Connect with us

Öne Çıkanlar

“Cezaevinde peynirler bozuk, her hastalığa aynı ilaç veriliyor”

Published

on

Her şikâyete aynı teşhisle aynı ilacı yazan doktorlar, üçer aydan birikip 20 yıla varan “disiplin” cezaları, ciltli kitaplara konulan (yazısız) yasaklar…

Hapishanelerin, özellikle de Olağanüstü Hal sonrasındaki hali, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şubesi Hapishane İzleme Komisyonu’nun hazırladığı 2017 Marmara Bölgesi Hapishaneler Raporu’na yansıdı.

Bugün açıklanan raporda, tek tip kıyafetle ilgili bir uygulamanın hapishanelerde başlamadığı da belirtildi.

Hapishanelerde ortak özellik, mahpusların üzerindeki baskılar ile kötü muamele şikayetlerinin ve tecrit uygulamalarının artması oldu. Bu tecrit kendisini bazen mektupların adreslerine gönderilmemesi ya da üzeri karalanarak gönderilmesiyle bazen de süresi yılları aşan hücre cezalarıyla gösteriyor.

En büyük sorunlardan biri de tutuklu ve hükümlülerin sağlık hakkına erişimlerinin olmaması. Hastaneye ya götürülmüyorlar ya kelepçeli muayene edilmek isteniyorlar ya da sadece revir doktorunun teşhisiyle ve doğru tedaviye ulaşamadan aylar geçiriyorlar.

Raporda, “hapishanelerde, güvence altında olan hiçbir hak ve özgürlüğün bulunmadığı” tespiti yer alıyor.

Hapishane hapishane ihlaller
Neredeyse tüm hapishanelerde ortak olan barınma koşulları, işkence ve kötü muamele yasağının ihlali, sağlık hakkına erişimin eksikliği gibi sorunların yanı sıra hapishanelerde şu sorunlar dile getirildi:

Bakırköy Kadın Hapishanesi’nde “cilt” yasağı

* Kitap sınırlaması var, ayrıca kitap kapakları kalın (ciltli) olduğunda mahpuslara verilmiyor.

* Kantin pahalı. Tutuklu ve hükümlüler yoğurt ve peynir aldıklarında genelde bozuk geliyor.

Maltepe T Tipi Çocuk Hapishanesi’nde psikolojik baskı
* Çocuk mahpuslara sohbet, kütüphane ve spor hakkı kullandırılmıyor. Tam bir tecrit uygulanıyor.

* Mahkemeye gönderilen dilekçelerin çoğu kayboluyor ya da geç gönderiliyor. Önceden dilekçenin çıkış numarası [alındığına dair takip numarası] veriliyordu, artık verilmiyor.

* Hastaneye sevklerde sorun yaşanıyor. 4-5 aydır MR çekimi için, ameliyat için bekleyenler var.

* Çocuk tutuklu W.K. hapishanede yoğun bir psikolojik baskı olduğunu ifade etti.

* Tutuklu Ş.B. şarkı söylediği için disiplin cezası aldı. Şarkı söylediği halde, “slogan attı” diye tutanak tutulduğunu ve bir aylık etkinlik yasağı cezası aldığını anlattı.

Edirne F Tipi’nde 300 günlük hücre cezası
* Baskın aramalar çok sık yapılıyor ve mahpusların kendi yazdıkları defterlere el konuyor. Bu şekilde kendi yazdıkları hikaye, şiir ve teorik çalışmalara el konulduğunu ifade ettiler.

* Mahpusların yazdığı Kürtçe mektuplar gönderilmiyor, gelen mektuplar mahpuslara çok geç veriliyor. Ayrıca mektuplar üzeri yoğun şekilde karalanarak veriliyor. Fakslar bile iki hafta geciktiriliyor.

* Sürekli disiplin soruşturması açılıyor, ceza veriliyor. Örneğin, Osman Beyazkaya isimli tutuklunun 20 yıl ziyaret ve 300 gün hücre cezası var.

Kocaeli 2 Nolu F Tipi’nde “sürekli izleme”
* Havalandırmalarda kameralar var. Tutuklular bu kameraların görüş açılarını kapatmaya çalıştıklarında haklarında sürekli disiplin soruşturmaları açılıyor ve neticesinde de disiplin cezaları veriliyor.

Tekirdağ 1 Nolu T Tipi’nde 10 yıllık görüş cezası
* Disiplin cezaları çok yoğun ve üst sınırdan uygulanıyor. Örneğin, Ali Ülgü isimli tutuklunun 10 yıl görüş ve haberleşme cezası, 200 gün hücre cezası var.

Tekirdağ 2 Nolu T Tipi’nde mektuplar “kayboluyor”
* Mahpuslar mektup göndermede sorun yaşıyor. Gönderdikleri mektuplar taahhütlü olmasına rağmen sürekli “kayboluyor”. Ekim 2017’den itibaren tutuklu ve hükümlülerin gönderdikleri hiçbir mektup adreslerine ulaşmadı. Gelen mektuplar ise karalanıyor ve çok geç veriliyor.

* 1,5 yıldır dergi ve kitap alamıyorlar.

* Revirde doktor doğru teşhis yapılmadan ilaç yazıyor, farklı şikayetleri olanlara aynı ilacı veriyor.

Tekirdağ 1 Nolu F Tipi’nde “süngerli oda”
* İleri Kızıl Altun isimli tutuklu 4 ay önce Edirne F tipi hapishanesinden Tekirdağ’a sevk edildi. Edirne F tipi hapishanesinde sevk günü gardiyanlar hücreye saldırdı. Hücredeki altı kişi süngerli odaya kondu. Süngerli odada elleri ters kelepçeli ve ayakları kelepçeli olarak 3 saat bekletildiler. Gardiyanlar kaba dayak uyguladı ve sürekli hakaret etti.

Silivri 9 Nolu F Tipi Hapishanesi’nde fiziki saldırı
* Özellikle son bir yıldır tutuklu ve hükümlülere yönelik gardiyan ve askerlerin fiziki saldırılarında gözle görülür bir artış var.

* Mektuplar ve fakslar mahpuslara verilmek yerine uzun süre bekletiliyor ya da hiç verilmiyor. Verilen mektuplar da üzeri çizilerek büyük çoğunlukla sansürlü bir şekilde gönderiliyor.

Gebze M Tipi Kadın Hapishanesi’nde taciz
* Kadın siyasi tutuklulara Kandıra 1 Nolu F Tipi’nde olduğu gibi kadın askerlerce üst araması yapılıyor. Hastaneye gidişlerde ring aracına binmeden önce kadın asker çağrılıp kadın tutukluların üzerleri tacize varan şekilde aranmak isteniyor. Bu uygulamayı kabul etmeyen kadın tutuklular hastaneye gidemiyorlar.

Gündem

Saldırılar sonrası Uber’den ilk açıklama

Published

on

By

Akıllı telefonlar üzerinden araç çağırma şirketi Uber‘den İstanbul’daki taksicilerin saldırılara ilişkin olarak açıklama geldi. Şirketin global merkezinden yapılan açıklamada, “Önceliğimiz bu zor zamanlarda, Uber sürücü ortaklarımızın yanında durmak, onlara gereken hukuki yardımı sağlayıp destek olmaktır” dendi.

Hürriyet’ten Ahmet Can’a yapılan açıklamada “Türkiye’deki operasyonlarımıza, sorumlu bir iş ortağı olarak, sonuna kadar bağlıyız. En çok önem verdiğimiz konuların başında, yerel paydaşlarla beraber çalışarak, birlikte daha akıllı ve çevre dostu şehirler yaratmak geliyor. Buna taksiciler de dahil olduğu için taksi ürünümüz mevcut” dendi.

SAYI 2 BİNİ AŞTI

Ayrıca şirketten yapılan açıklamada Uber’in bulunduğu tüm ülkelerde yerel regülasyonlara uygun olarak faaliyet gösterildiği ve her ülkenin vergi düzenlemelerine uyulduğu vurgulandı.

2014 yılında Türkiye’ye açılan Uber, şu anda iki farklı araç tipiyle hizmet veriyor. Bunlardan biri Mercedes Vito gibi lüks hafif ticari araçlar. Diğeri de taksi platformu. Şirketten paylaşılan bilgilere göre taksi platformunda hizmet veren taksilerinin sayısı 2 bini aştı.

Continue Reading

Öne Çıkanlar

Erdoğan’dan IMF’ye: Türkiye’yi yönetecek birisi varsa o da benim; sen sadece paranı al!

Published

on

By

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Suriye’de yaşanan çatışmalarla ilgili olarak NATO‘ya tepki gösterdi. “Yeri geldi Afganistan’da olduk Somali’de olduk şu anda Suriye’de bu olaylar yaşanırken, ey NATO sen ne zaman olacak da gelip bizim yanımızda yer alacaksın?” diyen Erdoğan, IMF‘ye de “Türkiye’yi yönetecek birisi varsa o da benim; sen sadece paranı al” diye seslendi.

Bolu’da partisinin 6. olağan il kongresinde konuşan Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Suriye ve Irak sınırlarımız boyunca terör koridoru oluşturmak isteyenler yüzlerindeki maskeleri indirip niyetlerini ifşa ettiler. Kimsenin ummadığı operasyonları başlattık. Müttefikimiz dediğimiz güçlere bakışı sahadaki eylemlere göre yeniden belirledik. NATO’nun üyesiyiz. Yeri geldi Afganistan’da olduk Somali’de olduk şu anda Suriye’de bu olaylar yaşanırken, ey NATO sen ne zaman olacak da gelip bizim yanımızda yer alacaksın? 911 kilometre burada bizim sınırımız var, sürekli terör örgütleri bizi taciz ediyor, Suriye rejimi aynı şekilde bu yollara başvuruyor. Peki sen ne zaman ortaya çıkacaksın, devamlı ben bunları mı söyleyeceğim? Şu ana kadar hala olumlu bir ses söz yok.

“Biz iktidara geldiğimizde de attığımız her adımda bize olmaz dediler, yapamazsınız dediler, başaramazsınız dediler. Daha ileri gidip ‘haddinizi aşmayın ha’ dediler. IMF’nin bize dediği laf ‘olmaz’. Ne olmaz? Sen paranı alıyor musun, alıyorsun. Bizden sonra borç istedi. Arkadaşlar “Verelim mi?” dedi, “Verin” dedim. Bugün borç alan yarın emir alır.

(IMF’ye) Türkiye’yi yönetecek birisi varsa o da benim. Sen sadece paranı al.”

Continue Reading

Öne Çıkanlar

“Canan Karatay’ı görünce üzülüyorum, depresyonu turşuyla çözmek gibi önerileri tartışmak istemiyorum”

Published

on

By

2015’te Uluslararası Diyabet Federasyonu tarafından verilen diyabet alanında ‘Yılın Bilim Adamı’ ödülünü alan Yılmaz, “Şeker fabrikalarının özelleştirilmesine de pancar üretiminin sınırlandırılmasına da karşıyım. Üretim ağırlığının nişasta bazlı şekerlere kaydırılmasını doğru bulmuyorum” ifadesini kullandı.

Temel Yılmaz’ın Habertürk’ten Kübra Par’ın sorularına verdiği yanıtların ilgili bölümü şöyle:

– Canan Karatay, son günlerde depresyon ilaçlarıyla ilgili açıklamasıyla gündemde. İstanbul Tabip Odası’nın Karatay’a para cezası kesmesine ne diyorsunuz?

Canan Hoca’nın açıklamalarını artık biraz üzüntüyle izliyorum. Depresyonu sadece bağırsaklara ve faydalı-zararlı bakterilere bağlamak, sorunu turşu yiyerek çözmek gibi önerleri de tartışmak istemiyorum! Sorun bu tür talkshow türü yorumlardan çok daha ciddi. Sadece bizim toplum değil, dünyadaki tüm toplumların sorunu. Hekimler arasındaki bu tür tartışmaların yeri medya değil, olmamalı. Bir hipoteziniz varsa, bununla ilgili olarak bir araştırma yaparsınız. Oturup araştırmayı kaleme alırsınız, sonra bu çalışmayı hakemli dergilerden birisine gönderirsiniz. O arada da bir bilimsel kongrede sunmak istersiniz. Oradaki sunumda konunun uzmanları sizi dinler, onayladıkları noktalarda onaylar, akıllarına yatmayan noktalarda da sorularını sorar. Ondan sonra o düzeltmelerini yapar. Yayın, hakemli bir dergide çıkar. Bu artık uluslararası standartlarda yapılmış bir araştırmadır ve herkes bunu uygular.

– Karatay’a temel eleştiriniz, araştırma bulgularını önünüze koymadan konuşması mı?

Evet, somut kanıtlar olmadan konuşmamalı.

– Siz Karatay’ın şeker yükleme testine karşı çıkmasını da eleştiriyorsunuz değil mi?

“Şeker yükleme testini yaptıranların çocukları şeker hastası olur, kalbi delik olur” diyorsanız, bunu kanıtlamanız lazım. Tıpta gelişigüzel konuşma hakkınız yok. İnsan hayatıyla ilişkili olarak karar veren ve daha sonra hesap sorulmayan mesleklerden biri hâkimlik, diğeri de hekimlik. Bir hasta, gelip sizi bir otorite olarak aldığı zaman, ağzınızdan çıkacak her kelimeyi izler. Söylediğiniz bir kelimeye takılır, sabaha kadar uyumaz. Canan Hoca’nın, glikoz tolerans testi yapılmış annelerin çocuklarının verilen glikoza bağlı olarak diyabet olduğuna dair kendi klinik araştırmasını ya da literatüre ilişkin araştırmasını bekliyorum. Baktım ama bulamadım.

– Ama Karatay depresyon ilaçlarının aşırı yaygınlaşmasını eleştirmekte haklı değil mi?

Depresyon ilaç tüketiminin aşırı olduğuna katılıyorum. Bunun temel nedeni, gelişen teknolojinin insanlara getirdiği yeni hayat modeli. İnsanlar artık çok daha uzun saatler çalışıyor, daha uzun süre kapalı ortamlarda kalıyor, daha hareketsiz ve daha stresli. Mesaj-mail trafiği de düşük yoğunluklu stresi tüm güne yaydı. İnsanlar artık sürekli çalışan, sürekli izlenen ve sürekli uyarı ve emirlerle sürekli yönetilen modern köleler haline geldi ve tüm toplumlarda depresyon patladı. İlaç kullanımı da arttı. Ancak bu durum tek başına bu kadar aşırı ilaç kullanımını izah etmez. Sorunu psikoterapik rehabilitasyonlarla çözümlenebilecek birçok insan hemen ilaca yönlendiriliyor. Aşırı miktarda gereksiz, indikasyonsuz ilaç tüketimi var. Bu ilaçlar duyguları etkileyen ilaçlar, stres ve üzüntüleri azaltırken sevinç ve mutlulukları da buduyor. Çalışma koşullarının biraz daha düzeltilmesi, işyerlerinde çalışana psikolojik danışmanlık sağlanması gibi önlemler, sorunların çözümünde çok önemli rol oynayabilir.

Continue Reading

Çok Okunanlar