Ana sayfa Gündem Ayasofya, 24 Temmuz’da ibadete açılacak

Ayasofya, 24 Temmuz’da ibadete açılacak

PAYLAŞ

Danıştay’ın 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını iptal etmesinin ve Erdoğan’ın ibadete açılması kararını onaylamasının ardından Ayasofya’da ilk namaz Lozan Barış Antlaşmasının 97. yıl dönümüne rastlayan 24 Temmuz’da kılınacak.

Ayasofya’nın ibadete açılması kararının ardından Ulusa Sesleniş konuşması yapan Erdoğan, “24 Temmuz Cuma günü Ayasofya’yı ibadete açmayı planlıyoruz. Tüm milletimizden çalışmaların süratle yürümesi ve hazırlıkların bitmesi için buralarda ziyaret, gelip görme gibi telaşın içerisine girmenin doğru olmayacağını aziz milletime hatırlatmak istiyorum” dedi.

Ayasofya’nın ibadete açılması kararının Türkiye’nin egemenlik haklarıyla ilgili olduğunun vurgusunu yapan Erdoğan, “Türkiye Cumhuriyeti’nin bayrağı neyse başkenti neyse sınırları neyse 81 vilayeti neyse Ayasofya’nın vakfiyesine uyulması şeklinde camiye dönüştürülmesi hakkı da odur. Her türlü tavrı ve ifadeyi bağımsızlığımızın ihlali olarak kabul ederiz” ifadelerini kullandı.

“Ayasofya’yı insanlığın ortak kültürel mirası vasfını koruyarak ibadete açacağımızın altını çiziyorum” diyen Erdoğan, Müze statüsünden çıkmasıyla birlikte Ayasofya Camii’ne ücretli giriş uygulamasını kaldırıyoruz. Tüm camilerimiz gibi Ayasofya’nın kapıları yerli ve yabancı, müslim ve gayrimüslim herkese kapıları sonuna kadar açık olacaktır” diye konuştu.

 

Erdoğan’ın ifadeleri şöyle:

“Ayasofya Camii’ne ücretli giriş uygulamasını kaldırıyoruz”

“Diyanet İşleri Başkanlığımız dini yönüyle ilgil çalışmalara başladı. Müze statüsünden çıkmasıyla birlikte Ayasofya Camii’ne ücretli giriş uygulamasını kaldırıyoruz. Tüm camilerimiz gibi Ayasofya’nın kapıları yerli ve yabancı, müslim ve gayrimüslim herkese kapıları sonuna kadar açık olacaktır. 

24 Temmuz Cuma günü Ayasofya’yı ibadete açmayı planlıyoruz. Tüm milletimizden çalışmaların süratle yürümesi ve hazırlıkların bitmesi için buralarda ziyaret, gelip görme gibi telaşın içerisine girmenin doğru olmayacağını aziz milletime hatırlatmak istiyorum.

“Bu konu, Türkiye’nin egemenlik haklarıyla ilgilidir”

Uluslararası alanda bu konuda ortaya konan her türlü görüşü anlayışla karşılarız ancak Ayasofya’nın hangi amaçla kullanılacağı konusu Türkiye’nin egemenlik haklarıyla ilgilidir. 

Türkiye Cumhuriyeti’nin bayrağı neyse başkenti neyse sınırları neyse 81 vilayeti neyse Ayasofya’nın vakfiyesine uyulması şeklinde camiye dönüştürülmesi hakkı da odur. Her türlü tavrı ve ifadeyi bağımsızlığımızın ihlali olarak kabul ederiz. Bu konudaki her türlü ifadeyi bağımsızlığımızın ihlali olarak kabul ederiz. 

“Kararın arkasında duranlara şükranlarımı sunuyorum”

6 ay gibi süre içerisinde yapacağımız bazı hazırlıklar var. Bu konuda görüş belirtmenin ötesindeki her türlü tavrı ve ifadeyi, bağımsızlığımızın ihlali olarak kabul ederiz. Şu anda hemen arkamda bakınız dev bir vakfiyename vardır. Ve bu Fatih’in vakfiyenamesidir. Bunun içinde ne varsa o bizim için asıldır. Türkiye olarak biz de tarihi ve hukuki haklarımıza sahip çıkma konusunda aynı anlayışı bekliyoruz. Bu tam 567 yıllık bir haktır. İnanç odaklı bir tartışma yapılacaksa bu Ayasofya değil, İslam düşmanlığı ve yabancı nefreti olmalıdır. Bu kararın arkasında duran tüm siyasi partilere ve liderlerine STK’lara, milletimizin her bir ferdine şükranlarımı sunuyorum.

Fatih Sultan Mehmet Han doğrudan Ayasofya’ya yönelir. Bizans halkı akıbetlerini beklemektedir. İstanbul’un Fatihi fetih sembolü olarak sancağını Ayasofya’nın ortasındaki miğrabın bulunduğu yere diker. Kubbeye doğru bir ok fırlatır ve ilk ezanı da kendisi okur. Böylece fethini tescillemiş olur. Tarihçilerin yazdığına göre Ayasofya’nın kubbesine çıkan Fatih Sultan Mehmet Han, yapının harap görüntüsünü görünce şunu söyler: “Kayser’in kasrında örümcek perdedarlık ediyor, Efrasiyab’ın sarayında da baykuş nevbet çalıyor.”

“Yıkılmak üzere olan bu mabet, ecdadımız tarafından ihya edilmiştir”

Fethin ardından ilk cuma namazı için Ayasofya ibadete hazır hale getirildi. Camiye giren Fatih, burada kubbeleri çınlatan tekbirler ve salavatlarla karşılanır. Fatih diğer hristiyan mezhepleri tarafından dışlanan Ortodoks kilisesini de himayeye alarak gelişmesini sağlar. Harap vaziyette olan İstanbul fetihle birlikte yeniden ayağa kaldırılmıştır. Bunun sembolü de Ayasofya’dır. Neredeyse takip eden her asırda büyük onarımlara tabii tutulan Ayasofya’ya milletimiz hep göz bebeği gibi bakmıştır. Öyle ki, tanrının hikmeti anlamına gelen orijinal ismini değiştirmeye dahi teşebbüs etmemiştir. Öyle ki yıkılmak üzere olan bu mabet ecdadımız tarafından camiye dönüştürülmekle kalmamış aynı zamanda ihya edilmiştir. Bizim de gençlik yıllarımızdan beri kalbimizde bir Ayasofya sevgisi vardır. Vakfiyesine uygun şekilde yeniden ibadete açarak milletimize önemli bir hizmet verdiğimizi düşünüyorum.

Ayasofya inşa edilirken imparatorluğun dört bir yanından malzeme taşınmıştır. Fatih ve ardından gelen padişahlar Anadolu’dan ve Rumeli’den zanaat erbabını İstanbul’a getirerek şehri ve Ayasofya’yı yeni baştan inşa ettiler. Mesela Fatih Ayasofya’nın içindeki sabit mozaikleri korumuş sadece taşınır heykelleri yapıdan çıkarttırmıştır. Asırlar boyunca yerinde kalan mozaikler peyderpey kapatılmış böylece dış etkilere karşı korunması ve bugünlere gelmesi temin edilmiştir.

“Türk milletinin Ayasofya’daki katkısı daha fazla”

“Mimar Sinan, Ayasofya’ya en çok katkı yapan kişilerin başında geliyor. Tarih boyunca hep İstanbul’un en kalabalık cemaatlerinin toplandığı Ayasofya müstesna günlerde gerçekten çok göz alıcı manzaraların yaşandığı bir yer olmuştur. Dolayısıyla Türk milletinin Ayasofya üzerindeki hakkı 1500 yıl önce bu eseri inşa edenlerden daha az değildir. Tam tersine güçlü sahiplenişi itibariyle milletimizin bugün insanlık tarihinin en önemli mirası arasında gösterilen Ayasofya’daki hakkı daha fazladır.

“Ayasofya tartışmalarının yaklaşık bir asırlık geçmişi var”

“Tarih fethettiğimiz her yerde refahı, güveni, huzuru, hoşgörüyü hakim kılmak için verdiğimiz mücadelenin şahididir. Cemaati olan her yerde kiliseler ve havralar faaliyet göstermektedir. İbadete açık 435 kilise, sinagog ve havra bulunuyor. Buna rağmen millet olarak bunun tam tersi örnekleriyle karşılaşmaktan kurtulamadık. Doğu Avrupa ve Balkan coğrafyasında ecdadın inşa ettiği eserlerden pek azı ayaktadır. Bu kötü örneklerin hiçbirini dikkate almıyor. Bugün yeniden ibadete açılması kararı vesilesiyle bir kez daha dikkatlerin üzerine toplandığı Ayasofya tartışmalarının yaklaşık bir asırlık geçmişi vardır.

“Ayasofya’nın minarelerini yıktıracaklardı”

“Ayasofya’nın kapısına tam teçhizatlı bir işgal birliği dayanır. Birliğin başındaki Fransız komutan, Ayasofya’da görevli Osmanlı subayına kendilerinin buraya yerleşeceğini bildirir. Binbaşı Tevfik bey onlara şu cevabı verir: Buraya giremezsiniz ve giremeyeceksiniz. Çünkü burası bizim mabedimizdir. Girmeye teşebbüs edecek olursanız şu ağır makinalılar ve caminin dört bir tarafına yerleştirdiğimiz tahrip kalıpları verecektir. Ayasofya’nın yıkılmasına göz yumuyorsanız buyrun deneyin… Ayasofya’ya yabancı ilgisi daha sonraki yıllarda mozaik tamiri gibi bahanelerle sürer. Bu sırada tek parti hükümeti dönemi çıkardığı bir kararname ile camilerin birbirine uzaklığının en az 500 metre olması kuralını getirerek Ayasofya’yı ibadete kapatır. 1 Şubat 1935 tarihinde Ayasofya müze olarak ilan edilir. Caminin bitişiğindeki İstanbul’daki ilk Osmanlı Üniversitesi olan Ayasofya Medresesi sebepsiz yere yıkılarak ortadan kaldırılır. Zeminindeki nadide halılar kesilerek sağa sola dağıtılır. Antika şamdanlar dökümhanelere götürülür. Şaheser levhalar ise çok büyük olduğu için depoya kaldırılır. Bu levhalar Demokrat Parti döneminde yerine asılır. Az kalsın Ayasofya’nın minarelerini dahi yıktıracaklardı. Sıranın Ayasofya’ya gören tarihçi gazeteci ve müzeci İbrahim Hakkı Konyalı hemen bir rapor yazar. Bu minareler kubbenin desteğidir, minareler yıkılırsa Ayasofya da yıkılır dediği için yıkımdan vazgeçilir.

“Alınan karar, Fatih’in bedduasından kurtulmamızı sağlamıştır”

“Aynı dönemde ülkemizdeki pek çok caminin, medresenin başına benzer felaketler gelmiştir. Esasen tek başına, tek parti döneminde alınan bu karar hukuka da aykırıydı. Ayasofya da Fatih’in ve onun kurduğu vakfın üzerine tapulanmıştır. Cumhuriyet döneminde bu tapu senedinin resmi bir sureti de çıkartılarak hukuki statüsü tescillenmiştir. Fatih Sultan Mehmet Han, Ayasofya’yı da içeren yüzlerce sayfalık vakfiyesinin bir yerinde ancak şunu söylüyor: Kim bu Ayasofya’yı camiye dönüştüren vakfiyemi değiştirir, onu iptale koşarsa herhangi bir dalavereyle Ayasofya Camii’nin vakıf hükmünü yürürlükten kaldırmaya kast ederse, bunları yapanlara yol gösterir yardım ederse, camilikten çıkarır ve sahte evrak düzenleyenler, yahut onu kendi batıl defterine kaydederse, huzurunuzda ifade ediyorum ki, en büyük haramı işlemiş ve günahı kazanmış olur. Bu vakfiyeyi kim değiştirirse Allah’ın peygamberin meleklerin, bütün müslümanların ebediyeten laneti onun üzerine olsun. Kim bunları işittikten sonra hala bu değiştirme işine devam ederse günahı ona değiştirene ait olacaktır. Allah’ın azabı onlaradır. Bugün alınan karar aynı zamanda Fatih’in işte bu ağır bedduasından kurtulmamızı sağlamıştır. Gerçi aynı zihniyet bugün de bırakınız Ayasofya’nın hüznünü gidermeyi, Sultan Ahmet’i müzeye dönüştürmeyi teklif edebilmektedir. Bu zihniyet, geçmişte Sultan Ahmet’i resim galerisi, Ayasofya’yı caz kulübü olarak kullanmayı da düşünmüştür. Rabbim bir daha bu milleti değerlerine düşmanlık edenlerle sınamasın diyorum. Bazı eserler vardır ki bunlar milletlerin ve devletlerin sembolüdür.