Ana sayfa Editörden Can Kazaz: ‘Sen çok konuşma, şarkını söyle’ diyen cehalete karşıyım

Can Kazaz: ‘Sen çok konuşma, şarkını söyle’ diyen cehalete karşıyım

PAYLAŞ

İstanbul Bilgi Üniversitesi Müzik Bölümü‘nden yüksek onur derecesiyle bölüm birincisi olarak mezun olan ve farklı tarzıyla adından söz ettirmeyi başaran bağımsız müziğin önemli isimlerinden Can Kazaz’la yeni albümünü, vicdanını yansıttığı şarkılarını ve politik duruşunu konuştuk.

Yeni bir video klip de geldi. Ekşi Sözlük’teki, twitter’daki yorumlara ve tepkilere baktığımızda ciddi bir hayran kitleniz oluşmuş durumda. Tepkiler de gayet güzel görünüyor. Peki sizin tarafınızdan baktığınızda albüm nasıl gidiyor?

Albüm gayet iyi gidiyor. Dinleyicilerimin sayısı gün geçtikçe artıyor, bir sürü güzel geri dönüş alıyorum. Konserler de dolu dolu geçiyor, yeni şarkıların sevildiğini gözlemleyebiliyorum.

Şarkılarda bir tepki, eylemsellik, bir kabına sığamamazlık görüyoruz. ‘Kimseye hesap vermem aklımdan geçenler yüzünden…’ bunlardan sadece biri. Neden?

Her zaman öyleydi aslında. Şarkıyı dinlerken akla gelebilecek düşüncelere, sorulara önden cevabını da hazırlayabiliyorum bazen. Şarkılarım kendi kendime konuştuğum serzenişler gibi kalmasın, dinleyeni eylemselliğe itecek nitelikte olsun istiyorum. Muhtemelen bununla ilgili.

‘Ankara’da biri var’ isimli bir de şarkınız var. Ankara’da kim var?

Biri var. Bazı şarkıların nereden, neden, nasıl, kim hakkında çıktığını anlatmayı tercih etmiyorum. Ankara’yla ilgili hikayesi olan herkes, parçayla bir bağ kursun isterim.

Albümü dinlediğinizde hüzünden eyleme ve olayları kabullenmemeye doğru evrilen bir ruh haline doğru evriliyorsunuz sanki… Siz dinliyor musunuz albümünüzü? Ne hissediyorsunuz?

Dinliyorum, sıkılana kadar da dinleyeceğim. Yapım sürecinde kayıtlar, aranjmanlar, miks konularını kendim yaptığım için müziğin içeriğinden soyutlanıp teknik kısıma odaklanmıştım. Albüm çıktığından beri müziğin içeriğiyle olan bağımı daha fazla kuvvetlendirmek için sindire sindire dinliyorum. Albümü yapan kişi olarak değil de, herhangi bir dinleyici gibi. Neleri sevip neleri sevmediğimi tartıyorum, eleştiriyorum ya da neleri doğru bulmaya devam ettiğime bakıyorum. İçerikle ve atmosferle duygu durumumu eşlemeyi seviyorum.

Konserler başlıyor sanıyorum… Nasıldır programınız? Yaz yoğun geçecek mi?

Konserler albüm lansmanını yaptığımızdan beri sürüyor aslında. Ben az ve öz konser vermeyi daha doğru buluyorum. Özledikçe buluşmak daha kıymetli geliyor. Dinleyiciyle iletişim daha yoğun olabiliyor bu sayede. Yazın, tatil beldeleri dışında şehirlerdeki konserler azalıyor, mekanlar sezonu kapatıyor. Benim de kişisel işlerime zaman ayırabilmem için en azından Temmuz ayını konsersiz geçirmek gibi bir mecburiyetim var. Ağustos’tan itibaren konser tekliflerine açığız.

Bu albümle beraber tarzınız bir miktar değişmiş görünüyor. Buna neden olan özel bir etmen var mı?

Şarkılar süreç içinde böyle çıktı ve prodüksiyonun hakkını vermek için müzikal bazı yanlarını sivriltmemiz gerekti. Yani eğer Türk müziği öğesi varsa, yokmuş gibi davranmak yerine iyice parlatmayı tercih ettim. Çoğu şarkımda da vardı bu durum. Tarz değişikliğinden ziyade bir prodüksiyon kararı gibi görüyorum aslında. Aynı parçaları oldukça alternatif bir yaklaşımla da ortaya çıkarmak mümkün. Albümde bazı şarkılar aynı eskisi gibi, bazısı hiç daha önce girişmediğim ama arkaplanımda var olan özellikler taşıyor. Düzenlemelerini yaparken, dinlemesi kolay, akılda kalıcılığı yüksek, içeriğini doğrudan dinleyiciye ileten, yormayan çıktılar elde etmeye çalışıyorum. Kayıt kalitesi ve ilk defa bu çapta prodüksiyon bir albüm olmasıyla çok ilgili.

‘Öğrenmemek Ayıp’ var mesela… Bir miktar mesaj mı veriliyor bu şarkıda?

Bir miktar değil, alenen düşüncemi belirtiyorum aslında. Çok net sorular soruyorum ve çıkarımlar yapıyorum o şarkıda.

Doğa hassasiyetinizi biliyoruz. Bunun için mi yazıldı bu şarkı? Yazmanıza neden olan olaylar nelerdi?

Soma’da gerçekleşen maden facisı, Yırca’da bir gecede rant uğruna katledilen 6000 zeytin ağacı ve köylünün yıllarca o ağaçları büyütmek için verdiği emek, tüm işçilerin çalıştıkları zor koşullar, süregelen ekosistem katliamları, sonu gelmeyen şiddet, terör, toplumun bir çok bölümüne karşı bitmek bilmeyen nefret, ayrımcılık, cezalar, masumiyet karinesini yok sayan yargısız infaz kültürü, tutuklu aydınlar, gazeteciler ve sanatçılar. İçinde yaşadığımız ülkenin tüm acı gerçekleri yani. Doğa hassasiyetiyle sınırlandırmayalım, vicdanlılık demek daha doğru olur. Tüm bunlara değinmek, düşündürmek için çok kısa ve insanca soru soran bir şarkı aslında.

Gezi döneminde yaptığınız bazı çalışmalarla asıl çıkışınızı yakaladınız, Bu albümüzde de muhalif yönünüz ağır basıyor. Ne dersiniz?

Politik içerikli sadece bir şarkı var. Ağır bassa bambaşka bir oran olurdu. Ama hiçbir zaman sıradan ve yavan aşk şarkıları yazmadım, ne yaşıyorsam ve düşünüyorsam, dürüstçe ve samimiyetle şarkılarıma yansıtıyorum.

Aynı zamanda Bilgi Üniversitesi’nde araştırma görevlisisiniz… Nasıl gidiyor hem öğretmek hem uygulamak?

Öğretmek de uygulamak da bir öğrenme süreci benim için. Öğretici değil de, iyi bir aktarıcı olmaya çalışıyorum diyeyim. Bu zamana kadar üniversitedeki görevim bana faydalı oldu, umarım derslerime giren meslektaşlarım için de öyle olabilmiştir.

Politik bir duruşunuz da var. görünüşe göre takipçileriniz de bundan hoşlanıyor. Nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Çok yoğun politik tepkiler almadığımı söylemeliyim. Sosyal medyada politik söylemde bulunmanın var olan kutuplaşmaya katkı sağladığını ve sonuç almaya yönelik verimsiz olduğunu düşünüyorum artık. Bir kanaat önderi de değilim sonuçta, dolayısıyla yaşayışımla, yaptığım üretimlerle olabildiğince aktarmaya çalışıyorum tabi. Birey politiktir. “Sen çok konuşma, şarkını söyle” diyen cehalete karşıyım. Yalan makinesi ve sahtekar politikacılara yönetimi bıraktıkça, insanlık Dünya’nın her yerinde kötüye gitmeye mahkum. Onarmak lazım medeniyeti, o da bireyin kendini dönüştürmesiyle ve onarmasıyla başlıyor.

Siz de zaman zaman bahsediyorsunuz twitter hesabınızda, sizin pencerenizden Neler oluyor Türkiye’de? Doğa, akademisyenler, darbe girişimi, terörist ilan edilen hocalar…

Şu anda iktidar tarafından istenen biçim dışında muhalefet eden herkes, terörist ilan ediliyor. En kaba özeti bu. Bu söylem günlük yaşamda halka da sirayet ediyor ne yazık ki. Sokaktaki bir adam diğerine referandumdaki oyu yüzünden terörist diyor, diğeri de vatan haini diye cevap veriyor. Benim halkın içinde gözümle görüp, kulağımla duyduğum bu. Korkunç derecede şiddete eğilimli, psikolojisi bozulmuş, toplumsal travmalardan belini doğrultamamış bir sosyal yapı var. Politik çıkar uğruna bu yaralı yapı sömürülüyor. Eğitim sisteminin darmadağın olması, kültürel politikaların hiçbir gerçek değere dayanmaması ve hatta politikanın olmaması, tarihi gerçeklerin saptırılması ve bu sapkınlığın politika malzemesi yapılması gibi berbat bir tablo var. İnsanı insan yapan her şeyden yoksunuz neredeyse. Oluşan manevi boşluğun yerini din kullanarak kapatan, maddi boşluğun yerini de günü kurtaran kısa vadeli hamlelerle dolduran ve sayıları arzu ettiği gibi yansıtarak ikna etmek isteyen bir yönetim anlayışı var. Bunun dışında dediğiniz tüm spesifik olaylar, bu saydıklarımın sonuçları maalesef.

Can Kazaz kimdir?