Ana sayfa Ekonomi Türkiye, Yunanistan’dan daha büyük bir kriz yaratabilir

Türkiye, Yunanistan’dan daha büyük bir kriz yaratabilir

Türkiye’nin içinde debelendiği döviz kuru krizi, daha önce ekonomik krize doğru koşar adım ilerleyen ülkelerin hikayeleriyle benzerlik taşırken, kimi uzmanlar Türkiye’nin içine düşeceği ekonomik buhranın etkilerinin beklenenden daha fazla olabileceği yorumunu yapıyor.

PAYLAŞ

Zerohedge’de, Türk Lirası’nın çöküşü ve ülkeyi bekleyen olası gelişmelerle ilgili bir yazı kaleme alan Tyler Durdengel, Türkiye’nin, Yunanistanda’kinden daha büyük bir kriz yaratabileceğini savundu.

Türk Lirası’nın dibi görmesinin aslında kimseyi şaşırtmadığını belirten Durdengel, “Kendi balonunu yaratmış piyasa ortamında yine de şaşırttı” yorumunu yaptı.

Durdengel, ekonomideki gidişata dair tespitlerine şöyle devam etti:

Her şeyden önce, liradaki düşüş bir süredir devam ediyor ve bunun ABD dolarının 2018’deki güçlü pozisyonu ile bir ilgisi yok. Türkiye’nin çöküşü olması beklenen, tümüyle kendisinin neden olduğu bir kazaydı.

Bu tablo, parasalcıların ekonomilerde neden olduğu bir başka tren kazasının kanıtıdır da. “Mali bağımsızlığa sahip bir ülkenin istediği parayı, borcunu ödememe riski olmaksızın tedavüle sokabileceğini” söyleyenler bir kez daha yanıldı.

Tıpkı Arjantin, Brezilya, İran ve Venezuela’da olduğu gibi, mali bağımsızlık para birimini destekleyecek güçlü temeller olmadığı müddetçe hiçbir anlam ifade etmez.

Türkiye, Modern Para Teorisi (MMT) severlerin alkışlayacağı her adımı attı. Erdoğan yönetimi, merkez bankasının kontrolünü ele geçirdi ve herhangi bir önlem ya da denetim olmadan, “ekonomiyi canlandırmak” ve faiz oranlarını aşırı derecede düşük tutmak için para basmaya karar verdi.

Türkiye’nin Para Arzı, yedi yıl içinde üçe katlandı ve faiz oranları yüzde 4.5 seviyesine düşürüldü.

Bununla birlikte, liradaki değer düşüşü hükümet tarafından sadece kabul edilmekle kalmadı aynı zamanda teşvik de edildi.

Taze basılmış paralar, mevcut hükümetin oylarını arttırmak için emeklilere dağıtıldı, hızla değer kaybeden liradaki sübvansiyonlar (tarım, yakıt, turizm endüstrisi) yüzde 20 oranında yükseldi. Hükümet, güvenlik kaygıları nedeniyle turizm gelirlerinde oluşan kaybı sübvansiyonlar ve hibelerle telafi etmeye çalıştı.

Sonuç olarak döviz rezervlerindeki azalma sürdü ancak hükümet, aşırı borç ve borçlanmayı teşvik etmeye devam etti. Bütçe açığı giderek arttı ve hızla değer yitiren lira, dolar cinsinden borç miktarının artmasına neden oldu.

Bu parasalcıların tipik noksanlığıdır; mali bağımsızlığın ülkeyi dış şoklardan ve artan döviz cinsi borçlanmadan koruyacağına inanırlar ancak kimse sürekli değer yitiren para birimi karşısında düşük faiz oranı ile borç vermek istemez. Sonra merkez bankası faizleri artırır ve mali delik giderek büyür; para arzı da aynı ölçüde artar dağıtılan sadakalar yerel para birimi ile ödenir.

Şimdi Avrupa’nın geri kalanı için de risk büyüyor.

Bir yandan, BBVA, BNP, Unicredit gibi euro bölgesi bankalarının pozisyonu Türkiye ile çok bağlantılı. Tüm varlıklarının yüzde 15 ve yüzde 20’si arasında.

Diğer yandan, ödenemeyen takipteki kredilerin durumu ortada. Washington Post’a göre, Türkiye’nin dolar borcu Gayri Safi Yurtiçi Hasılası’nın (GDP) yüzde 30’una tekabül etmekte ancak euro cinsi borçlar da bir diğer yüzde 20’yi oluşturmakta.

Türkiye’ye borç verenler ve hükümetler, Arjantin ve Brezilya’da yaptıkları gibi yanlış bahis yaptılar. Sürekli zayıflayan ABD doları ve ABD Merkez Bankası’nın faizleri yükseltmeyeceği üzerinde bahse girdiler. Açıkçası yanıldılar. Ancak bu hatalı bahis, zaten var olan parasal ve mali dengenin kötüleşmesine katkı sağladı.

Para arzı çift haneli oranlarda devam ediyor, hükümetin harcamaları giderek azalan rezervleri aşmış vaziyette ve sermaye kaçışı, birikimci ve yatırımcıların Erdoğan’ın, mantıklı para politikalarıyla ekonomik güvenirliği yeniden inşa etmek yerine tüm gücü ele geçirmek adına sermaye kontrolü seçeneğine yönelmesi korkusu nedeniyle sürmekte.

Tıpkı Arjantin’de olduğu gibi, faizleri yükseltmek için çok geç kalındı ve sermaye kontrolü ile mevduatın çekilmesi riski varken, bu adım piyasayı sakinleştirmeyecektir.

Faizleri yüzde 18’e yükseltmek, Türkiye’de kimseyi parasını bankada tutmaya teşvik edemiyor, hele ki tüm parayı kaybetme riski ortadayken. Faiz oranları yüzde 8’den yüzde 17.5’e çıktı ve kriz daha da kötüleşti. Durmayacaktır da.

Çünkü Türkiye’nin sorunu mali ve parasal. Türkiye’nin yapısal bir programa ve kurumlarının, piyasalarının sermaye çekmek için güvenilir kılınmasının yanısıra büyümeyi iyileştirmeye ihtiyacı var.

Ne yazık ki, gidişat kurumların daha fazla hükümet kontrolüne girmesi, daha az yatırım güvenliği ve derinleşen krizde aslında olmayan dış düşmanın suçlanması yönünde.

Erdoğan, çok tehlikeli bir ekonomik düşmana karşı savaşıyor: Kendisi.

Avrupa içinse aşağıdaki seçenek şeytanın alternatifi:

Türkiye’yi mali destekle kurtarmak Erdoğan’a daha fazla denetim verecektir ve özgürlükler üzerindeki baskıyı arttırarak ekonomideki dengesizlikeri daha da kötüleştirmesine neden olacaktır.

Öte yandan, Türkiye’yi mali destekle kurtarmamak Yunanistan’ın karşılaştığından daha kötü bir krize neden olacaktır. Çünkü çok sayıda euro bölgesi fon ve banka yatırımı, büyümeye bir parça erişimin yolu olarak Türkiye’ye yönlendirildi. Şimdi karşı karşıya oldukları şey, sermaye kontrolü riski ve para biriminin değer yitirmesi.

Avrupa için daha büyük risk, mülteci düzenlemesi ve sınır desteği karşılığında mali yardımla bu keşmekeşin üzerini örtmeye çalışması olacaktır. (Ahval)