Necmiye Alpay: Eskiden her aydına komünist damgası yapıştırırlardı, bugün terörist damgası vuruluyor

Temmuz 03, 2017, 10:13 am
CHP'nin başlattığı Adalet Yürüyüşü'nü ve yürüyüşe karşı AKP cephesindeki 'teröre destek' yakıştırmalarını değerlendiren dilci ve yazarı Necmiye Alpay, "Eskiden her aydına komünist damgası yapıştırırlardı, bugün terörist damgası vuruluyor" dedi.

Barış Meclisi ve Barış Vakfı kurucularından Dilci-Yazar Necmiye Alpay adalet kavramını, Adalet Yürüyüşü’nün toplumda bulduğu karşılığı, Hükümetin tutumunu ve yürüyüş sonrasını Evrensel’den Serpil İlgün’e değerlendirdi:

Necmiye Alpay için adalet nedir?

“İşin iki boyutu var, birisi insanlığın bir ideali olarak adalet, diğeri de -bizim bu yürüyüş dolayısıyla konuştuğumuzu dikkate alırsak- yargı mekanizmasının işleme biçimi. İdeal bir tarafı var çünkü pek çok insan adaletin temsil ettiği eşitlik fikri üzerine eylemde bulunmuştur, eşitlik nedir, ne değildir konularında düşünmüştür. Burada yeri gelmişken şunu söylemeliyim, dikkat ettim, Kılıçdaroğu da geçen günkü açıklamasında eşitlik kelimesini kullandı, bu hoşuma gitti çünkü eşitlik demeden adalet kavramını yaşatmak mümkün değil. Biz hem adalet kavramının ideal yönüyle kötü durumdayız, hem de yargı mekanizması açısından adaletsiz durumdayız. Cumhuriyetin bütün dönemlerinde üst üste binen hukuksuzluklar ve cezasızlıklar yargı sistemimizi alt üst etmiş vaziyette. Adaletin bir ucunda cezasız kalmış devlet edimleri var, diğer ucunda da -kendimden bahsetmemi bağışlayınız- ben dahil bugün pek çok insanın haksız yere tutuklandığı bir ortamda yaşadığımız gerçeği var. Ben buna fütursuzluk diyorum. Gözü karalık yapıyor iktidardaki siyasi hareket. Bunun altında nasıl bir psikoloji var, kestirmek zor ama olup bitenlere baktıkça, kendi oturduğu yerden emin olamama paniği hissediyorum. Toplumun tamamı darbelere karşı olduğu halde, 15 Temmuz travmasını atlatamıyor iktidar. Yargıç güvencesi, hukukun üstünlüğü, basın ve ifade özgürlüğü gibi temel kavramlar sıfıra indirilmiş durumda.”

Tartışmalara nasıl yaklaşıyorsunuz, Adalet Yürüyüşünün anlamı, zamanlaması sizin nazarınızda nasıl?

“Bu toplumun hakikaten dev denebilecek büyük sorunları var. Trajik şeyler yaşadık, yaşıyoruz ve daha yaşayacağa da benziyoruz. Çünkü bölgemizde de (Ortadoğu) her şey çok kötü gidiyor. Buna karşılık Kılıçdaroğlu’nun başlattığı yürüyüş, pek çok açıdan büyük sempati duyduğum bir yürüyüş oldu. (Her şey yolunda giderse 4 Temmuz Salı günü Demokrasi İçin Birlik’ten arkadaşlarla beraber ben de yürüyüşe katılacağım.) Bir kere, parti adına değil, parti başkanı olarak değil, altı ok taşıyarak, pankart taşıyarak değil, tek kelimeyi bayrak yaparak yola çıktı. Bu bana göre çok akıllıca kararlaştırılmış bir yürüyüş. İtiraz edilmesi mümkün olmayan bir şey ve üstelik ülkeyi ta kalbinden yakalamış oluyor “Adalet” diyerek. Bu, ülkenin temel meselesini çok iyi anlatan bir kelime. Siyasi meseleleri de iyi anlatıyor, eşitsizlik hallerimizi de iyi anlatıyor, Kürt sorununda Kürtlere yapılmış adaletsizliği de iyi anlatıyor. Çünkü toplumumuzun neresinden tutsanız adaletsizlikle karşılaşmak gibi bir gerçeklikle karşı karşıyayız.”

Yürüyüşün CHP’yi de değiştirip dönüştürecek bir işlevi olur mu?

“Bu da beklenebilir, evet. CHP’nin birbirine çok zıt bir ikili yapısı var. Birisi az önce söylediğimiz gibi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisi olması. Kurucu partiler devrim bitince tutuculaşıyor ve polisiye güçle ayakta kalmaya başlıyorlar. Bu CHP’nin başına gelmiş bir şey. Ama diğer yandan da Sosyalist Enternasyonal üyesi. Sosyal demokrat yanı olmasa bitip tükenmekle karşı karışa bir parti. Aslında çok çok gecikti tabii bütün bu adımlar. Yani adalet istemek, Kürt sorununda silahsız çözüme sahip çıkmak gibi meselelerde farklı tutumlar almalıydı. Bana göre bir hareketi yapan lideri filan değildir, hareketin esaslı kadroları vardır ve CHP’de epeyce güçlü politikacılar var aslında. Fakat CHP’nin en büyük hatası kitle partisi olmak için ilkesiz olmaya soyunmak oldu. Umarım CHP bunu fark etmiştir.”

Adalet yürüyüşü 9 Temmuz’da İstanbul Maltepe Cezaevi önünde kitlesel bir mitingle sona erecek. 9 Temmuz’dan sonra ne yapılırsa yürüyüş amacına ulaşır?

“Bu yürüyüş gücü (çünkü çeşitli kesimlerden aldığı destekle bir güç yarattı) gerçek hukukçulara ‘bağımsız davranın, arkanızdayız’ mesajını inandırıcı bir şekilde verebilirse, en önemlisi de yepyeni bir anayasa taslağını 2019 seçimlerinin bir numaralı gündem maddesi haline getirebilirse (yürüyüş sonlanıncaya kadar bu fikri olgunlaştırabilirse), o zaman benim kafamdaki amaca ulaşmış olur. Bunun için ne istediğimizi en güçlü şekilde ortaya koymalı ve yeni anayasa çerçevesinde şekillendirmeliyiz. ”

İktidarın yürüyüşe yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Hükümetin hükümet edebilmek için epey bir süredir–tabii, 15 Temmuz’dan bu yana daha da iyice-, başlıca silah olarak başvurduğu kavram bu ‘terör’ suçlaması. Kürt sorununda da karşımıza çıktığı gibi Hükümet yasal alanı alabildiğine açmak yerine bunun tam tersini yapıyor. Bize de, Özgür Gündem’e de aynı şeyi yaptı. Siz o gazetenin basın özgürlüğünü savunduğunuz anda silahlı örgütün özgürlüğünü istiyormuşsunuz gibi sunuyor. Bunu niçin yapıyor? İki şey var, bir tanesi bunlar altından kalkamadığı büyük sorunlar. Gerek Kürt meselesinde, gerek FETÖ meselesinde altından kalkamadığı zaman kaba kuvvetle yaklaşıyor ve ezmeye çalışıyor herkesi. Bunun da mekanizmalarını kurnazca kuruyor. Şunun farkındayız tabii, birkaç yıldır muhalifleri ‘terörist diye damgalamak yoluyla bertaraf etmeye çalışıyor iktidardaki siyasi hareket. Son derece muğlak, evrensel ölçütlerle bağdaşmayan ‘terör ve terörizm’ kavramları, bunun için çok kullanışlı bir araç. Eskiden her aydına komünist damgası yapıştırırlardı, bugün terörist damgası vuruluyor. Bunlar çok açık ki faşizan tavırlardır.”

Yürüyüşün AKP tabanındaki yansımalarına dair gözlemleriniz ne?

“Tabii o çevrenin çok içinde olmadığım için biraz uzaktan konuşuyor olacağım ama gözlemim şu: Son 15-20 yılda insanlarda kapitalizmin ürünü olma oranı çok arttı. Daha önce evrensel değerlere kendi özelliği içinde daha yakın bir halktık biz. Bizde demokratik gelenek çok yok değildir, özellikle meclis, seçim yapabilme, oy kullanabilme, bunlara değer veren bir tarafı vardır halkın. Son kapitalistleşme adımlarıyla bu ne derece değişti bilemiyorum. Ama, AKP’nin diyelim yüzde 50’ye yakın oyunun içerisinde yarı yarıya değilse bile önemli bir kısmı aslında parlamenter demokrasiye önem veren bir kesim. Bu iktidar da önceki iktidarlar gibi (özellikle de Özal gibi) çok para kokulu bir iktidar. Din dozunu artırmış olmalarını ben bir parça da buna bağlıyorum.”