Ana sayfa Manşet Cumhuriyet davasında hapis cezaları

Cumhuriyet davasında hapis cezaları

Cumhuriyet davasında karar açıklandı. Can Dündar ve İlhan Tanır'ın dosyaları ayrılmasına karar verilirken; Akın Atalay, Orhan Erinç, Murat Sabuncu, Kadri Gürsel, Güray Öz, Musa Kart, Aydın Engin, Hikmet Çetinkaya, Mustafa Kemal Güngör, Hakan Kara, Önder Çelik, Ahmet Kemal Aydoğdu, Emre İper ve Ahmet Şık hakkında hapis cezası kararı verildi. Turhan Günay, Bülent Yener ve Günseli Özaltay beraat etti. Ayrıca Atalay'ın tahliyesine ve mahkumiyet verilen tutuksuz sanıklara adli kontrol uygulanmasına karar verildi.

PAYLAŞ

Cumhuriyet davasında sekizinci duruşma bugün görüldü. Savcının esas hakkındaki mütalaasına karşı savunma yapan avukat Yarsuvat, davaya bilirkişi atanan isimleri eleştirdi. Yarsuvat, bilirkişilerin Erdoğan hayranı olduğunu ve gazetede yer alan haberlerin başlıklarını okuyup haber metnine bakmadan rapor hazırladığını iddia etti.

Son sözlerin alınmasının ardından mahkeme heyeti, kararını açıkladı. Akın Atalay, “güveni kötüye kullanmak” suçlamasından beraat, “örgüte yardım” suçlamasından 7 yıl 3 ay 15 gün hapis cezası verildi.

Orhan Erinç hakkında 6 yıl 3 ay, Murat Sabuncu 7 yıl 6 ay, Kadri Gürsel hakkında, Güray Öz hakkında 3 yıl 9 ay, Musa Kart hakkında 3 yıl 9 ay, Aydın Engin hakkında 7 yıl 6 ay, Hikmet Çetinkaya hakkında 6 yıl 3 ay, Ahmet Şık hakkında 7 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

Ayrıca Mustafa Kemal Güngör, Hakan Kara ve Önder Çelik’e 3 yıl 9 ay, Ahmet Kemal Aydoğdu’ya 10 yıl, Emre İper’e 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası verildi. Turhan Günay, Bülent Yener ve Günseli Özaltay hakkında beraat kararı çıktı. Ceza alan tutuksuz sanıklara adli kontrol uygulanmasına ve Akın Atalay’ın tahliyesine karar verildi.

Cumhuriyet gazetesinin yönetici, yazar ve muhabirleri hakkında açılanan davanın sekizinci duruşmasının görüldü. İstanbul Silivri’deki cezaevi yerleşkesinde bulunan mahkeme salonunda görülen dava dün başlamıştı.

Cumhuriyet çalışanlarının “terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına ve anayasal düzene karşı suç işlemek” iddiasıyla yargılandığı davanın dün yapılan ilk oturumunda Cumhuriyet Vakfı İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, eski Cumhuriyet Gazetesi Yayın Danışmanı ve köşe yazarı Kadri Gürsel, Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Bülent Utku, karikatürist Musa Kart ve muhabir Ahmet Şık, esas hakkındaki mütalaaya karşı son savunmalarını yapmıştı.

T24’ten İnan Ketenciler’in aktardığına göre bugünkü duruşmada söz alan avukat Duygun Yarsuvat savcının esas hakkında mütalaasına karşı savunma yaptı. Yarsuvat şunları söyledi:

“Ceza Kanununda yer almayan bir tabiri dava konusu yaparak iddianamede belirtmek… Türk Ceza Kanunu (TCK) yardımı maddi bir yardım olarak tanımlar, yardımın ne olduğunu tayin etmek için bunu ceza kanununda aramak lazımdır. Akın Atalay’ın kurucuları arasında olduğu derneğin araştırılmasını istemiştir. ‘Yayın faaliyeti dolayısıyla yardım etmiştir’ diyor. Ama o konuda bir araştırma yoktur. Ceza Hukuku’nun temel prensibi olan suçta ve cezada hukukîlik ilkesi bu davada gözardı edilmiştir.Türk Ceza Kanunu yardımı maddi bir yardım olarak tanımlar, yardımın ne olduğunu tayin etmek için bunu ceza kanununda aramak lazımdır.”

‘BİLİRKİŞİ ATTIĞI TWEETLERLE İKTİDARI DESTEKLEMİŞTİR’

Bilirkişi raporunu eleştiren Yarsuvat, şöyle dedi: “Bilirkişi Ahmet Keçeci Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu yeminli murakıptır. Onun raporuna bakınca bir polis fezlekesiyle karşılaşırsınız. Hatta o kadar ileri gitmiştir ki kurucusu olduğu Ceza Hukukçuları Derneği’nin kurucularının araştırılmasını istemiştir. Tek bir vasfı vardır ki atmış olduğu tweetlerle siyasal iktidarı desteklediğini göstermiştir. Haberleri es geçip ve manşetlerin de belli bir kısmını okuyup diğer kısımlarını okumadan sonuca varmıştır. Böyle bir yazıya ‘bilirkişi raporu’ sıfatını savcı Murat İnam vermiştir.

Yarsuvat, şöyle devam etti: “Bilirkişi Ünal Aldemir gazete manşetlerini okumuş, manşetlerin altında yazanları okumamıştır. Bilirkişi, manipülasyon iddiasında bulunmuş, manipülasyonun ne olduğunu anlatmıştır. Oysa bu dava bir algı operasyonu ve manipülasyondur. Bu şahsın hiçbir akademik titri yoktur. Hiçbir çalışması yoktur. Hiçbir eseri yoktur. Ama bir vasfı vardır ki Bilal Erdogan’ın vakfında üyedir. Bu bilirkişi açık kaynaklardan bilgi toplamış, polisin görevi olan, bir polis görevlisi olarak iftiharla 10 gün içinde bu raporu hazırladığını söylemiştir.”

‘TAYYİP ERDOĞAN’IN HAYRANI’

Davanın soruşturma sürecine de değinen avukat Yarsuvat, şunları söyledi: “Bu dava soruşturma safhasından başlamıştır. Dosyanın içeriğine baktığımızda ‘resen soruşturma başlatma tutanağı’nda bir keyfilik görüyorsunuz. 18.07.2016 tarihini taşımasına rağmen 7’nin üstü çizilip 8 yapılmış ve paraflanmıştır. Bilirkişi Ünal Aldemir, Tayyip Erdoğan hayranıdır. Ardeşen Yüksek Okulu’nda okutmandır. Aldemir’in kim olduğunu internete girdiğiniz zaman görebilirsiniz. Bilgisayar mühendisi olduğunu söyleyen, kendine göre iletişim üstadı olan bir kişidir. sıradan bir dava değil bu dava siyasi niteliktedir. Neden? Çünkü hukuk dışında her şey var bu davada. Ceza hukuku prensipleriyle halledebileceğimiz hiçbir şey bu iddianamede yer almamaktadır. Cumhuriyet gazetesini susturmak için hukuk bu davaya alet edilmiştir.”

Son savunmayı Avukat Fikret İlkiz yaptı. İlkiz “Tarih tek gerçeği yazacaktır: Davada gazetecilik mesleğinden ve avukatlıktan başka bir şey bulamadık. Adaletin insan onurunu koruyan tarafını seviyoruz. Adaletin hiçe sayıldığını görmek ne büyük bir yıkımdır. Yineliyoruz, gerçek yürüyor, onu hiçbir şey durduramayacak. Dava ancak bugün başlamıştır. Bir yanda gerçeğin ortaya çıkmasını istemeyenler, diğer yanda gerçek ortaya çıksın diye hayat verenler. Haykırıyoruz: Gerçeği yeraltına hapsetmeyin. Ve biz itham ediyoruz!” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet’te yer alan habere göre Fikret İlkiz’in beyanlarından satır başları şöyle:

NİYE BİZİ O ZAMAN YARGILAMADINIZ? İddianamenin 26. sayfasında genel bilgi veriyorsunuz FETÖ hakkında. Elbette verirsiniz. Biz Cumhuriyet olarak, bulduğunuz bu genel bilgileri tüm Türkiye’ye anlattık. O zaman ‘Hoca efendi böyle işler yapmaz’dı, Cumhuriyet mahkum edildi. Biz Kestanepazarı imamının ne kadar tehlikeli olduğunu yazdık, anlattık. O zaman yargıladığınız Cumhuriyet’i meğer öyle seviyormuşsunuz ki şimdi o döneme geri dönelim diyorsunuz. Cumhuriyet yazar ve gazetecilerine beslediğiniz hırsı tüm gazeteye yönelttiniz. Biz 31 Ekim’den beri bunlara gerekli yanıtları vermeye çalıştık. Araç olarak kullanılmışız. Ne zaman anladınız? 2013? 2014? 2015? Niye bizi o zaman yargılamadınız? AİHM kararlarını bilmiyorsunuz, çünkü siz diyorsunuz ki ‘Her özgürlüğü başkasını ihlal ettiğini düşündüğüm yerde sınırlarım. Basın özgürlüğü dahil.” Bu yanlış. Siz 1982 anayasasının 13. maddesindeki temel görüşe geri dönüyorsunuz. Savunduğunuz görüş, anayasadaki tüm temel hak ve özgürlükleri sınırlayan 13. maddedir, oraya dönüyorsunuz. Her hak ve özgürlüğün sınırını, ait olduğu hak ve özgürlükler kendisi çizer. Basın/ifade özgürlüğü, devletin özgürlükleriyle sınırlandırılamaz. Ceza hukuku cezalandırma hukuku olmaktan çıkarılmalıdır. Bu Nazi hukukundan alınmadır, kalmadır ve artık aşılmalıdır. Bu iddianameye göre açılan dava, davaya konu olan suçlamalar Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 17. maddesinin ihlalidir. Suçlama delil değildir.

TÜRKİYE’NİN ALNINA LEKE SÜRÜLMEKTEDİR: Biz Cumhuriyet olarak, yayın yönetmeni Murat Sabuncu’nun dediği gibi hareket ederiz: Gerçekleri ortaya sermenin ne tür bir iş olduğunu biliriz, ama bu memleket aşkıdır, gerekirse yargılanır ve mahkum oluruz. Bize Ahmet Şık dün savunması sırasında hatırlattı. “Ben Ergenekoncu ve hapisteyken” dedi, “Ben FETÖ diye bu davanın sanığı ve hapisteyken” dedi. Bize ve herkese yaşattığınız bir hapishane gerçeği var. Davada iki tutuklu avukat Akın Atalay ve Bülent Utku (şimdi serbest) aynı zamanda Ahmet Şık’ın avukatıydı. Biz dışarıda kalan iki avukat olarak savunma yapmak zorundayız dedik. Bu, sadece gazetecilerin değil avukatların ve savunmanın da yargılandığı bir dava. Ahmet Şık için OdaTv davasının sonunda yaptığımız savunmayı, bu davanın savunmasının sonunda da tekrarlamak zorunda kalıyoruz: Biz soruyoruz, itham ediyoruz ve suçluyoruz. Akın Atalay’ın hala cezaevi koşullarında tutulmasına ilişkin itiraz etmek istiyoruz. Türkiye’nin alnına kara bir leke sürülmektedir. Bu suçlamalar hiçbir hukuki nitelik taşımamaktadır. Bu davada gazetecilerin gazeteci, avukatların avukat olması suçtur. Cumhuriyet’in gazete olması suçtur. Cumhuriyeti ayakta tutma çabaları suçtur.

‘MESLEĞİMİZİ YAPMAYA DEVAM EDECEĞİZ’

Daha sonra sanıkların son sözlerine geçildi. İlk sözü alan Akın Atalay, “Heyetin kararı ne olursa olsun bilinmesini isteriz ki Cumhuriyet gazetesi ve biz Cumhuriyetçiler kötülüğe karşı direnmekten asla vazgeçmeyeceğiz” dedi.

“Gazeteci olduğumuz için tutuklandık” diyen Kadri Gürsel, iddianameyi “çürük”, “boş” ve “mesnetsiz” olarak nitelendirdi. Uzun tutukluluk süresinin cezaya dönüştüğünü söyleyen Gürsel, şöyle devam etti:

Adil yargılanma hakkımız ihlal edildi. Savunmamda mesleğimi savundum ve bana göre saçma olan iddialara cevap verdim. Şimdi siz zor bir karar vereceksiniz. Çünkü içinde hiçbir delil olmayan dosyalara bakarak karar vereceksiniz. Demek oluyor ki aklınıza ve vicdanınıza sığınarak karar vereceksiniz. Böyle yapacağınıza dair inancım var, bu inancım nedeniyle pişman olmak istemiyorum. Biz buradan başımız dik olarak gideceğiz ve mesleğimizi yapmaya devam edeceğiz. Ben ve tüm arkadaşlarım için beraat talep ediyorum.”

‘GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR’

“FETÖ” suçlamasını eleştiren Güray Öz ise “Bu davada gazetecilik yargılanıyor; ki bu zor bir iştir. Cumhuriyet gazetesini terör örgütüyle ve FETÖ’cülükle suçlamak insan aklıyla alay etmektir. Umarım böyle yapmazsınız. Çünkü bu aydınlara yakışmaz” diye konuştu.

Turhan Günay, “Gazetecilik suç değildir” derken; Murat Sabuncu, “Özgürlük çok güzel bir şey, insan değerini kaybedince anlıyor. Cumhuriyet gazetesi de gazeteciler de her koşulda doğruları söyler ve hep böyle yaptık. Gazetecilik suç değildir” ifadelerini kullandı.

‘HALKIN HABER ALMA HAKKINI SAVUNMAK SİZE DÜŞÜYOR’

Kendisine duruşmada “Sizde James Bond ruhu var” denildiğini hatırlatan Aydın Engin, “Ben bunu iltifat olarak anlamıştım. Ama düşündüm ki o majesteleri adına çalışıyordu, ben halk adına çalışıyorum. Burada halkın haber alma özgürlüğü yargılanıyor. Size de halkın haber alma hakkını savunmak düşüyor, zor bir görev, size yardımcı olamayacağım, tek başınıza yapacaksınız. Hoşçakalın” dedi.

Yıllarca Fetullah Gülen hakkında yazılar yazdığını ifade eden Hikmet Çetinkaya, “Fethullah Gülen’in kim olduğunu ve amacını Cumhuriyet gazetesinde yıllarca yazdım. Gülen’e yardım etmekle suçlanıyorum ve hepsini reddediyorum. Gazetecilik suç değildir. Asıl suç şeriat düzeni kurmak istemektir” şeklinde konuştu.

‘HAKSIZLIĞA SON VERİN’

Bülent Yener, son sözü olmadığını söylerken, Orhan Erinç, “Son sözümü avukatlarımız için söyleyeceğim. Onlara çok teşekkür ediyorum” dedi. Cumhuriyet çalışanlarının son sözleri şöyle:

Mustafa Kemal Güngör: Bir kişiye yapılan haksızlık tüm topluma yapılmış demektir. Aylardır yapılan bu haksızlığa son verin. Montesquo, “Bir kişiye yapılan haksızlık, tüm topluma yapılan tehdittir” der. Adaletin olmadığı ülkede hiçbir şey yok demektir.

Ahmet Kemal Aydoğdu: En çok özlem duygusu ağır basıyor. Kızıma olan özlemime son verin.

Emre İper: Benim son sözümü Aşık Veysel söylemiş: Hakikat yok hürriyet var bu yolda.

Ahmet Şık: ‘Bu daha başlangıç’ diyerek başlıyorum. Siyaset, bürokrasi ve medyanın kimi mensuplarından oluşan bir çetenin hayata geçirdiği bu komplonun amacı en başından beri belliydi. Tüm yaşamı boyunca hukuksuzlukların hak ihlallerinin karşısında duranlar adına ilk günden bu yana söylediğimizi tekrarlayarak bu çeteye ve benzerlerine hak ettiği yanıtı verelim o halde: Asıl siz teslim olun.

DÜNDAR VE TANIR’IN DOSYALARI AYRILDI

Mahkeme heyeti, kararını açıklamak üzere duruşmaya ara verdi. Saat 21.20’de, izleyiciler, sanıklar ve avukatlar salona alındı.

Can Dündar ve İlhan Tanır’ın dosyaları ayrıldı. Bülent Yener ve Günseli Özaltay hakkında beraat kararı verildi. Akın Atalay, “güveni kötüye kullanmak” suçlamasından beraat, “örgüte yardım” suçlamasından 7 yıl 3 ay 15 gün hapis cezası verildi.

Orhan Erinç hakkında 6 yıl 3 ay, Murat Sabuncu hakkında “terör örgütüne yardım” suçlamasından toplam 7 yıl 6 ay, Kadri Gürsel, hakkında “terör örgütüne yardım” suçlamasından toplam 2 yıl 6 ay, Güray Öz hakkında “örgüte yardım” suçlamasından toplam 3 yıl 9 ay hapis cezası, Musa Kart, hakkında “terör örgütüne yardım” suçundan 3 yıl 9 ay, Aydın Engin hakkında “terör örgütüne yardım” suçundan 7 yıl 6 ay, Hikmet Çetinkaya hakkında “terör örgütüne yardım” suçundan 6 yıl 3 ay, Ahmet Şık hakkında “terör örgütüne yardım” suçundan toplam 7 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

Mustafa Kemal Güngör, Hakan Kara, Önder Çelik hakkında “terör örgütüne yardım” suçundan 3 yıl 9 ay, Ahmet Kemal Aydoğdu hakkında 10 yıl, Emre İper hakkında 3 yıl 1 ay 15 gün hapis kararı verildi. Turhan Günay hakkında iki suçlamadan da beraat kararı çıktı.

ATALAY İÇİN TAHLİYE KARARI

7 yıl 3 ay 15 gün hapis cezası alan Akın Atalay’ın tahliyesine karar verildi. Mahkumiyet alan tüm tutuksuz sanıklara adli kontrol uygulanmasına karar verildi.

Kararların neredeyse tamamı oy birliği ile alındı. Yalnızca Kadri Gürsel’e verilen hapis cezası kararının oy çokluğu ile alındığı belirtildi.

NE OLMUŞTU?

“PKK/KCK ve FETÖ/PDY terör örgütlerine müzahir oldukları” iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında 31 Ekim 2016’da gözaltına alınan Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu ile Kadri Gürsel, Musa Kart, Güray Öz, Mustafa Kemal Güngör, Turhan Günay, Bülent Utku, Önder Çelik ve Hakan Kara, 4 Kasım 2016’da tutuklandı. Hakkında yakalama kararı çıkarılan Cumhuriyet Vakfı İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay da, Almanya dönüşü sonrası çıkarıldığı mahkemece 12 Kasım 2016’da cezaevine gönderildi.

Gazete muhabirlerinden Ahmet Şık, 31 Aralık 2016’da sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımlarda “FETÖ progpagandası yaptığı” iddiasıyla tutuklandı. Şık hakkında ileri sürülen iddialar, kamuoyunda tartışmalara neden oldu.

‘Sanık’lardan karikatürist Musa Kart, Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Üyeleri Bülent Utku ve Önder Çelik, vakfın Danışma Kurulu Üyesi Avukat Mustafa Kemal Güngör, Okur Temsilcisi Güray Öz, köşe yazarı Hakan Kara ve Kitap Eki Genel Yayın Yönetmeni Turhan Günay 29 Temmuz’da sona eren ilk duruşmada, Yayın Danışmanı Kadri Gürsel ise davanın 24 Eylül’de görülen üçüncü duruşmasında tahliye edilmişti.

Cumhuriyet İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, muhabir Ahmet Şık ve muhasebe çalışanı Emre İper ile Twitter’da “Jeansbiri” adlı hesabı kullandığı iddia edilen Kemal Aydoğdu’nun tutukluluk hâli sürüyor.

Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Erinç ile yazarlar Aydın Engin ve Hikmet Çetinkaya da tutuksuz yargılananlar arasında.

KİME HANGİ SUÇLAMA YÖNELTİLDİ?

Gazete çalışanlarına yönelik iddianame, tutuklamalardan 156 gün sonra hazırlandı. Gazeteye yönelik soruşturmayı başlatan, ancak daha sonra hakkında ‘FETÖ’ davası açılan Murat İnam’ın imzasının yer almadığı iddianameyi, İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Mehmet Akif Ekinci ve Cumhuriyet Savcısı Yasemin Baba imzaladı.

İddianamede, Can Dündar, Mehmet Murat Sabuncu, Kadri Gürsel, Aydın Engin, Bülent Yener ve Günseli Özaltay’ın, “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme” suçundan ayrı ayrı 7.5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması istendi.

Akın Atalay, Mehmet Orhan Erinç ve Önder Çelik’in “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme” ve “hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma” suçlarından ayrı ayrı 11.5 yıldan 43 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi.

Bülent Utku, Musa Kart, Hakan Karasinir, Mustafa Kemal Güngör, Hikmet Aslan Çetinkaya’nın da “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme” ve “hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma” suçlarından ayrı ayrı 9.5 yıldan 29 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmasını istedi.

Ahmet Şık’ın ise “PKK ve DHKP/C” silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte yardım etmek” suçundan 7.5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası isteniyor.