Connect with us

Logo Altı

Erdoğan: Bu sistemi şahsım için isteyecek kadar karaktersiz değilim

Published

on

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, anayasa değişikliği referandumuna ilişkin açıklamalarda bulunarak, “Siyasi partiler birbirileriyle uğraşmaktan ülkeye ve millete hizmete fırsat bulamasın istiyorlar. Bu pusluyu havayı kendilerine ikbal devşirmek için kullanmak istiyorlar. İnşallah 16 Nisan, onların son umut kapılarını da kapatıyor. Bunlar Tayyip Erdoğan’a karşı değil, millete karşı” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kahramanmaraş’ta toplu açılış törenine katıldı. Müftülük Meydanı’ndaki törende hitap eden Erdoğan, konuşması sırasında yükselen ‘İdam isteriz’ sloganları üzerine ‘Parlamentoda, inanıyorum ki bu konu gündeme gelecektir’ dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: “Bu konuda benim kanaatimi biliyorsunuz. Şimdi hedef, ilk etapta 16 Nisan’da ‘Evet’ oylarını halletmek. Bunun arkasından parlamentoda, inanıyorum ki bu konu gündeme gelecektir. Parlamentodan bunun geçeceğine de inanıyorum. Parlamentodan geçmesi halinde, bana geldiğinde, ben bunu onaylarım. Çünkü bunu onaylamak boynumun borcudur. Şehitlerimize bunun hesabını veremem. Allah’a bunun hesabını veremem; çünkü bir katili affetmek, devletin yetkisinde değildir. Onu ancak onun varisleri affeder, affederse; devlet edemez. Devlet, kendisine karşı işlenen suçları affeder. ‘Efendim, AB şöyle diyor. Hans, böyle diyor. George, böyle diyor’. Bunlar beni ilgilendirmiyor. Hans, ne derse desin. George, ne derse desin. Ahmet, ne diyor? Mehmet, ne diyor? Ayşe, ne diyor? Fatma, ne diyor? Allah, ne diyor? Beni o ilgilendirir”

16 Nisan’da yeni ve tarifi bir kararın arifesinde olunduğunu ve yönetim sistemi arayışında yeni bir yola girileceğini vurgulayan Erdoğan, şöyle dedi: “Meclis onayına dayalı başbakanlık hükümeti sisteminden, millet onayına dayalı cumhurbaşkanlığı hükümeti veya cumhurbaşkanlığı sistemine geçiyoruz. Bir başka ifadeyle artık hükümeti seçtiği cumhurbaşkanı vasıtasıyla doğrudan millet kuracak. Milli iradenin tecellisi üzerinde kara bulut gibi dolaşan vesayet güçlerinin devri şahıslara bağlı olarak değil sistem itibariyle inşallah tamamen kapanıyor. Birilerinin 16 Nisan’da yapılacak halk oylamasına bambaşka anlamlar yüklemeye çalışması kafa karıştırmasın. Dikkat ederseniz onlar Kasım 2002 seçiminden beri her seçimde her halk oylamasında aynı çarpıtmayı yapıyor. Her defa hak ettiği dersi alsalar da tekrar ve tekrar aynı hezeyanları ortaya saçmaktan geri durmuyorlar. Dünya değişti, Türkiye değişti o zaman doğan çocuklar artık delikanlı oldu şimdi oy kullanacaklar. Ama bunlar yerlerinden bir milim kımıldamadılar.”

‘ESKİ TÜRKİYE DAHA İYİYDİ DİYORLAR’

Seçilme yaşını önce 25’e şimdi ise 18’e indirdiklerini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, batıda da seçilme yaşının 18 olduğuna dikkat çekti. Son günlerde eski Türkiye’nin bugünden daha iyi olduğunun söylendiğini belirten Erdoğan, şöyle konuştu: “Eski Türkiye bugünden daha iyi diyorlar. Onların hayalindeki Türkiye’yi hatırlıyorsunuz değil mi? Hükümetlerin ömürleri yahu 25 günlük hükümetler kuruldu ülkede. Ölçümleme yapıyorum biz gelene kadar tüm hükümetlerin ortalama ömrü 16 ay. 16 aylık hükümetlerle bir ülke ayakta durabilir mi, dik durabilir mi? İşte o Türkiye bizi bitirmiştir. Siyasi çekişmelerin, sosyal çalkantıların, ekonomik krizlerin anamızı ağlattığı kabus günlerini unutmadınız değil mi? Benzin kuyruklarını, ekmek kuyruklarını, gaz yağı kuyruklarını unutmadınız değil mi?”

‘CHP İL BAŞKANLARI VALİLİK YAPIYORDU’

“İşte o Türkiye tek parti döneminin Türkiye’sidir. Parti il başkanlarının yani CHP il başkanlarının valilik yaptığını bilir misiniz? Hem il başkanı hem vali. Şimdi böyle bir şey gündeme gelse ne derler, kıyamet kopar değil mi? Bu ülkeyi bunlar ileri götüremediler. Ülkemizi patinaj yaptırmanın ötesinde geri götürdüler. İşte bunlar o Türkiye’nin özlemiyle yanıp tutuşuyorlar. Şimdi mecliste varlığı pamuk ipliğine bağlı zayıf hükümet olsun istiyorlar. Bu puslu havayı kendisine ikbal devşirmek için kullanmak istiyorlar. Çocukların tekerlemesi var aralarında şakalaşırken; ‘Havada bulut sen bunu unut’ derler. Biz 14 yıldır Türkiye’yi işte bu alacakaranlık kuşağından uzak tutmak için çalıştık, mücadele ettik ama bunların aklının, fikrinin hala eski Türkiye’de kalmasını engelleyemedik. 16 Nisan onların son umut kapılarını da kapatıyor. Çocukların ifadesiyle; ‘havada bulut eski Türkiye’yi unut.”

‘BUNLARIN İTİRAZI SİSTEME DEĞİL MİLLETE’

Anayasa görüşmelerinde ayak ısırmadan, burun kırmaya, kürsü işgalinden, slogan atmaya kadar meclise yakışmayacak görüntülerin ortaya çıktığını kaydeden Erdoğan, 2011 yılından itibaren mecliste ülkeye yeni anayasa kazandırmak için yalvar yakar oldukları muhalefetin topu sürekli taca atarak milleti kandırdığını sandığını ifade etti. Yeni değişiklikle getirilen cumhurbaşkanlığı sistemi ile tüm güç ve yetkinin millete teslim edilmesiyle feverana başlandığını belirten Erdoğan, şöyle devam etti: “Millette karşılıklarının olmadığını biliyorlar. Bunların itirazı sisteme değil, millete millete. Bunlar Tayyip Erdoğan’a karşı değil millete karşı. Ya ben kimim, ben faniyim. Benim 16 Nisan’a çıkacağıma dair elimde belge var mı? Yok. Biz faniyiz ama sistem bu noktada kalıcı. Dolayısıyla biz fani olanı değil baki olanı konuşuyoruz. Bu sistemi şahsıma isteyecek, mücadeleyi nefsime verecek kadar halim yok, karaktersiz değilim. Türkiye’ye bunca hizmeti şahsımız için mi getirdik? 250 bin dersliği, sağlıkta en ücra köşelere hastane, ambulansları, 19 bin kilometre bölünmüş yolu, 29 havalimanını, hızlı tren hatlarını, denizin altından 3 yılda 200 milyon kişinin geçtiği Marmaray’ı şahsımız için yapmadık. Marmaray’dan hangi partililer geçiyor diye bakmıyoruz, halkımız geçiyor halkımız. Çünkü biz onlar için varız, vatandaşımız için varız. Onları modern bir Türkiye’de nasıl yaşatırız onun için varız. Şimdi Çanakkale’de 18 Mart köprüsünü yapıyoruz ve 18 Mart’ta temelini atıyoruz. Değeri 12 milyar dolar. O delikli 2,5 kuruşlar vardı ona muhtaç olan Türkiye’den işte bugüne geldik. Eski Türkiye 2,5 kuruşa muhtaçtı ama şimdi onlar geride kaldı.”

‘CUMHURBAŞKANLIĞI ŞAHSIMIN PROJESİDİR’

Cumhurbaşkanlığı sisteminin belediye başkanlığından bu yana savunup ısrar ettiği reform olduğunu anlatan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Cumhurbaşkanlığı sistemi şahsımın projesidir. Belediye başkanlığından bu yana savunup ısrar ettiğim reformdur. Diğer hizmetler gibi ülkemize yarar getireceğine inandığım için bu sistemin mücadelesini verdim, veriyorum. Şayet milletimiz 16 Nisan’da ‘evet’ derse Türkiye bu sisteme geçecek ve bundan sonraki ilk seçimlerde de milletimiz kime teveccüh ederse ilk cumhurbaşkanı o olacak. Şimdi birileri çıkıp diyor ki; ‘İstediğiniz neyi yapamıyorsunuz, sistemi değişiyorsunuz.’ Bizden önce gelenler neyi yapamıyorlardı? Niye yapmadılar? Mesele insan meselesi ama bunun yanında sistem güçlü olursa insanla sistemi birleştirdiğimiz zaman o zaman pik yaparsınız. Ama biz engellendik, çok engellendik. Hamdolsun bir dönem aynı partiden cumhurbaşkanı ve başbakan olunca hızlandık ama öncesinde maalesef tökezlediler. Atama yapacaksın ‘olmaz ben öyle istiyorum’ dediler. Bir tane ismi eşi başörtülü olduğu için kabul etmedi, eşinin başı açık Amerikan vatandaşı olana da ‘hayır’ dedi. Anlamakta zorlanıyorsunuz. Neden sonra çok daha farklı şeyler geldi. Bunlarla mücadele ede ede geldik. bunlara rağmen buralara geldik. Yani bu işler şahıslara bağlı olmasın ülkenin geleceği kişilerin tercihlerine endekslenmesin diye işi sisteme bağlamaya çalışıyoruz.”

Kapı kapı dolaşarak sistemi engellemeye çalışanların ilk seçimde bu kez ülke yönetimi için destek isteyeceklerini dile getiren Erdoğan, “Milletten ricam o gün geldiğinde kendilerine mecliste yaptıklarını, meydanlarda söylediklerini hatırlatmalarıdır. Emin olun yüzleri kızarmayacak. Az önce söyledim Marmaray’ı yaparken demedikleri laf bırakmadılar Ama şimdi en çok orayı onlar kullanıyor” dedi.

Ömürlerinde ülke için millet için hiçbir şey yapmamış olanların cumhurbaşkanlığı sisteminin ne olduğunu ve kıymetini bilemeyeceklerini savunan Erdoğan, tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet için sistemi getirdiklerini dile getirdi.

‘CUMHURBAŞKANLIĞI SİSTEMİ MUCİZE DEĞİLDİR’

Sistem ile ülkede güven ve istikrar ortamının eskiye oranla daha güçlü tesis edileceğini kaydeden Erdoğan, şöyle devam etti: “Cumhurbaşkanlığı sistemi bir mucize değildir. Her şeyi her yeri bir anda değiştirecek sihirli değnek değildir. Bu sistemin en net özelliği ülkemizin ekonomisi ve demokrasisi için lazım olan güven ve istikrar ortamını eskisine göre daha güçlü şekilde tesis edecek olmasıdır. Bilindiği gibi Türkiye esti sistemin zayıflıkları sebebiyle sık sık siyasi ve ekonomik krizlere maruz kalıyordu. İnşallah yeni sistemde yürütmeyi tamamen cumhurbaşkanına bağlayarak beş yıllık icraat dönemini garanti altına alıyoruz. Yürütmeyle yasama arasındaki sınırları iyice netleştirerek herkesin kendi işine odaklanmasına imkan sağlıyoruz. Yani cumhurbaşkanı ülkeyi yönetecek, meclis kanunları çıkartacak, yargı hukukun işlemesini sağlayacak. Bu sistemde hiçbir güç diğerinin üzerinde olmayacağından eski Türkiye’de şahit olduğumuz kavga, çekişmeleri, yetki aşımlarını inşallah artık yaşamayacağız. Ekonomide atılması gereken adımlar mı var, milletin yetkiyi, sorumluluğu yüklediği cumhurbaşkanı ne gerekiyorsa onu yapacak. Terörle mücadelede atılması gereken adımları aynı şekilde milletten aldığı güçle cumhurbaşkanı atacak.”

Continue Reading

Editörden

Bakan Zeybekci’den Moody’s ve AB’ye: Ne halt edersen et umurumuzda değil

Published

on

By

Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, Denizli’de düzenlenen Türk Eximbank’ın strateji, değerlendirme ve eğitim toplantısında, Türkiye’nin kredi notunu düşüren uluslararası derecelendirme kuruluşu olan Moody’s‘e yüklendi. “Neye göre düşürdün, hangi kriteri dikkate aldın?” diyen Bakan Zeybekci, “Ne halt edersen et umurumuzda da değil. Senin kastını biz gayet iyi biliyoruz, niyetini de biliyoruz. Fırsat bu fırsat deyip, Türkiye üzerindeki kredi ve finans maliyetlerini artırma gayretlerinden başka bir şey değildir. Bu bir tefeci mantığıdır” dedi.

Karahayıt Mahallesi’nde bir otelde düzenlenen Türk Eximbank’ın strateji, değerlendirme ve eğitim toplantısına Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci ile Denizli Valisi Hasan Karahan, Büyükşehir Belediye Başkanı AK Partili Osman Zolan, Türk Eximbank Genel Müdürü Adnan Yıldırım ve Türk Eximbank çalışanları katıldı.

‘AVRUPA BİRLİĞİ’NE TAM ÜYELİK UMURUMUZDA DEĞİL’

Toplantının açılışında konuşan Bakan Zeybekci, dünyanın en hızlı büyüyen ülkesinin Türkiye olduğunu söyledi. Bakan Zeybekci, “Her türlü sağına soluna kulp takabilirler ama kendi ağızlarıyla bazen itiraf etmek zorunda kalıyorlar. Aralık ayında IMF’nin raporunda satın alma gücü paritesine göre 26 bin 500 dolarlık kişi başına düşen milli geliriyle dünyanın 13’üncü büyük ekonomisinin Eximbank’asıyız. Avrupa’nın 5’inci büyük ülkesinin Eximbank’asıyız. Hedef olarak mutlaka dünyanın ilk 10 büyük ekonomisi, Avrupa’nın da ilk 3 büyük ekonomisinden biri olacağız. Hedef olarak, ‘Avrupa Avrupa’ dediğimiz zaman da birileri şöyle sanıyor: ‘Bunların işi gücü yok, bunlar illaki Avrupa Birliği’ne ölüp tutuşuyorlar, Avrupa Birliğine illaki girmek istiyorlar.’ Yok böyle bir derdimiz bizim. Bizim derdimiz başka. Atatürk muasır medeniyet dediğinde Avrupa Birliği yoktu daha, hayali bile yoktu. Birbirlerini boğazlamakla meşguldüler. Biz evrensel standartlardaki ülkemizi refah seviyesine, insan hakları, özgürlükler, çevre hassasiyetleri, sağlık, teknoloji, bilim standartlarına çıkarmak için kendimize hedef olarak gördük. Biz o hedefe ulaştığımızda, bizim için bunun enstrümanlarından biri de Avrupa Birliğine tam üyelik süreci, yani bu kaldıracı kullanmak gibi de menfaatimize olabilir, bunu kendimize stratejik hedef olarak görüyoruz. Biz o hedefe ulaştığımızda Avrupa Birliği’ne tam üye olup olmamak bizim işimiz değil, açıkça söylüyorum umurumuzda da değil. O, o günün Türkiye’sinin vereceği bir karardır, tam üye olup olmamakla ilgili. Buna ne onlar karar verebilir, ne de biz karar verebiliriz. Ama hedefimiz, o hedefe ulaşmak. Onun içindir zaten bütün yolculuğumuz” diye konuştu.

‘BUNLARINKİ TEFECİ MANTIĞI’

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’in Türkiye’nin kredi notunu ‘Ba1’den ‘Ba2’ye düşürmesine tepki gösteren Zeybekci, şunları söyledi:

“Yine geçen hafta bir kredi derecelendirme kuruluşunun Türkiye’yle ilgili not düşürmesi… Neye göre düşürdün, hangi kriteri dikkate aldın? Avrupa Birliği’nin toplam geri dönmeyen kredi hacmi 1.2 trilyon dolar. AB üyesi ülkelerden birinde geri dönmeyen kredilerin milli gelire oranı yüzde 60’ın üzerinde. Bizimki yüzde 3 bile değil. Türkiye’nin notunu düşürüyor, onunkini artırıyor. Ne halt edersen et umurumuzda da değil. Senin kastını biz gayet iyi biliyoruz, niyetini de biliyoruz. Fırsat bu fırsat deyip, Türkiye üzerindeki kredi ve finans maliyetlerini artırma gayretlerinden başka bir şey değildir. Bu bir tefeci mantığıdır. Ne kadar itibarının olduğunu da gösterdi millet. Öyle bir karar açıkladın, ardından ekonomi ve finans piyasalarının sana verdiği tepki sıfır. Sana verdiği itibar sıfır. Bunları bileceğiz, mesafemizi koruyacağız. İlişkilerimiz menfaat ilişkisi olacak. Bunları asla dikkate almayacağız. 29 Mart’ta Türkiye’nin büyüme rakamları açıklanacak. Söylüyoruz: 2017 yılında 2016 yılına göre verdiğimiz yatırım teşvik belgeleri yüzde 81 rakamsal olarak arttı, 175 milyar lira. Bunlar 2018’de yatırıma dönüşecek. Belgesini vermediğimiz 100 milyar liralık yatırımcı bekliyor. 2018 yılında dolar bazında 100 milyarlık özel ve reel sektör yatırımı olacak. Yatırımların büyümeye katkısından dolayı 2018 yılında Türkiye’nin büyüme performansı 2017 gibi yüksek olacak diyoruz. 2018 yılıyla ilgili beklentilerimiz ve ihracatın artması, üretimin de büyümeye etkileri yüksek gelecek ve bunlar yine mahcup olacaklar.”

Continue Reading

Gündem

TBMM mülteci raporunu açıkladı: Suriyelilerin yalnızca yüzde 8’i barınma merkezlerinde kalıyor

Published

on

By

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesinde kurulan ‘Mülteci Hakları Komisyonu’ uzun bir çalışma mesaisinin ardından 271 sayfalık raporu kabul edildi. Komisyonun adı ‘Göç ve Uyum Komisyonu’ olarak değiştirilen raporda, “Göç meselesini insanlık için büyük bir yük değil insanlığımızı ispat edeceğimiz bir fırsat olarak görmek gerekir. Bu mesele sadece teknik bir mesele, siyasi bir mesele değildir, insanlığımızla ilgili bir meseledir” denildi.

T24’ten Hülya Karabağlı’nın haberine göre, Batı’nın Suriyeli sığınmacılarla ilgili tutumu raporda, “Avrupa’nın mülteci krizindeki insani olmayan, ikiyüzlü tavrını tarih de, insanlık da kaydediyor” ifadesiyle yer alırken, “Avrupa’daki mülteci hakları ihlallerini, ikiyüzlü tavrını tespit etmek üzere inisiyatifler ve mekanizmalar geliştirilmesi gerekmektedir” önerisi dikkat ekti.

Raporda, Türkiye’nin yaklaşık 3,4 milyon Suriyeli sığınmacıyla dünyadaki en büyük sığınmacı nüfusuna ev sahipliği yaptığı, Suriyeli göçmenlerin yüzde 8‘inin geçici barınma merkezlerinde, geriye kalan kısmının ise şehirlerde yaşadığına dikkat çekildi. Raporda, “Kilis’te kendi nüfusundan fazla Suriyeli yaşamaktadır. Buna rağmen toplumsal bir huzursuzluk veya suç oranında ciddi bir artış gözlemlenmemektedir” denildi.

Raporda, İzmir Harmandalı Geri Gönderme Merkezi’nde 2017 yılı Ocak – Kasım ayları arasında 423 avukatın, Aydın Geri Gönderme Merkezi’nde ise 2017 yılı Ocak – Kasım ayları arasında 145 avukat müvekkilleriyle görüştüğü belirtildi.

Rapordan bazı bölümler şöyle:

“Geri gönderme merkezlerinde kötü muamele veya işkenceye dair hiçbir şikâyet gelmedi”

“2011 yılında Suriye’de başlayan savaş ve insani krizin sonucu olarak milyonlarca insan yerinden edilmiştir. Açık kapı, temel yaşamsal ihtiyaçların karşılanması ve geri göndermeme esaslarına dayanan insani iltica politikası uygulayan Türkiye’de, 2018 yılı başı itibariyle yaklaşık 3,4 milyon Suriyeli geçici koruma statüsüyle yaşamaktadır. Suriyelilerin yanı sıra Irak, Afganistan, İran, Somali gibi ülkelerden Türkiye’ye uluslararası koruma bulmak maksadı ile gelen 2017 sonu itibarı ile 300 bin sığınmacı bulunmaktadır. Türkiye’de bu gün 3,4 milyonu geçici koruma statüsüyle, 300 bini uluslararası koruma başvurusuyla, 600 bini ikamet izniyle olmak üzere yaklaşık 190 farklı ülkeden, farklı statülerde 4,3 milyon göçmen yaşamaktadır.

Türkiye’ye ilk Suriyeli göçü 2011 yılında başlamış olup, iç savaşın bitmemesi ve şiddetini arttırması sonucu ülkemize gelen Suriyeli sayısı her yıl artmıştır. Yaklaşık 3,4 milyonu Suriyeli ülkemize sığınmıştır. Türkiye dünyadaki en büyük sığınmacı nüfusuna ev sahipliği yapmaktadır. Suriyeli göçmenlerin % 8 kadarı geçici barınma merkezlerinde, geriye kalan kısmı ise şehirlerimizde yaşamaktadır.

Türkiye’de 28 Aralık 2017 itibariyle 3.424.237 Suriyeli bulunmaktadır. Suriyelilerin, 1.852.563’ü erkek ve 1.571.674’ü kadındır. Yaş dağılımına bakıldığında, göçmenlerin yaklaşık %50’sini 0-18 yaş aralığındakiler; %45’ini 18-60 yaş aralığındakiler ve %5’inin 60 yaşın üstündekiler oluşturmaktadır.

Ülkemizde bulunan Suriyelilerin, yaklaşık 235 bini 21 geçici barınma merkezinde yaşamaktadır. Geçici Barınma Merkezlerinin 12’si Konteyner Kent, 9’u Çadır Kenttir. Bu merkezlerde kalan Suriyeliler ekonomik durumu en zayıf kesimi oluşturmakta olup; temel insani hizmetler sunulmakta bu hizmetler için hiçbir bedel alınmamaktadır.

Geçici Barıma Merkezlerimizde misafir edilen Suriyelilerin ihtiyacı olan eğitim ve sağlık hizmetleri karşılanmakta, beslenmeleri için sosyal yardım yapılmakta, üçüncü kişilere ihtiyaçları olmadan yaşamalarına destek olacak meslek edinme ve özellikle kadınlara yönelik beceri kursları verilmekte, psikolojik destek sağlanmaktadır. Barınma merkezlerinde çocuk oyun bahçeleri, spor sahaları, market, terzi, berber gibi her türlü sosyal aktivite ve ihtiyaç alanları da mevcuttur.”

“Bir yandan 6 yıldır çadır kentlerde zor yaşam koşullarında barınanlar çadırkent-konteynrkent dönüşümü ile modern konteyner kentlere aktarılırken diğer yandan geçici barınma merkezlerinde kalanların sayısı süreç içerisinde azalmaktadır. Bu süreç içerisinde yaşam koşulları sebebiyle çadır kentlerin kapatılması veya konteyner kente dönüşümü çalışmalarına hız verilmesi çok önemli bir gelişmedir.

Şanlıurfa, Gaziantep, Kilis, Kahramanmaraş, Mardin, Hatay, Adana, Osmaniye, Malatya illerinde geçici barınma merkezleri bulunmaktadır. Geçici Barınama Merkezleri AFAD’ın koordinasyonunda Valiliklerce yönetilmektedir.

Geçici koruma altındaki Suriyeliler iş olanaklarının çok olduğu iller, kültürel yakınlık ve Suriye sınırına yakınlık kriterlerine göre belirli şehirlerde yoğunlaşmışlardır. Geçici Barınma Merkezlerin verilen hizmetlerin kabul edilen uluslararası standartlarının üstünde olduğu ve geçici kent yönetimi sistematiğinin çok başarılı şekilde işlediği uluslararası kuruluşlarca da tescil edilmiştir.

Yaklaşık 3.2milyon Geçici koruma altındaki Suriyeli Geçici Barınma Merkezlerinin dışında Türkiye’nin 81 ilinde yaşamaktadır. Suriyelilerin hangi kentlerde yoğunlaştıklarına bakıldığında, 517.697 göçmenle ilk sırayı İstanbul almaktadır. Bunu sırasıyla, Şanlıurfa (448.975), Hatay(426.278), Gaziantep(342.442), Mersin(173.191), Adana(164.590), Kilis (129.063), Bursa(127.295), İzmir(118.650), Kahramanmaraş (96.251) ve diğer iller izlemektedir.”

“Avrupa’nın mülteci krizindeki insani olmayan, ikiyüzlü tavrı”

Göçmen ve mülteci krizi Avrupa’nın değerlerini şekillendirecek bir test gibi duruyor, şu ana kadar Avrupalı hükümetlerin izledikleri politika bu testten geçemediklerini gösteriyor. Göç meselesini insanlık için büyük bir yük değil insanlığımızı ispat edeceğimiz bir fırsat olarak görmek gerekir. Bu mesele sadece teknik bir mesele, siyasi bir mesele değildir, insanlığımızla ilgili bir meseledir. Avrupa’nın mülteci krizindeki insani olmayan, ikiyüzlü tavrını tarih de, insanlık da kaydediyor. Avrupa’daki mülteci hakları ihlallerini, ikiyüzlü tavrını tespit etmek üzere inisiyatifler ve mekanizmalar geliştirilmesi gerekmektedir

Geri gönderme merkezleri:

“Düzensiz göç kapsamında değerlendirilen yabancılar hakkında sınır dışı kararı alınmaktadır. Sınır dışı etme kararıyla, yabancı menşe ülkesine veya transit gideceği ülkeye ya da üçüncü bir ülkeye sınır dışı edilebilmektedir. Hakkında sınır dışı etme kararı alınan yabancılar kaçma ve kaybolma riskine istinaden Geri gönderme merkezlerindeki idari gözetim altında tutulmaktadır. Türkiye’de 2017 Kasım ayı itibariyle 20 adet aktif geri gönderme merkezi bulunmaktadır. Geri gönderme merkezlerinin toplam kapasitesi 8136 kişidir. 16 geri gönderme merkezinin açılması ile ilgili çalışmalar devam etmektedir. Geri gönderme merkezlerinde yapılan incelemelerde merkezlerin fiziksel kapasitesinin ve sosyal donatılarının çok iyi durumda olduğu; burada çalışan personelin alanında profesyonelleştiği gözlemlenmiştir. Ziyaret edilen merkezlerde kalan göçmenlerle yapılan ikili görüşmelerde Merkezlerin işletilmesine dair hiçbir şikâyet alınmamıştır. Aydın ve İzmir’de bulunan GGM ile ilgili Mülteci Alt Komisyonu Raporu İnsan Hakları İnceleme Komisyonunda kabul edilerek, yayınlanmıştır.

24-25 Ekim 2017 tarihlerinde İzmir Harmandalı ve Aydın Geri Gönderme Merkezlerinde yapılan incelemelerde23 Merkezlerin fiziksel durumlarının, sosyal donatılarının gayet iyi durumda olduğu müşahede edilmiş; Merkezlerde çalışan personelin alanında profesyonelleştiği gözlemlenmiş. Merkezlerde kalan göçmenlerle yapılan ikili görüşmelerde Merkezlerin işletilmesine veya personelin kötü muamelesine dair hiçbir şikayet alınmamıştır.”

Aydın ve İzmir Geri Gönderme Merkezlerine yönelik olarak edinilen kanaat özet olarak şöyle:

  • Merkezlerde faal durumda yemekhane, spor salonu, dinlenme odası, kütüphane, revir, ibadethane, çocuk oyun odaları, TV izlemede odası ve kuaför salonlarının olduğu gözlemlenmiştir.
  • Merkezlerde yeterli düzeyde göç uzmanı, psikolog, sosyolog, sosyal çalışmacı, hukukçu ve mütercimden oluşan uzmanların bulunduğu tespit edilmiştir.
  • Merkezlerin sosyal donatılarının ve özel yaşam alanlarının iyi durumda olduğu ve aktif olarak kullanıldığı müşahede edilmiştir.
  • Merkezlerde yaşamakta olanlarla yapılan görüşmelerde kötü muamele veya işkenceye dair hiçbir şikâyet gelmemiştir.
  • Merkezlerde bulunan yabancıların acil ve temel sağlık hizmetlerinin karşılandığı, her gün doktorun bulunduğu tespit edilmiştir.
  • Üç öğün gıda ihtiyacının karşılandığı, kantin hizmetlerinin de verildiği izlenmiştir.
  • İdari gözetim, sınır dışı hususlarındaki kararlarla birlikte tebligatın ve kanuni süreç ve haklar hususunun 17 ayrı dilde yapıldığı, avukata ulaşımın kolay ve mümkün olduğu, kararlara karşı davaların açıldığı tespit edilmiştir.
  • Yetkililer tarafından verilen bilgiye göre, İzmir Harmandalı Geri Gönderme Merkezinde 2017 yılı Ocak – Kasım ayları arasında 423 avukat müvekkilleriyle görüşmüş; Aydın Geri Gönderme Merkezinde ise 2017 yılı Ocak – Kasım ayları arasında 145 avukat müvekkilleriyle görüşmüştür.
  • Telefon hizmetlerine her gün belli saatler arasında erişimin mümkün olduğu, gazetelere erişim imkânı verildiği görülmüştür.
  • Kadınların, erkeklerin ve ailelerin ayrı bölümlerde kaldığı tespit edilmiştir. Çocukların yüksek yararı gözetilerek ayrı yerde barındırıldıkları, çocuklara ait eğitim, oyun alanları olduğu, bu bölümde öğretmenlerin, psikologların çalıştığı tespit edilmiştir. Merkezlerde refakatsiz çocuk bulunmamaktadır.
  • Geri gönderme merkezlerinin Valilikçe haberli ve habersiz denetimleri yapılmaktadır.
  • Geri gönderme merkezlerinde açık havaya çıkma olanağı bulunmakta olup, günde 3 saat havalandırmaya çıkmak mümkündür.
  • Sınır dışı etme ve idari gözetim kararları süreçlerinin 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Kanununun (YUKK) 52, 53, 54, 55 ve 57’nci maddelerine uygun olduğu, geri gönderme merkezi işletmelerinde verilen hizmetlerin 6458 sayılı YUKK’un 58 ve 59’uncu maddelerine uygun olarak sağlandığı müşahede edilmiş

Türkiye’nin yaptıkları ve heyetimizce vurgulananlar

  • Türkiye 2 milyon 750 bini Suriyeli olmak üzere 3 milyondan fazla sığınmacıya ev sahipliği yapmaktadır. Bunlardan 250 bin kadarı Türkiye’de bulunan 25 geçici barınma merkezinde, kalanları ise çeşitli şehirlerde yaşamaktadır.
  • Suriye’de 7 milyon insan ülkesini terk etmiş ve 600 bin Suriyeli hayatını kaybetmiştir. – Akdeniz’de yaşanan ölümlerin en önemli sebebi Avrupa’nın mülteci yükünün paylaşımı konusunda inisiyatif almamış olmasıdır.
  • Bugün için dünyadaki en büyük mülteci trafiğini Suriyeliler oluşturmaktadır. Bundan 20 yıl önce Suriye dünyada en fazla sayıda mülteci barındıran ülkeydi. Dolayısıyla bir gün herkesin mülteci olması mümkündür.
  • Avrupa yükselen aşırı sağ partilerin söylemleri hem merkez sağ hem de merkez sol partileri etkilemektedir. Irkçı ve aşırı radikal partilerin söylemleri seçmenler üzerinde etkili olmakta; merkez partilerin bu söylemleri sahiplenmesine neden olmaktadır. Bu durum Avrupa’nın geleceği için tehlike arz etmektedir.
  • Almanya genelinde 6000 mülteci çocuğun kayıp olduğuna dair bilgiler alınmıştır. Kayıtlama ve çocukların korunması konusunda önlemler alınması gerekmektedir.
    Türkiye’nin Suriyeliler için harcadığı para 25 milyar doları geçmiş durumdadır. Bu paraya merkezden yapılan harcamalar, belediyelerin ve sivil toplum örgütlerinin harcamaları dahildir.
  • Birleşmiş Milletlerin Türkiye’de bulunan örgütleri tarafından yapılan harcamalar ise 500 milyon dolar civarındadır.
  • Türkiye’de son 4 yılda 170 bin Suriyeli bebek doğmuştur. Bu sayı İskandinav ülkelerinde bir yılda doğan bebek sayısından fazladır.
  • Türkiye’de okul çağında bulunan 900 bin Suriyeli çocuk bulunmaktadır. Bunlardan 450 bin kadarı okullaştırılabilmiştir. Kayıp kuşak yetişmemesi için kalan çocukların da hızlı bir şekilde okullaştırılması gerekmektedir. Türkiye’nin 25.000 yeni derslik ve 25.000 yeni öğretmene ihtiyacı bulunmaktadır. Avrupa Birliği tarafından vaat edilen 3 milyar Euronun okul yapımına aktarılması için proje üretilmesine gerek bulunmamaktadır.
  • Suriyeli geçici korunanlar için şimdiye kadar 20 milyon poliklinik hizmeti verilmiş ve 1 milyon ameliyat yapılmıştır. Sağlık sistemi üzerinde baskı oluşmaya başlamıştır.
    Türkiye Suriye kaynaklı mülteci krizinin büyümemesi için Suriye’nin kuzeyinde güvenli bir bölge oluşturulmasını Birleşmiş Milletler nezdinde teklif etmiş ancak bu öneri kabul görmemiştir. Bunun üzerine Türkiye savaştan kaçan Suriyeliler için açık kapı politikası uygulamıştır ve milyonlarca Suriyeli Türkiye’ye gelmiştir.
  • Türkiye’de Suriyeli geçici korunanlar için çalışma izni getirilmiştir. Şu anda Suriyelilerin bulundukları illerde çalışmalarının önünde bir engel bulunmamaktadır. İş piyasasına erişim imkanının sağlanması, eğitim ve sosyal politikalarının yanında toplumsal uyum çalışmaları için önem arz etmektedir.
  • Almanya’nın şimdiye kadar uyguladığı entegrasyon politikaları asimilasyon politikalarına dönüşmektedir. Evangelist Kilisesinin dinini değiştirenlere mülteci statüsü alması için referans olduğuna ilişkin haberler çıkmaktadır. Basında yer alan bir habere göre Münih kenti yakınlarında bir mülteci yurdunun etrafı duvarlarla çevrilmektedir.
  • Almanya’dan Türkiye’ye ekolojik sebeplerden kaynaklı olarak göç gerçekleşmektedir. Sadece Alanya’ya yerleşmiş bulunan 20 binden fazla Alman bulunmaktadır.
    Avrupa Birliği mülteci yükünü paylaşma konusunda Türkiye’ye gerekli desteği vermediği gibi, kendi üyesi olan Yunanistan ve İtalya’ya da yeteri kadar destek vermemektedir.
  • Cenevre Sözleşmesine koyulmuş olan coğrafi çekince, Türkiye’nin Avrupa Birliğine üyeliği ile birlikte değerlendirilebilecek bir husustur.
  • Kilis’te kendi nüfusundan fazla Suriyeli yaşamaktadır. Buna rağmen toplumsal bir huzursuzluk veya suç oranında ciddi bir artış gözlemlenmemektedir. Bu durumun dünya tarafından bilinmesi ve il halkının hoşgörüsünün takdir görmesi için, Mülteci Hakları Alt Komisyonu tarafından, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun Kilis’e Nobel Ödülü verilmesi konusunda gerekli girişimlerde bulunması konusunda tavsiye kararı alınmıştır.
  • Cenevre Sözleşmesi günümüz ölçeğinde gerçekleşmekte olan mülteci trafiğine cevap verememektedir. Sözleşme neredeyse bütün dünya devletleri tarafından imzalanmış olmakla birlikte, bağlayıcılığı zayıflamıştır. Bağlayıcılığı yüksek olan ve karmaşıklaşan mülteci sorununa çözüm getirecek yeni bir sözleşme hazırlanması gerekmektedir.
  • 18 Mart Geri Kabul Mutabakatın sağlıklı bir şekilde işlemektedir. Türkiye taahhütlerini yerine getirmektedir. Ancak Avrupa Birliği taahhüt etmiş olduğu 3 milyar Euronun sadece 600 milyon Euro kadarını göndermiştir. Avrupa Birliğinin verdiği sözlere sadık kalması gerekmektedir.

Continue Reading

Editörden

Meral Akşener: İki ayyaş dedikleri cumhuriyet kurucularının karşısında hazır ola geçtiler

Published

on

By

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin il başkanlığı binasının açılışını yapmak ve il kongresine katılmak için Konya’ya geldi. Kent merkezinde kalabalık bir grup partili tarafından karşılanan Akşener, Mevlana Müzesi’ni ziyaret edip, Mevlana’nın sandukası başında dua etti.

Akşener daha sonra partisinin Konya İl Başkanlığı binasının açılış töreninde halka seslendi. Tek hedeflerinin konuşan bir Türkiye oluşturmak olduğunu ifade eden Akşener, ”Tek bir hedefimiz var. O da konuşan Türkiye. Türkiye konuşabilseydi, Türkiye müzakere edebilseydi, Türkiye kutuplaşmanın dışına çıkabilseydi, erkeklerin, çocukların, kadınların sesine kulak verebilseydi. Bugün Afrin’i konuşuyor olmazdık” dedi.

’15 TEMMUZ’DA MİLLET OLMASA, DEVLET GİTMİŞTİ’

FETÖ ve 15 Temmuz darbe girişimine değinen Akşener, şunları söyledi:
”FETÖ meselesini mecliste defalarca konuşanlar oldu. Pek çok bugün bakanlık koltuğunda oturan Adalet Partisi milletvekilleri ve yöneticileri toz kondurmadılar. FETÖ terör örgütü üzerinden tanım yapanları, kafir ilan ettiler, hain ilan ettiler. O gün kulaklarını açsalardı, 15 Temmuz olmazdı. 15 Temmuz’da bu millet, siz, devleti sokaktan toplayıp getirdiniz. Eğer millet olmasaydı, devlet gitmişti. Boş yere kimse kabadayılık yapmasın.”

AFRİN GEÇ KALMIŞ BİR MÜDAHALEDİR

Afrin’e yönelik yapılan müdahalenin daha önce yapılması gerektiğini ifade eden Akşener, şöyle konuştu:

”Bugün de Türkiye’nin dış politikası konuşulmaya konuşulmaya, sizlere kulak verilmeye verilmeye, getirildiği noktadan, o çukurdan çıkarılmak için Mehmetçik can veriyor, şehit oluyor. Cenabı hak hiçbirinin ayağına taş değdirmesin. Elbette ordumuzun ve kahraman Mehmetçiğin arkasındayız. Afrin geç kalmış bir müdahaledir. Mutlaka Menbiç’in, mutlaka Fırat’ın doğusunun harekatın bünyesinde devam ettirilmesi ve harekatın bünyesinde yer alması, Türkiye’nin bekası için önemlidir. Ama bugüne gelmeyebilirdik. Eğer Türkiye konuşuyor olsaydı, sizi ve bizi dinliyor olsalardı, Türkiye’nin güney sınırlarında, Irak ve Suriye’nin bir bölümünde ve Suriye’nin geri kalanında Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri ile komşu olmazdık.”

ŞEKER FABRİKALARI

Şeker fabrikalarının özelleştirilecek olmasına da tepki gösteren Akşener, Başbakan Binali Yıldırım’ın, fabrikaların 5 yıl boyunca kapatılmayacağı yönündeki açıklamasını da eleştirdi. Akşener, ”Sayın Başbakan çıkmış diyor ki, ‘5 sene boyunca kapanmayacak.’ Bu mantıkla siz kaç yıl sonra Türkiye’nin kapısına kilit vuracak, Türkiye’yi kapatacaksınız. Siz demek ki, şeker fabrikalarını 5 yıl sonra kapatmak için satıyorsunuz. Buradan ilan ediyorum, satamayacaksınız. Peşinizde ve ensenizde olacağız. Alıştınız muhalefete ver yesin, ört uyusun. Hadi bakalım, yüreğiniz yetiyorsa, her şeker fabrikasının önünde her hafta İYİ Partililer olacak. Ya millete ya halka vereceksiniz ya da satamayacaksınız” dedi.

HER 29 EKİM VE 23 NİSAN’DA HASTALANIYORLARDI

“Başkan Meral” sloganları üzerine Akşener, ”Siz böyle bağırıyorsunuz da, adamın uykusu kaçırıyor. Siz Meral başkan dediniz, Türkiye değişti. İki ayyaş dedikleri cumhuriyet kurucularının karşısında hazır ola geçtiler. Hepimizden ne kadar Atatürkçü olduklarını anladık. Her 29 Ekim, 23 Nisan’da hastalanıyorlardı. İYİ Parti kuruldu, meğer turp gibiymişler. Sağlıklarına iyi geldik. Ben bedava demiyorum, milletimize iyi gelecek, ama en fazla da Ak Partililere iyi gelecek” diye konuştu.

Akşener, şeker üretiminde önde gelen Fransa ve Almanya’da nişasta bazlı şeker üretiminin yüzde 1’in altında, Türkiye’de ise yüzde 15 civarında olduğunu ve bunun yüzde 25’lere çıkacağını belirtti.

Akşener, ”Bilim adamları diyor ki; nişasta bazlı şeker şişmanlığı ve obezliği artırıyor. Son dönemlerde diyorlar ki; kısırlığı artırıyor. Hem bir taraftan 3 çocuk diyeceksiniz, hem bir taraftan zürriyetimize göz dikeceksiniz” diye konuştu.

Continue Reading

Çok Okunanlar