Uluslararası Af Örgütü’nden Sur için acil eylem çağrısı: Zorla tahliye yasaktır

Haziran 30, 2017, 3:02 pm
Uluslararası Af Örgütü, yıkımın sürdüğü Sur ilçesi için acil eylem çağrısında bulunarak, yıkıma karşı imza kampanyası başlatıldı.

Uluslararası Af Örgütü, ‘Kentsel dönüşüm’ adı altında yıkımın sürdüğü Diyarbakır’ın Sur ilçesine bağlı Alipaşa ve Lalebey mahalleleri için acil eylem çağrısında bulundu. ‘Yüzlerce Sur sakini zorla tahliye edilme riski altında’ başlığıyla yapılan çağrıda, mahallelilerin evlerinden zorla çıkarılması için uzun süre elektrik ve suların kesildiği ve mahalle sakinleriyle samimi bir istişare süreci gerçekleşmediği, yeterli tazminat bedeli ödenmediği vurgulandı.

Tahliyeleri durdurma çağrısı

Yüzlerce Sur sakininin her an zorla mahalleden çıkarıla bilineceğinin vurgulandığı çağrıda, “Çevre ve Şehircilik Bakanı’nı Diyarbakır’ın merkez ilçesi Sur’un Alipaşa ve Lalebey mahallelerindeki Sur sakinleri ile tahliye dışındaki tüm alternatifler ve yeniden yerleştirme olasılıkları ile yeterli alternatif barınma imkanları hakkında samimi bir istişare süreci gerçekleşene kadar zorla tahliyeleri durdurmaya çağırıyoruz” denildi.

Evler bir haftada boşaltılmak istendi

Aralık 2015 ve Mart 2016 tarihleri arasında ilçede yaşanan çatışmalar nedeniyle Sur’un bazı mahallelerinde süresiz sokağa çıkma yasakları ilan edildiği ve on binlerce Sur sakininin yerlerinden edildiği belirtilen çağrıda, şöyle denildi: “Bu süreçte yerinden edilen Alipaşa ve Lalebey sakinleri bir ila altı ay arasında bir süre sonra evlerine geri dönebildi. Mart 2016’da, ilçenin tamamını kapsayan kentsel yenileme projesinin bir parçası olarak Sur’un 16 mahallesi kamulaştırıldı. Aralık 2016’da Alipaşa ve Lalebey sakinlerinin evlerini bir hafta içinde boşaltmalarını talep eden icra emirleri gönderildi ama birçoğu Sur’dan ayrılmadı. Uluslararası Af Örgütü’nün görüştüğü avukatlar ve Sur sakinleri yıkımların Nisan 2017’de başlayacağının kendilerine sözlü olarak bildirildiğini aktardı.

Nisan ayının sonunda, cami hoparlörlerinden yapılan çağrılarla sakinlere yedi gün içinde evlerini boşaltmaları gerektiği duyuruldu. 23 Mayıs’ta hali hazırda boşaltılmış evlerin yıkımı başladı ve aynı zamanda mahallelere su ve elektrik verilmesi kesildi.

Derin endişe duyuyorlar

Dihaber’in haberine göre, Uluslararası Af Örgütü’nün görüştüğü Sur sakinleri kentsel yenileme projesine dair kendileri ile samimi bir istişare yapılmadığını, alternatif barınma imkanları sunulmadığını ve kayıpları için yeterli tazminat bedelleri ödenmediğini bildirdi. Mahallelerdeki tüm sakinler, önlerindeki belirsiz gelecekten dolayı derin bir endişe duyduklarını ifade etti. Sakinler güçlü dayanışma ilişkileri kurdukları ve aile köklerinin dayandığı Sur’dan ayrılmak istemediklerini, ayrıca geçimlerini sürdürebilmelerinin Sur içindeki yaşamlarına bağlı olduğunu söylediler.

“Zorla tahliye yasaktır”

Türkiye yetkilileri hiç kimsenin zorla yerinden edilmemesini güvence altına almakla ve ülke içinde yerinden edilenlerin geri dönme hakkı da dahil olmak üzere, uluslararası insan hakları hukuku ve standartlarına uygun bir şekilde zorla tahliyeleri sadece en son çare olarak uygulamakla yükümlüdür. Sakinleri evlerini boşaltmaya zorlamak için keyfi olarak uygulanan su ve elektrik kesintileri de uluslararası hukuk uyarınca yasaklanmıştır.”

Af Örgütü, yetkililere de şu çağrıyı yaptı:

“Sur sakinleri ile tahliye dışındaki tüm alternatifler ve yeniden yerleştirme olasılıkları ile uluslararası insan hakları hukukuyla uyumlu olan yeterli alternatif barınma imkanları hakkında samimi bir istişare süreci gerçekleşene kadar tüm zorla tahliyeleri durdurmaya, hemen elektrik ve su kesintilerine son vermeye, kiracıları da kapsayacak şekilde tüm Sur sakinlerine yaşadıkları zarar ve kayıplar için gerçek değerinde yeterli tazminatı sunmaya çağırıyoruz.”

Çağrıda, başlatılan imza kampanyası için katılımcıların kampanyayı imzalamaları ve taleplerinin yer aldığı mektuplarını “Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Vekaletler Cad. No:1 Bakanliklar / Ankara, Turkey, Fax: + 90 312 418 04 06, Email: [email protected] adresine göndermeleri istendi.

Çağrıda, şu bilgiler de paylaşıldı: “Sur’un Alipaşa ve Lalebey mahallelerinde 2016 yılının Ocak ayında, silahlı çatışmaların yaşandığı bir ortamda bir hafta boyunca süresiz sokağa çıkma yasağı ilan edilmişti. Sokağa çıkma yasağı sırasında mahalle sakinlerinin neredeyse tamamı evlerini terk etti. Bu kişilerin çoğunluğu evlerine bir ila altı ay geçtikten sonra döndü. 2016’nın Mart ayında ise Sur’un diğer bölgelerindeki sokağa çıkma yasaklarından sonra, yetkililer ilçedeki binaların kentsel yenileme projesi çerçevesinde yıkılacağını ilan ederek, Alipaşa ve Lalebey’in de dahil olduğu 16 mahalleyi kapsayan bir kamulaştırma kararı çıkardı.

Uluslararası Af Örgütü’ne konuşan onlarca mahalle sakini, kentsel yenileme projesi kapsamında sunulacak alternatif barınma imkânı ve tazminat miktarı hakkında kendileriyle istişarede bulunulmadığını söyledi. Evlerinin tapusu olan ev sahipleri, anlaşılmaya varılmadan banka hesaplarına para yatırıldığını, ancak yatırılan miktarın kaybettikleri evlerinin ve eşyalarının bedelini karşılamadığını anlattı. Kiracılar ve tapusu olmayan mahalle sakinleri ise hiçbir şey almadıklarını, kendilerine herhangi bir alternatif barınma imkânı da sunulmadığını aktardı. Aralık ayında yapılan tebligatlarda mahalle sakinlerine evlerini terk etmek için yedi gün süre tanındı ama büyük çoğunluğu da bu süreyi dikkate almadı. Tebligatların mahalle sakinlerine gönderilmesinin ardından yetkililer sözlü olarak yıkımların 2017’nin Nisan ayında düzenlenen referandumdan sonra başlayacağını bildirdi.

Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi 7. Genel Yorumu’na göre zorla tahliyeler yalnızca diğer tüm uygulanabilir alternatifler bu durumdan etkilenecek kişilerle açık bir şekilde istişare yapıldıktan sonra, son çare olarak gerçekleştirilebilir. Kadınlar ve engelliler de dâhil olmak üzere, olası bir tahliyeden etkilenebilecek tüm gruplar ve kişiler, hatta onlar için çalışanlar dahi süreç boyunca gerekli bilgiye erişme, kapsamlı bir şekilde istişare etme ve katılım gösterme hakkına sahiptir. Projeye yetkililer tarafından uygun bir şekilde değerlendirilmesi gereken alternatifler önermek de bu kişilerin ayrıca hakkıdır.

Meşru gerekçelere sahip olduğu düşünülse bile, tahliyeler yalnızca belirli prosedürel koruma önlemleri yerine getirildiği ve yaşanacak kayıplar için tazminat ile uygun alternatif barınma imkânı sunulduğu durumlarda gerçekleştirilebilir. Uluslararası hukuka göre, zorla tahliyeler ve konut yıkımı, oturma hakkı veya diğer statülerden yoksun kişilere karşı bir cezalandırma yöntemi olarak kullanılamaz. Devletler bir cezalandırma uygulaması olarak su hizmetlerine erişimi sınırlandırmama konusunda belli yükümlülüklere sahiptir. Bu hizmetlere erişimi keyfi olarak kesmek ise insan hakkı ihlali olarak değerlendirilir.

Birleşmiş Milletler’in Yerinden Edilmiş Kişilere İlişkin Kılavuz İlkeleri, 1992 yılında BM’nin Ülkesinde Yerinden Edilmiş Kişiler Özel Temsilcisi tarafından uluslararası hukukta var olan standartları temel alarak, bu kişilerin özel ihtiyaçlarına cevap vermek amacıyla geliştirildi. Bu ilkelere göre kimse keyfi olarak zorla yerinden edilmemeli ve yerinden edilmelerin süresi koşulların gerektirdiğinden daha uzun olmamalı (6. İlke). Söz konusu İlkelere göre ayrıca yetkililerin yerinden edilen kişilere gerekli yerleşim imkânını sağlaması ve yeterli bir yaşam standartı sunması gerekiyor (18. İlke). İlkeler aynı zamanda kimsenin evi ve sahip olduğu eşyaların elinden alınmaması, evi ve eşyalarını arkalarında bırakmaları halinde ise yıkım, keyfi ve yasadışı bir şekilde el konulma, işgal ve birileri tarafından kullanılma gibi durumlara karşı da koruma sağlanması gerekliliğinin altını çiziyor (21. İlke).

Birleşmiş Milletler’in Kalkınma Temelli Tahliyeler ve Yerinden Edilmelere İlişkin İlkeleri ve Kılavuzları (Genel İlkeler) devletlere, tahliye ve yerinden edilme ile sonuçlanabilecek her türlü projenin başlangıcından önce etki analizleri yapma zorunluluğu yüklüyor. Etki analizlerinde söz konusu bölgeye ilişkin, bu durumdan etkilenecek kişiler ve bu kişilerin yerleşim ile olan ilişkileri (örneğin gelir yaratan faaliyetleri hakkında), bölgedeki kamu hizmetleri gibi çeşitli bilgiler içermesi gerekiyor.”