Soma katliamının acısı dinmiyor: Yaşamak zorunda olduğumuz için yaşıyoruz

Mayıs 13, 2017, 8:51 am
Manisa’nın kömür havzası Soma’da meydana gelen katliamın üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen ailelerin acıları dinmedi. 301 işçi, daha fazla kömür çıkarılarak, patronun daha fazla para kazanması uğruna yaşamını yitirdi. Geride 432 babasız çocuk ve derin bir acı kaldı.

İşçilerin ölümünden sonra hafta tatilinin iki güne çıkarılması ve ücretlerin iki asgari ücret düzeyine çekilmesi gibi kısmi iyileştirmeler yapılsa da işçilerin güvenliği için gerekli olan önlemlerin alınması, patronları rahatlatacak şekilde 2019’a ertelendi.

Katliamın yaşandığı madende ölümü göze alıp çalışan ve işten atılan 2 bin 831 işçinin kıdem tazminatları hâlâ ödenmedi.

Yaptıkları eylemlerle koşulların değişmesini, sorumluların hesap vermesini, sendikacıların istifasını isteyen madenciler bir bir tespit edilip, iş başvurusu yaptıkları yerlerden geri çevrildiler, açlığa mahkum edildiler.

Göz göre göre gelen katliamda, eşini, çocuğunu, kardeşini, babasını yitiren madenci aileleri sorumluların hesap vermesi, bu davanın örnek olması ve kendi çektikleri acıları başkaları çekmesin diye üç yıldır mücadele veriyor.

“İktidarın mı baskısı var anlamış değiliz”

Evrensel’in ulaştığı Uğur Çolak’ın babası İsmail Çolak, mayıs ayı geldiğinde aynı acıları tekrar yaşadıklarını belirtiyor. “Mümkün olsa da mayıs ayını takvimlerden çıkarsak” diyor. “Çiçeklerin açmasını, kuşların ötmesini, tabiatın canlanmasını kıskanır olduk. Tabiat canlanıyor ama bizim çocuklarımız geri gelmeyecek” diyor.

3 yıldan beri adaletin yerini bulması için mücadele verdiklerini dile getiren Çolak, üç mahkemedir mütalaa vermeyen Savcı Şükrü Akyol’a geçen duruşma gösterdikleri tepkiyi hatırlatıyor. Akyol’un Soma davasından alınarak Aydın’a atandığını belirten Çolak mahkemenin seyrine dair şunları söylüyor: “Kurtulduk diye düşünüyoruz. Üç mahkemedir oyaladı. Tutukluluğun da belli bir süresi var o süreyi yakalamak için sanki sanıklardan yana tavır alarak bu hale getirdi. Bu gücü kimden alıyor, nereden alıyor, sermayenin mi baskısı var yoksa siyasi iktidarın mı bir baskısı var anlamış değiliz. Tam da sanıkların ve avukatlarının istedikleri oldu.

“Mahkemelerde çok yalnız kaldık”

Katliamda yaşamını yitiren Emin Kurt’un eşi Güler Kurt 32 yaşında ve bir kız çocuğu var. Babasını kaybettiğinde 10 aylıkmış Feyza. “13 Mayıs bizim işkencemizin başladığı gün. Yaşamak zorunda olduğumuz için yaşıyoruz” diyor Güler Kurt. Zamanla acıların dinmesi bir yana özledikçe daha çok acı çektiklerini dile getiren Güler, “Çok yalnız kaldık. 13 Mayıs’ta, mahkemelerde çok yalnız kaldık. Bizi yalnız bırakmamalarını istiyoruz insanlardan” diyor.

Sadece acısını yaşamakla kalmadığını, bir kadın olarak ölümün ardından başka bir sürü sorun yaşadığını dile getiren Kurt, “Yalnız bir kadın olarak toplumun baskısını hissediyorum. Herkes farklı bakıyor. Yeğeninle bile dolaşsan yanlış düşünüyorlar” diyor. “Çok paraları var, yardımları aldılar, rahatları iyi” şeklinde ön yargılarla karşılaştıklarını anlatıyor.

“Annem, babam, kardeşim yok. Bütün her şeyim eşimdi. 15 yaşında tanıştım, çok severek evlendim. Her gün bir avuç ilaçla duruyorum ayakta. Sadece insanların biraz daha birlik olup bir daha böyle ölümler olmamasını istiyorum. Çünkü bizim yaşadığımız gerçekten kaza değil bir katliamdı. Eşim her gün her şeyi anlatırdı. Devlet, sendika ve işveren öldürdü bizi. Devletin yeri idi zaten orası. Bir kuruşa bizi süründürdü. Keşke canımızı almasalardı ben yine razıydım köle gibi çalıştırmalarına. Her şeyi yapıyorlardı, en sonunda canımızı da aldılar. İnsanın bir daha mutlu olamayacağını bilmek çok zor bir şey.”

Kızı Feza’ya herkesin, “Baban cennette” dediğini anlatan Kurt, “Geceleri ağlayarak uyanıyor, cennete babasının yanına gitmek istiyor, cennete giden otobüs arıyoruz. En çok gücüme giden, ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ mantığı, bunu maalesef çevremizde çok görüyoruz ve çok gücüme gidiyor” diyor.

“Ölenlerin sayısı 301 değildi 5 bindi”

Oğlu Kader Yıldırım’ı kaybeden Elmas Yıldırım, mahkemelerde kendini tutamayıp sanık ve sanık avukatlarına tepkisini dile getirdiği için mahkeme salonundan atılan ailelerin başında geliyor. Elmas Yıldırım ise, “Ölenlerin sayısı 301 değildi. 5 bindi. Yarısı toprağın altında, yarısı üstünde. Yarısı çocuktu bunların. Hiç analarından doğmamış çocuklar da vardı. Adalet hiç ortada yok. Bundan sonra da zor olur” diyerek cevaplıyor sormakta zorlandığımız soruyu.

*AFP Foto muhabiri Bülent Kılıç, Soma’da yaşanan maden faciasında çektiği bu fotoğrafla ‘yılın basın fotoğrafı’ ödülünü almıştı.