdı, ‘Elbette seviyorum’ dedi. Çok sinirlenmiştim, ‘Ben de memleketimi seviyorum, bu çocuklar da seviyordu. Biliyor musun, az ilerde Memlik Köyü var. ODTÜ’lü öğrenciler oraya her sabah eğitime geliyor. Duyup gelselerdi, senin bu söz ve davranışların karşısında burada arbede çıkardı. Olay çıkmasın diye özen gösteriyoruz. Siz de biraz sakin olun’ dedim. Bana dönüp, ‘Haklısın’ diyebildi. Bir daha da sesini çıkarmadı.