Ana sayfa Dünya Therese Raphael: ABD-Türkiye ilişkileri bir daha asla eskisi gibi olmayacak

Therese Raphael: ABD-Türkiye ilişkileri bir daha asla eskisi gibi olmayacak

PAYLAŞ

ABD-Türkiye ilişkilerinde yaşanan gerilimin olumsuz etkileri Türkiye ekonomisini sarsmaya devam ederken, iki ülkenin yeniden ‘stratejik müttefiklik’ düzeyinde yakınlaşması artık pek olası görünmüyor.

Bloomberg’te Ankara-Washington ilişkilerinin geleceğine yönelik bir yazı kaleme alan Therese Raphael, hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağını savunuyor.

“Yükselen tansiyon düşebilir ancak iki hükümetin değerleri uyum içindeymiş gibi yapma noktasını çoktan geçtik” yorumunu yapan Raphael, ABD-Türkiye arasındaki diplomatik uyuşmazlığı sona erdirmenin sadece iki yolu olduğunu belirtiyor ve ekliyor:

“İlişkileri kurtaracak bir uzlaşı ya da hem Türkiye ekonomisinde hem de Amerika’nın bölgesel stratejik çıkarlarında yıkıcı sonuçlar doğuracak tam bir kopuş. Her iki durumda da yaşananların geri alınması mümkün değil.”

İki ülkeyi bekleyen gelecekle ilgili tahminlerin yer aldığı makalede, Raphael şu tespitlerde bulunuyor:

“Bundan iki yıl önce, Amerikalı Rahip Andrew Brunson’un tutuklanması, Türkiye’de büyük kapsamlı bir ekonomik erime tehdidini de beraberinde getiren bir ağız dalaşına neden oldu.

Brunson, çok sayıda yabancı uyruklu ile birlikte 2016’daki başarısız darbe girişimini müteakiben, ‘terörü destekleme’ suçlamasıyla tutuklandı.

Bu hafta, Brunson konusunda bir anlaşma için Türk yetkililer Washington’a gitti ancak görünen o ki Türk tarafının son dakika talepleri nedeniyle işler bozuldu.

Öncesinde de tansiyon iyice yüksekti. Trump yönetimi, İçişleri ve Adalet Bakanları’na yaptırım uygulama kararı aldı. Erdoğan, muhalefetin de desteğiyle misilleme tehdidi savurdu.

Çarşamba günü, Stars ve Stripes Türkiye’deki bir grup iktidar yanlısı avukatın, İncirlik Üssü’ndeki ABD’li subaylar hakkında, ‘terörist gruplarla bağlantıları olduğu’ gerekçesiyle suç duyurusunda bulunduğunu duyurdu.

Avukatlar, üsdeki tüm uçuşların bir süreliğine askıya alınmasını ve arama emri çıkarılmasını istiyorlar.

Mevcut açmaz, sadık ortaklık rolüne rağmen, kısmen yıllardır biriken bir gücenmişliğin toplamı. Türkiye’ye bir dönem, ABD dış politika liderleri ve Kongre içinde verilen dil uzatılamaz destek, insan haklarında kötüleşme ve Rusya-İran-Suriye ile işbirliği eşliğinde, otoriterliğin adım adım ilerlemesi nedeniyle yıllar içinde zayıfladı.

Türkiye’nin, NATO’nun müttefik sistemlerle uyumlu olmadığını belirttiği, Rusya’dan 2 milyar dolar karşılığında karadan havaya S-400 füze savunma sistemi satın alma planı ve Amerika’nın İncirlik Hava Üssü’nün kullanımına getirilen kısıtlama, işleri daha da kötüleştirdi.

Hisler karşılıklıydı. Erdoğan, Temmuz 2016’daki darbe girişiminin duyurulmasından saatler sonra muallakta kalmış görünen müttefiklerine karşı öfkesi hiçbir zaman dinmedi.

Türk lider aynı zamanda, Amerika’nın, Kuzey Suriye’de IŞİD’e karşı savaşan Kürt militanlara destek vermesi konusunda da çok öfkeliydi. Bu yıl başında, Erdoğan, Türkiye’nin Kuzey Irak’daki askeri müdahalesini engellemeye çalışması halinde Amerikan askerlerini ‘Osmanlı tokadı’ ile tehdit etmişti.

Bir diğer uyuşmazlık sebebi de, bir dönem Erdoğan’ın müttefiki şimdi ise düşmanı olan, ABD’in Pensilvanya’daki imam Fetullah Gülen’i iade etmeyi reddetmesiydi. Gülen, darbenin ardındaki isim olmakla suçlanıyor.

Trump’ın, İran ile nükleer anlaşmadan çekilmesi bir diğer hassas noktaydı; Türkiye petrolünün neredeyse yarısı İran’dan geliyor ve İran’a yeniden yaptırım kararı Türkiye ekonomisini yaralıyor.

Brunson davası tüm bu tablonun görmezden gelinmesini imkansızlaştırırken, ABD’li evanjelikler de davayı sahiplendi.

‘Görmezden gelmek imkansız’ demek, Trump yönetiminin Türkiye’deki insan haklarının ilkeli bir savunucusu olduğu anlamına gelmiyor. Bu noktadan çok uzak. Adı Türkiye’deki lüks mülkleri süsleyen Trump, daha 2017’de biraraya geldiğinde Erdoğan’a övgü düzmüştü.

Erdoğan’ın destekçileri ve korumaları, Washington’da göstericilere saldırdığında, mesele sessiz sedasız halledildi.

ABD yönetimi, diğer ABD vatandaşlarının ve yabancı uyrukluların tutukluluğu konusunda hep sessiz kalmıştı. Brunson’un serbest bırakılması için bir anlaşma yapmaya da hazırdı. ABD, Hamas’a yardım ettiği iddiasıyla tutuklanan Türk vatandaşı Ebru Özkan’ın serbest bırakılması için İsrail’den ricada bulunmuştu bile (İsrail, Trump’ın Netanyahu’yu aramasının ardından, Özkan’ı sınırdışı etti).

Trump yönetimi aynı zamanda, Hakan Atilla’nın cezasının kalanını Türkiye’de çekmesine de izin verecekti. Anlaşma bozuldu çünkü Türkiye, Halkbank’a verilecek milyarlarca dolarlık cezanın hafifletilmesini ve soruşturmaların düşürülmesini istedi.

Amerika’nın Türkiye’ye desteği bir yok olmaz. İki ülke arasındaki ilişki çok sayıda konuda zaten kök tutmuş durumda, hem hükümetler bazında hem de sivil konularda. Ve bu zaten iki ülke için de doğru olandı.

Nisan 2017’deki Brookings makalelerinde Kemal Kirişçi ve Aslı Aydıntaşbaş, Türkiye’nin kritik önemini şöyle vurgulamışlardı:

Türkiyesiz, ABD’nin bölgedeki yeni dünya düzenini nasıl sürdüreceğini öngörmek ve Ortadoğu’daki kaosun sınırlanması konusunda nasıl başarılı bir politika yürüteceğini kestirmek zor. Aynı şekilde, Türkiye dışında Batı dünyası ile köprü işlevi görebilecek, demokratik standartları karşılayan, çoğunluğu Müslüman bir başka ülke daha muhtemelen yok.