OECD raporu: Türkiye’de yüksek eğitim almış her dört kişiden biri iş bulamıyor

Eylül 13, 2017, 2:10 pm
OECD’nin Eğitime Bakış raporuna göre, Türkiye eğitimde birçok alanda geride. Özel okul ve devlet arasındaki eğitim kalitesinde çarpıcı bir uçurum var.

Türkiye’nin de üyelerinden biri olduğu Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) her yıl yayınlanan “Eğitime Bakış” (Education at a Glance) raporuna göre, Türkiye’de yüksek eğitim almış her dört kişiden biri iş bulamıyor.

DW Türkçe’nin haberine göre, OECD’nin 2016 verilerine dayandırarak yayınladığı raporunda Türkiye’de yüzde 25 civarındaki işsiz üniversite mezununa ek olarak, lise mezunları arasında işsizlik oranı yüzde 38 ve lise diploması olmayanlarda ise yüzde 49 olarak kaydedildi.

OECD üyesi ülkelerin ortalamasına bakıldığında ise yüksek öğrenim görmüş kişilerde işsizlik yüzde 16, lise mezunlarında yüzde 25 ve lise diploması olmayanlarda ise yüzde 43 şeklinde.

İşletme ve hukuk mezunları iş bulamıyor

Türkiye’de işletme ve hukuk alanlarında yüksek öğrenim görenler, diğer üniversite mezunlarına oranla daha az iş imkanlarına sahip oluyor. Bu alanlarda mezunlar yüzde 73 oranında kendi branşlarında meslek seçebiliyorlar.

Bunun karşılığında üniversite mezunlarının en rahat iş bulabildiği branşları mühendislik, inşaat ve tıp oluşturuyor. Bu alanlarda eğitim almış kişiler yüzde 78 oranında iş sahibi olabiliyor.

Mezun olduktan sonra iş imkanları en kısıtlı olanlar ise sanat ve beşeri bilimler, sosyal bilimler ve gazetecilik alanlarında eğitim alanlar. Bu kişilerin işsizlik oranı yüzde 35’in üzerinde.

Okul öncesi eğitim önemsenmiyor

Erken çocukluk eğitimi (EÇE) konusunda ise Türkiye OECD ortalamasının çok gerisinde. Yeteneklerin gelişimi ve öğrenme kabiliyetini arttıran ve ağırlıklı olarak üç yaş öncesi başlayan EÇE’ye katılım oranı Türkiye’de üç yaş gruplarında yüzde 9 iken, iki yaş grubunda ise neredeyse bulunmuyor.

İki ve üç yaş grubunda başı çeken ülkeler ise İskandinavya’dan. Danimarka, İzlanda, Norveç ve İsveç’teki velilerin yaklaşık yüzde 90’ı çocuklarını iki yaşından itibaren formasyona tâbi eğitime sokuyor. Avrupa dışından da Güney Kore bu konuda en fazla hassasiyet gösteren ülkelerden.

Buna karşılık OECD ortalamasına bakıldığında üç yaş grubunda EÇE’ye katılım yüzde 78, iki yaş grubunda ise yüzde 39 olarak kayda geçmiş durumda.

Dört yaş gruplarında ise Türkiye’de eğitim alan çocuk oranı yüzde 32 olmasına karşın, bu oran OECD ortalamasında yüzde 87 civarında.

Eğitime katılımdaki bu uçurum kendisini ilkokul çağında da gösteriyor. Türkiye’de 25-64 arası yaş grubundakilerin yüzde 43’ü sadece ilkokul mezunuyken, üye devletler arasında düşük eğitimli olma oranı ile en yüksek skoru Endonezya ile paylaşıyor.

Devlet ve özel arasında uçurum var

Rapordaki bir diğer çarpıcı istatistik de Türkiye’de devlet ve özel okullar arasındaki eğitim kalitesi ve öğrenci başına düşen eğitmen sayısındaki uçurum.

Türkiye’de özel okullarda her sınıfa düşen öğrenci sayısı OECD üyeleri arasında ortalamanın altında olsa da, devlet okullarında sınıf mevcudiyetleri en yüksekler arasında. Bu da aynı zamanda Türkiye’yi devlet ve özel okullar arasındaki uçurumun en fazla yaşandığı OECD üyesi olarak konumlandırıyor.

Orta eğitimde devlet kurumlarında sınıflara 35 öğrenci düşerken, özel okullarda bu sayı 20. OECD geneline bakıldığında devlet okullarında ortalama 23, özel okullarda ise 22 öğrenci bulunuyor. Genel ortalamaya bakıldığında da aynı uçurum göze çarpıyor.

Ancak son yıllarda Türkiye’de sınıf ortalamalarında çarpıcı bir düşüş yaşanıyor. 2005 ile 2015 yılları arasında ülkedeki sınıf ortalamalarında yüzde 16’lık bir düşüş gözlenirken, bu oran OECD üyeleri arasında ikinci en büyük azalma. Bu kalemde genel OECD ortalaması ise yüzde 2.

Öğretmen yetersizliği

Sınıflardaki kalabalık aynı zamanda eğitim kalitesine de yansıyor. Öğretmen başına düşen öğrenci istatistiklerine bakıldığında bu oran ilkokulda 18, orta okulda 17, lisede 14 ve yüksek öğrenimde 22 olarak kayda geçti.

Öğretmen başına düşen öğrenci istatistiklerinde OECD ortalamaları ise aynı sıra ile ilkokulda 15, orta okulda 13, lisede 14 ve yüksek öğrenimde 16.

Devlet ve özel ayrımı bu noktada yine ortaya çıkıyor. Devlet okullarında bir öğretmene genel ortalamada 16 öğrenci düşerken, özel okullarda bir öğretmen sekiz öğrenciye tüm vaktini ayırabiliyor. OECD ortalaması ise özel ya da devlet farkı gözetmeksizin eğitmen başına 13 öğrenci şeklinde.

Rapor, aradaki bu uçurumun özel okullar ile devlet okulları arasında eğitim ve öğrenme kalitesinde büyük eşitsizlikler doğurabileceğine işaret ediyor.