Sürgünde hayatını kaybeden Ahmet Kaya, 17 yıldır aramızda yok…

Kasım 16, 2017, 4:00 pm
"Ocaksız köylerimde dumanlar tüter elbet, ben yandım sen yanma Allah aşkına..."

Ahmet Kaya, 17 yıl önce Paris’te sürgünde öldü. Henüz 43 yaşındaydı. Annesi Türk, babası Kürt’tü. Sürgünlük ve memleketine duyduğu hasretin hayatını kaybetmesine giden süreci hızlandırdığı söylenir. 16 Kasım 2000’de evinde kalp krizi geçirdi. O günlerde son albümü ‘Hoşkalın Gözüm’ün kayıtlarını yapıyordu.

Onu sürgüne götürecek süreç 10 Şubat 1999 günü Magazin Gazetecileri Derneği’nin ödül töreninde yaptığı konuşma sonrası yaşananlarla başlamıştı.

Ahmet Kaya şöyle diyordu:

“Ben bu ödül için İnsan Hakları Derneği’ne, Cumartesi Anneleri’ne, tüm basın emekçileri ve tüm Türkiye halkına teşekkür ediyorum. Bir de bir açıklamam var: Şu anda hazırladığım ve önümüzdeki günlerde yayımlayacağım albümde bir Kürtçe şarkı söyleyeceğim ve bu şarkıya bir klip çekeceğim. Aramızda bu klibi yayınlayacak yürekli televizyoncular olduğunu biliyorum, yayınlamazlarsa Türkiye halkıyla nasıl hesaplaşacaklarını biliyorum.”

Bu konuşmanın ardından törene katılan şarkıcılar ve magazin insanları Ahmet Kaya’ya yönelik sözlü ve fiziki saldırıya başladı. Çatal, bıçak, bardak attılar.

Bu saldırı dalgası takip eden günlerde devam etti. Özellikle Hürriyet gazetesinin manşetten yaptığı hedef gösteren yayınları, Ahmet Kaya hakkında 18 Mart 1999’da İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde toplam 10,5 yıl ağır hapis istemiyle iki ayrı dava açılmasına neden oldu. Dava sürecinde Hürriyet başta olmak üzere Türkiye medyası Ahmet Kaya aleyhinde yayınları sürdürdü.

Ahmet Kaya yalnız bırakılmıştı. 16 Haziran 1999’da Türkiye’den ayrıldı. Yargılamaların sonucunda gıyabında toplam 3 yıl 9 ay ağır hapis cezasına çarptırıldı.

Son albümünde sözlerini kendisinin yazdığı “Siz Yanmayın – Sürgün” adlı şarkısında o günlerde yaşadıklarını anlatır.

“Ağlama bu günler gelir de geçer babam
Ağlama bu dertler elbet biter babam
Ocaksız köylerimde dumanlar tüter elbet
Ben yandım sen yanma Allah aşkına…”

Albümün giriş şarkısıdır. Şarkıya ara verdiği bölümde küçük bir konuşması vardır. “Burada, bu şarkımı söylerken, benim Türkiye’de yaşadığım çok zor günlerde bir ‘merhaba’sını istediğim, fakat o ‘merhaba’yı benden esirgeyen, ulusal anlamda aynı kaderi paylaştığım bütün arkadaşlarıma ve dostlarıma ince bir sitemdir. Umarım bunu anlarlar”…

Ve şarkıya devam eder:

“İki damla gözyaşımla
Satıldım pazarlarda
Kırdılar yüreğimi
Kırdılar azarlarla
Sürgünlere yolladılar
Sabah dörtte yağmurlarla
Ben yandım
Siz yanmayın Allah aşkına…”

Ahmet Kaya, uğradığı haksız saldırıyı sineye çekerken kırgınlığını “Ben yandım siz yanmayın” diyerek anlatmayı tercih etmişti. Sanki kendisinden sonra Türkiye’de yaşanacaklara işaret ediyordu. “Siz” dediği tüm ülkesiydi.

“Hoşçakalın Gözüm” albümünün son şarkısıydı. Şiir eşi Gülten Kaya’nın, şarkı sözü haline Ahmet Kaya getirmişti. Gülten Kaya eşinin yaşadıklarını şöyle anlatıyordu:

“Nedir bu başımdaki felaket
Kırk yıldır sefalette bu Ahmet
Kefenimi alın dikin bir zahmet
Gömün beni, gömün beni bir başıma…”

 

Şarkı ölümüne kadar yaşadığı son dönemini özetliyor. Ancak öngöremediği bir şey vardı…

Cenaze töreni 17 Kasım 2000’de yapıldı. Binlerce insan katıldı törene. Paris’in Père Lachaise Mezarlığına binlerce insan, yıllarca söylenmeye ve dinlenmeye devam edecek şarkılarını mırıldanarak yürüdü.

Paris’in Père Lachaise belki de dünyanın en çok ziyaret edilen mezarlığı. Sürgünde hayatını kaybeden iki yoldaş Yılmaz Güney ve Ahmet Kaya burada yatıyor; başlarında çiçekler eksik olmuyor.

İkisi de ülkelerinden ayrıldıklarında haklarında yapılan haberler ve soruşturmalarla toplumsal bir hezeyan yaşanıyordu. Bugün o saldırıları başlatanlar tarihin derinliklerinde isimsiz ve cisimsiz. Yılmaz Güney ve Ahmet Kaya gönüllerde.

Bugünden geriye bakıldığında ona yaşatılanları ne kadar doğru anlatıyor “Başım Belada” şarkısındaki dize:

“Nerden baksan tutarsızlık,
Nerden baksan ahmakça!”

(Haluk Kalafat-Bianet)