Connect with us

Politika

“Bize yönelik operasyonların ilk adımını Kılıçdaroğlu attı”

Published

on

Tutuklu bulunduğu cezaevinden Cumhuriyet Gazetesi’nin sorularını yanıtlayan Demirtaş, “AKP’nin tek başına referandumsuz anayasa değişikliğini yapabilme çoğunluğunu elde etmesine imkân vermediğini gördüler. Bize yönelik tutuklama sürecinin siyasi kararı o zaman verildi” dedi. Cumhuriyet Gazetesi ayrıca röportaja ilişkin bir de açıklama yayımladı. Buna göre Demirtaş sorulara 27 Ocak’ta cevap verirken, cevap metni ‘kişi ve kurumları paniğe sevk edebilecek ifadeler içeridiği’ gerekçesiyle 16 Ocak’ta gazeteye ulaşabildi.

Cumhuriyet’in konuyla ilgili açıklaması şöyle:
Demirtaş sorularımıza 27 Aralık 2016 tarihinde yanıt verirken, yanıtların Demirtaş’ın TBMM’deki özel kalemine ulaşması 16 Ocak 2017 tarihini buldu. 1,5 aylık süreçte Edirne Cezaevi Mektup Okuma Komisyonu, Demirtaş’ın sorularımıza verdiği yanıtlardan oluşan mektubuna ilişkin yaptığı değerlendirmede “6 sayfa düz yazı iletide kişi ve kuruluşları paniğe yöneltebilecek ifadelere yer verildiği düşünülerek söz konusu mektubun ilgilisine gönderilmeyerek alıkonulmasına” karar verdi. Bu karar üzerine Edirne Cezaevi Disiplin Kurulu Başkanlığı; söz konusu mektupta sakınca görülmeyerek mektubun gönderilmesi yönünde yeni bir karar verdi.

Demirtaş’ın Cumhuriyet’in sorularına verdiği yanıtlar şu şekilde:

Sizinle birlikte 10 milletvekilinin tutuklanma sürecini siyasi gelişmeleri de göz önüne alarak nasıl yorumluyorsunuz?

Partimizin iki eş genel başkanı, iki grup başkanvekili ve iki eş genel başkan yardımcısı (MYK Üyesi) olmak üzere 12 milletvekili ve binlerce üyesi tutuklanmış durumda. Bizim tutuklanma sürecimiz, AKP tarafından çözüm süreci sonlandırıldıktan sonra kararlaştırıldı. Özellikle 7 Haziran seçimlerinde HDP’nin siyasetteki dengeleri halkın lehine, egemen kliğin aleyhine değiştirebileceği ortaya çıkınca düğmeye basıldı.

Bir laf vardır, hani derler ya; “Oy vermek bir şeyleri değiştirseydi yasaklarlardı” diye. İşte 7 Haziran’da oy vermenin çok şeyi değiştireceği görüldü ve doğrudan, alenen yasaklanamayacağı için dolaylı olarak, HDP’ye oy vermek yasaklandı. Fakat 1 Kasım seçimlerinde bunun da yeterince işe yaramadığı ve HDP’nin bir kez daha barajı aşmasıyla, AKP’nin tek başına referandumsuz anayasa değişikliğini yapabilme çoğunluğunu elde etmesine imkân vermediğini gördüler. Bize yönelik tutuklama sürecinin siyasi kararı o zaman verildi, ama sosyo-psikolojik atmosfer ile yasal kılıfların oluşturulması arayışlarına girildi.

15 Temmuz darbe girişimi arkasından OHAL ve KHK’ler ile bu fırsat yakalanmış oldu. Başkanlık adı altında tek adam rejimi inşa edilirken HDP’nin temsil ettiği kitlelerin siyaset dışına itilmesi AKP için olmazsa olmaz görülüyordu. Anketlere göre “Başkanlığa” olan halk desteği hiçbir zaman yüzde 42’yi geçemedi. İşte HDP’ye yönelik kapsamlı bir gece operasyonuyla bir anda şovenist milliyetçi duygular kabartılacak, MHP+AKP milliyetçiliğiyle bir anda destek yüzde 50’nin üzerine çıkarılacak, bu esnada hemen Anayasa değişiklik teklifi de TBMM’ye sunulacaktı. Kabaca plan buydu. Bizi cezaevine götüren süreç üst düzey AKP’lilerin bir masa etrafında oturup saat saat, gün gün planladıkları bir organizasyondur.

Tutuklama operasyonundan hemen önce Bahçeli-Erdoğan görüşmesi de anlaşılıyor ki bundan bağımsız değildir. Ancak bütün bu siyasi tutuklama operasyonlarının ilk adımını atan maalesef Sayın Kılıçdaroğlu’nun “Dokunulmazlık teklifi anayasaya aykırıdır, ama yine de evet oyu vereceğiz” şeklindeki açıklamasıdır.

Anayasa değişikliğine ilişkin olası bir referandum sürecinde HDP’nin tavrı ne olacak?

AKP+MHP ittifakıyla sunulan teklif bir toplumsal sözleşme anlamında anayasa değişiklik önerisi değildir. İki parti arasında yapılmış “gizli” bir anlaşmanın anayasa kılıfına büründürülmüş bir halidir. Anayasayı partiler ya da liderler yapmaz; halk yapar, parlamento yasalaştırır. Bunun dışındaki her yol gayri meşrudur, kabul edilmezdir ve maalesef tehlikelidir. Rejim ve sistem değişikliğini aynı anda ve emrivakiyle oldu bittiyle yapmaya çalışan bir girişimdir. Cezaevi koşullarının yarattığı kısıtlamalar nedeniyle henüz parti yetkili kurulları ile sağlıklı bir görüş alışverişi yapamadım. Ama net olan kararımız şudur ki, TBMM’de de olası referandumda da tavrımız “hayır”dır. Şahsen ben TBMM’de milletvekillerinin durumun vahametini görerek 330 “evet” oyu vermeyeceğine inanıyorum. Ama eğer referanduma gidilirse halk kesinlikle “hayır” diyecektir. Bunun için etkili bir “hayır” kampanyası yürütülmelidir.

Nasıl ki, anayasayı yapma süreci sivil bir halk inisiyatifinin işiyse, aynı şekilde referandum kampanyasını da sivil halk platformları yürütmelidir. Siyasi partiler bu halk inisiyatiflerinin çalışmalarını destekleyen ve güçlendiren konumda olursa daha uygun olacaktır. Böylesi bir tutumla referanduma gitmek hem halk demokrasisine daha uygundur hem de siyasi partilerin kutuplaştırıcı, ayrıştırıcı etkisi en aza indirgenmiş olacaktır.

Tutuklanmanızla birlikte partiniz HDP, parlamento çatısı altında kalıp kalmama konusunda çeşitli tartışmalar yürütüyor. Sizin düşünceniz nedir? HDP parlamentoda kalmalı mı, kalmamalı mı?

HDP demokratik siyaseti toplumsal yaşamın değişmez ve kaçınılmaz bir parçası olarak görüyor ve demokratik siyasetten çekilme gibi bir tartışmayı abes karşılıyor. Demokratik siyaset sadece parlamentarizm değildir. İkisi birbiriyle karıştırılıyor sanırım. Demokratik siyaset, evde, okulda, sokakta, işyerinde, kadın-erkek ilişkilerinde vb. yaşamın her alanında zaten vardır ve devam etmektedir. Parlamento sadece bunun bir ayağıdır. HDP, demokratik siyasetten çekilme gibi bir başlığı gündemine bile alamaz, zaten bu HDP’nin ya da herhangi bir partinin yetkisinde olan bir konu da değildir. Bir parti demokratik siyasetten çekildi diye halkın kendisi demokratik siyasetten otomatikman çekilmiş sayılmaz. Bu zaten toplumun doğasına aykırıdır.

Öne Çıkanlar

Erdoğan’dan IMF’ye: Türkiye’yi yönetecek birisi varsa o da benim; sen sadece paranı al!

Published

on

By

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Suriye’de yaşanan çatışmalarla ilgili olarak NATO‘ya tepki gösterdi. “Yeri geldi Afganistan’da olduk Somali’de olduk şu anda Suriye’de bu olaylar yaşanırken, ey NATO sen ne zaman olacak da gelip bizim yanımızda yer alacaksın?” diyen Erdoğan, IMF‘ye de “Türkiye’yi yönetecek birisi varsa o da benim; sen sadece paranı al” diye seslendi.

Bolu’da partisinin 6. olağan il kongresinde konuşan Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Suriye ve Irak sınırlarımız boyunca terör koridoru oluşturmak isteyenler yüzlerindeki maskeleri indirip niyetlerini ifşa ettiler. Kimsenin ummadığı operasyonları başlattık. Müttefikimiz dediğimiz güçlere bakışı sahadaki eylemlere göre yeniden belirledik. NATO’nun üyesiyiz. Yeri geldi Afganistan’da olduk Somali’de olduk şu anda Suriye’de bu olaylar yaşanırken, ey NATO sen ne zaman olacak da gelip bizim yanımızda yer alacaksın? 911 kilometre burada bizim sınırımız var, sürekli terör örgütleri bizi taciz ediyor, Suriye rejimi aynı şekilde bu yollara başvuruyor. Peki sen ne zaman ortaya çıkacaksın, devamlı ben bunları mı söyleyeceğim? Şu ana kadar hala olumlu bir ses söz yok.

“Biz iktidara geldiğimizde de attığımız her adımda bize olmaz dediler, yapamazsınız dediler, başaramazsınız dediler. Daha ileri gidip ‘haddinizi aşmayın ha’ dediler. IMF’nin bize dediği laf ‘olmaz’. Ne olmaz? Sen paranı alıyor musun, alıyorsun. Bizden sonra borç istedi. Arkadaşlar “Verelim mi?” dedi, “Verin” dedim. Bugün borç alan yarın emir alır.

(IMF’ye) Türkiye’yi yönetecek birisi varsa o da benim. Sen sadece paranı al.”

Continue Reading

Gündem

“Windows, bu kadar hızlı güncellenmiyor!”

Published

on

By

BirGün yazarı Bülent Mumay, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın açıklaması sonrası başlayan “dinde reform” tartışmalarını değerlendirdi. “Erdoğan’ın Nurettin Yıldız gibilerini eleştirmek zorunda kalırken başlattığı ‘İslamda güncelleme’ tartışmasının, hedeflenen Saadet tabanını ‘Cumhur İttifakı’ndan bir parça daha uzaklaştıracağı aşikâr” diyen Mumay, Erdoğan’ın bir gün sonra yaptığı “Dinde reform yapmak haddimize mi” açıklamasıyla ilgili olarak da “Windows, bu kadar hızlı güncellenmiyor” ifadesini kullandı.

Bülent Mumay‘ın “Windows, bu kadar hızlı güncellenmiyor!” başlığıyla yayımlanan (11 Mart 2018) yazısının ilgili bölümü şöyle:

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamasıyla patlak veren “dinde güncelleme” meselesinin zamanlaması, AKP açısından hiç de iyi olmadı. Karamollaoğlu’nun “Cumhur ittifakı”na kapıyı kapatmasından sonra, AKP’nin niyeti Saadet Partisi tabanını kazanmaktı. Erdoğan’ın Nurettin Yıldız gibilerini eleştirmek zorunda kalırken başlattığı “İslamda güncelleme” tartışmasının, hedeflenen Saadet tabanını “Cumhur İttifakı”ndan bir parça daha uzaklaştıracağı aşikâr. Dünkü Milli Gazete’nin manşeti de, bu öfkeyi yansıtıyordu. “İslam’ın güncellenmesi ne demek?” başlığıyla çıkan gazete, Erbakan’ın “Din, Allah yapısıdır” sözlerini de 1. sayfadan hatırlatma gereği duymuştu.

Gerçi çok da şey etmemek lazım. Erdoğan, “güncelleme” açıklamasını da güncelledi. Önce, sözcüsü İbrahim Kalın twitter’dan “izahat” yapma gereği duydu. Yetmeyince Cumhurbaşkanı bizzat devreye girdi. Bir gün önce, “İslam’ın güncellenmesi gerektiği”nden söz eden Erdoğan, tepkiler üzerine “Dinde reform olmaz, haddimize mi” deme gereği duydu. Saray’ın 24 saat içinde güncelleme açıklamasına getirdiği güncelleme, Windows işletim sisteminin sürekli gönderdiği güncelleme yamalarından bile daha hızlı geldi. “Şehirleri mahvettik” tadında çıkışlarla uzunca bir süredir kendi muhalefetini yapan Erdoğan’ın yeni bir hamlesi olabilir, kim bilir. “Değişmeyen tek şey değişimin kendisi” diyen Cem Karaca da rahmet istedi şimdi…

Bu arada enteresan bir gelişme daha oldu… Aralarında Ankara ve Marmara’nın da bulunduğu ilahiyat fakülteleri, Erdoğan’ın sözlerine “açıklık” getirmek için bildiriler kaleme aldı. “Aslında şunu demek istedi” tadındaki açıklamaları yapanların, bir yerlerden motive edildikleri aşikar elbette… Tarikat yurtlarındaki çocuk istismarları konusunda gıkı çıkmayan, kendisine ilahiyatçı diyen sapıkların kadınları aşağılayan “fetva”ları karşısında ‘lâl’ olan ilahiyatçıların, Saray’ın tekzip bürosu olarak hizmet vermeye başladı aniden. Ne diyelim, yeni “akademik görev”leri hayırlı olsun…

Continue Reading

Editörden

Bakan Zeybekci’den Moody’s ve AB’ye: Ne halt edersen et umurumuzda değil

Published

on

By

Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, Denizli’de düzenlenen Türk Eximbank’ın strateji, değerlendirme ve eğitim toplantısında, Türkiye’nin kredi notunu düşüren uluslararası derecelendirme kuruluşu olan Moody’s‘e yüklendi. “Neye göre düşürdün, hangi kriteri dikkate aldın?” diyen Bakan Zeybekci, “Ne halt edersen et umurumuzda da değil. Senin kastını biz gayet iyi biliyoruz, niyetini de biliyoruz. Fırsat bu fırsat deyip, Türkiye üzerindeki kredi ve finans maliyetlerini artırma gayretlerinden başka bir şey değildir. Bu bir tefeci mantığıdır” dedi.

Karahayıt Mahallesi’nde bir otelde düzenlenen Türk Eximbank’ın strateji, değerlendirme ve eğitim toplantısına Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci ile Denizli Valisi Hasan Karahan, Büyükşehir Belediye Başkanı AK Partili Osman Zolan, Türk Eximbank Genel Müdürü Adnan Yıldırım ve Türk Eximbank çalışanları katıldı.

‘AVRUPA BİRLİĞİ’NE TAM ÜYELİK UMURUMUZDA DEĞİL’

Toplantının açılışında konuşan Bakan Zeybekci, dünyanın en hızlı büyüyen ülkesinin Türkiye olduğunu söyledi. Bakan Zeybekci, “Her türlü sağına soluna kulp takabilirler ama kendi ağızlarıyla bazen itiraf etmek zorunda kalıyorlar. Aralık ayında IMF’nin raporunda satın alma gücü paritesine göre 26 bin 500 dolarlık kişi başına düşen milli geliriyle dünyanın 13’üncü büyük ekonomisinin Eximbank’asıyız. Avrupa’nın 5’inci büyük ülkesinin Eximbank’asıyız. Hedef olarak mutlaka dünyanın ilk 10 büyük ekonomisi, Avrupa’nın da ilk 3 büyük ekonomisinden biri olacağız. Hedef olarak, ‘Avrupa Avrupa’ dediğimiz zaman da birileri şöyle sanıyor: ‘Bunların işi gücü yok, bunlar illaki Avrupa Birliği’ne ölüp tutuşuyorlar, Avrupa Birliğine illaki girmek istiyorlar.’ Yok böyle bir derdimiz bizim. Bizim derdimiz başka. Atatürk muasır medeniyet dediğinde Avrupa Birliği yoktu daha, hayali bile yoktu. Birbirlerini boğazlamakla meşguldüler. Biz evrensel standartlardaki ülkemizi refah seviyesine, insan hakları, özgürlükler, çevre hassasiyetleri, sağlık, teknoloji, bilim standartlarına çıkarmak için kendimize hedef olarak gördük. Biz o hedefe ulaştığımızda, bizim için bunun enstrümanlarından biri de Avrupa Birliğine tam üyelik süreci, yani bu kaldıracı kullanmak gibi de menfaatimize olabilir, bunu kendimize stratejik hedef olarak görüyoruz. Biz o hedefe ulaştığımızda Avrupa Birliği’ne tam üye olup olmamak bizim işimiz değil, açıkça söylüyorum umurumuzda da değil. O, o günün Türkiye’sinin vereceği bir karardır, tam üye olup olmamakla ilgili. Buna ne onlar karar verebilir, ne de biz karar verebiliriz. Ama hedefimiz, o hedefe ulaşmak. Onun içindir zaten bütün yolculuğumuz” diye konuştu.

‘BUNLARINKİ TEFECİ MANTIĞI’

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’in Türkiye’nin kredi notunu ‘Ba1’den ‘Ba2’ye düşürmesine tepki gösteren Zeybekci, şunları söyledi:

“Yine geçen hafta bir kredi derecelendirme kuruluşunun Türkiye’yle ilgili not düşürmesi… Neye göre düşürdün, hangi kriteri dikkate aldın? Avrupa Birliği’nin toplam geri dönmeyen kredi hacmi 1.2 trilyon dolar. AB üyesi ülkelerden birinde geri dönmeyen kredilerin milli gelire oranı yüzde 60’ın üzerinde. Bizimki yüzde 3 bile değil. Türkiye’nin notunu düşürüyor, onunkini artırıyor. Ne halt edersen et umurumuzda da değil. Senin kastını biz gayet iyi biliyoruz, niyetini de biliyoruz. Fırsat bu fırsat deyip, Türkiye üzerindeki kredi ve finans maliyetlerini artırma gayretlerinden başka bir şey değildir. Bu bir tefeci mantığıdır. Ne kadar itibarının olduğunu da gösterdi millet. Öyle bir karar açıkladın, ardından ekonomi ve finans piyasalarının sana verdiği tepki sıfır. Sana verdiği itibar sıfır. Bunları bileceğiz, mesafemizi koruyacağız. İlişkilerimiz menfaat ilişkisi olacak. Bunları asla dikkate almayacağız. 29 Mart’ta Türkiye’nin büyüme rakamları açıklanacak. Söylüyoruz: 2017 yılında 2016 yılına göre verdiğimiz yatırım teşvik belgeleri yüzde 81 rakamsal olarak arttı, 175 milyar lira. Bunlar 2018’de yatırıma dönüşecek. Belgesini vermediğimiz 100 milyar liralık yatırımcı bekliyor. 2018 yılında dolar bazında 100 milyarlık özel ve reel sektör yatırımı olacak. Yatırımların büyümeye katkısından dolayı 2018 yılında Türkiye’nin büyüme performansı 2017 gibi yüksek olacak diyoruz. 2018 yılıyla ilgili beklentilerimiz ve ihracatın artması, üretimin de büyümeye etkileri yüksek gelecek ve bunlar yine mahcup olacaklar.”

Continue Reading

Çok Okunanlar