Connect with us

Öne Çıkanlar

Erdoğan’ın danışmanı Zarrab’ın serbest kalması için devreye girmiş :”Reza meselesi değil milli mesele”

Published

on

ABD’deki yolsuzluk, İran ambargosunu delme ve kara para aklama suçlarına ilişkin görülen Halkbank eski Genel Müdür yardımcısı Hakan Atilla’nın sanık, Zarrab’ın itirafçı olduğu davada Zarrab, ifadesinin dördüncü gününde birbirinden sarsıcı açıklamalar yapmaya devem ediyor.

TSİ 17.15’te başlaması gereken duruşmada jüri ve Zarrab yerini alması yaklaşık bir saat gecikmeli aldı.
Duruşma geçen Cuma günü altın yerine gıda ihracatı yoluyla ambargonun delinmesi konusunda, Zarrab ve Atilla arasındaki ses kayıtlarının dinlenmesi ile başladı. Kayıtlarda Zarrab, gıda ihracatı yapılmadığını ancak ihracat olmasa da küçüktonajlı gemilerin dikkat çekebilceğini, bu nedenle büyük tonajlı gemiler kullanılması gerektiğini söyledi.

Hayali gıda ihracatı konusunda Süleyman Aslan’la pek çok kez konuştuğunu belirten Zarrab, gemilerin tonajının yanı sıra yükleme faturaları ve belgelerin de önemli olduğunu, Hakan Atilla’nın da Aslan’ın ekibinin parçası olduğunu söyledi.

BUĞDAY YETİŞMEYEN DUBAİ’DEN İHRACAT

Zarrab itiraflarında dikkat çeken bir hatasını da anlattı. Buğday yetişmemesine rağmen Dubai çıkışlı buğday ihracatını gösteren belge hazırladıklarını söyledi.

Duruşmayı izleyen gazeteci Pate Brush’un aktardığına göre, Zarrab, Süleyman Aslan’ın kendisini, Halkbank’taki işlemleri için Hakan Atilla’yı dinlemeyi öğütlediğini söyledi.
Zarrab, ayrıca Halkbank’a altın ve gıda ticareti için ödediği en yüksek komisyonun da yüzde 1 oranında olduğunu söyledi.

Zarrab ile Atilla arasında yapılan bir görüşmede Atilla, hayali gıda sevkıyatı kayıtlarının inandırıcılığı konusunda endişelerini belirtiyor. Ancak Zarrab yüklenen miktarların gemilerin hacmine eşit olduğunu söylüyor. Atilla, evrakların daha dikkatli hazırlanması gerektiğini belirterek bu konuda sorun yaşanmaması için gayret gösterdiği anlaşılıyor.

Konuşmasında verdiği örnekte de Zarrab, Atilla’nın kendisine, “Yalnızca 14 ton taşıyabilen bir gemide 25 ton var yazılmasın” dediğini aktarıyor.

‘ASLAN’A GIDA İÇİN NE KADAR GÖNDERMİŞSEK YİNE O KADAR PARA GÖNDER’

Zarrab, ifadesi boyunca bu gıda sevkiyatı işlemlerinin sahte olduğu sürekli tekrarladı. Duruşmayı izleyen gazeteci Adam Klasfeld’in aktardığına göre savcı, Zarrab’dan, dinletilen telefon kaydını doğrulamasını istedi. Konuşmayı doğrulayan Zarrab, burada, Abdullah Happani ile Halkbank’tan gönderilen paralarla ilgili konuştuğunu söyledi.

Zarrab, kayıtta ayrıca Genel Müdür Süleyman Aslan’a vereceği rüşvetlerden bahsedildiğini söyledi. Zarrab’ın adamı Happani “Ne kadar göndereceksin?” diye soruyor. Zarrab da “Gıda için falan ne kadar göndermişiz, ona bak. Toplamda ona göre bir şey hesaplayıp gönderelim” diyor.

Duruşmaya verilen kısa bir aradan sonra Zarrab’ın ses kayıtları dinletildi. Ses kayıtlarına göre Zarrab ile Hakan Atilla altın ticaretini konuşuyor. İhracat için beklenen bir işlemin tamamlanmasından bahsediyorlar.

ERDOĞAN’IN DANIŞMANI: BU MİLLİ MESELE

Katie Zavadski‏’nin anlatımına göre duruşmada 5. ses kaydı dinletildi. Zarrab, ABD’de tutukluyken yapılan bir ses kaydına göre Zarrab’ın avukatı Şeyda Yıldırım, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın adamlarıyla temas halindeymiş. Görüşme özetine göre (Erdoğan’ın) danışmanı, ‘Bu sadece Rıza meselesi değil, milli bir mesele’ diyor.

Söz konusu telefon konuşmalarının avukatlara iletilen özetleri, duruşmayı takip eden Katie Zavadski tarafından paylaşıldı.

Zarrab ile bir erkek arasında geçtiği konuşma şöyle:

“Erkek konuşmacı, İbrahim konuşmaları dinlerken, Şeyda adlı kadın avukatla görüştüğünü söyledi. Erkek, Şeyda’nın Mevlüt ve Bekir’le görüştüğünü, Beyefendi (Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan) ile de görüşeceğini ve gerekirse (dönemin ABD Başkanı) Obama’yı aramasını isteyeceğini söyledi.

Danışmanı bunun sadece Reza’nın sorunu olmadığını, ülke meselesi olduğunu söyledi. Yarın Şeyda, Bekir ile konuşup Beyefendi’ye de haber verecek.

Erkek, Zarrab’a İbrahim’in sürece dahil olacağını, Mevlüt, Bekir ve Beyefendi’nin başkanı arayacağını söyledi.”

BEKİR VE MEVLÜT KİM

Tapelerde geçen “Bekir” ve “Mevlüt” isimlerinin kime ait olduğu da merak uyandırdı. Davanın yargı ve ABD ile ilişkiler boyutuna bakıldığında bu isimlerin döremin Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ile Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu olama ihtimali öne çıkıyor. Dolayısıyla bu isimlerin Bakanlar Bozdağ ve Çavuşoğlu olduğu sanılıyor.

ZARRAB SERBEST BIRAKILMAK İÇİN RÜŞVET VERMİŞ
Reza Zarrab, 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturması kapsamında gözaltına tutuklandığı dönemle ilgili de konuştu ve bıu dönemde rüşvet verdiğini söyledi.

Konuyla ilgili savcı ve zarrab arasında geçen soru cevap şöyle:

Sarraf: Avukatlarım geldi, konuştuk ve serbest bırakıldım.

Soru: (Serbest kalmak için) herhangi bir ödeme yaptın mı?

Sarraf: Evet.

Soru: Bu ödemeler rüşvet niteliğinde miydi?

Sarraf: Kısmen.


ZARRAB SERBEST BIRAKILDIKTAN SONRA YENİDEN HALKBANKLA TEMASTA

serbest bırakılmasından sonra da faaliyetlerini sürdürdüğünü ve işelere yaniden başlamak için Halkbank’ın yeni genel müdürü Ali Fuat Taşkesenlioğlu ile irtibat kurduğunu söyledi.

Gündem

Saldırılar sonrası Uber’den ilk açıklama

Published

on

By

Akıllı telefonlar üzerinden araç çağırma şirketi Uber‘den İstanbul’daki taksicilerin saldırılara ilişkin olarak açıklama geldi. Şirketin global merkezinden yapılan açıklamada, “Önceliğimiz bu zor zamanlarda, Uber sürücü ortaklarımızın yanında durmak, onlara gereken hukuki yardımı sağlayıp destek olmaktır” dendi.

Hürriyet’ten Ahmet Can’a yapılan açıklamada “Türkiye’deki operasyonlarımıza, sorumlu bir iş ortağı olarak, sonuna kadar bağlıyız. En çok önem verdiğimiz konuların başında, yerel paydaşlarla beraber çalışarak, birlikte daha akıllı ve çevre dostu şehirler yaratmak geliyor. Buna taksiciler de dahil olduğu için taksi ürünümüz mevcut” dendi.

SAYI 2 BİNİ AŞTI

Ayrıca şirketten yapılan açıklamada Uber’in bulunduğu tüm ülkelerde yerel regülasyonlara uygun olarak faaliyet gösterildiği ve her ülkenin vergi düzenlemelerine uyulduğu vurgulandı.

2014 yılında Türkiye’ye açılan Uber, şu anda iki farklı araç tipiyle hizmet veriyor. Bunlardan biri Mercedes Vito gibi lüks hafif ticari araçlar. Diğeri de taksi platformu. Şirketten paylaşılan bilgilere göre taksi platformunda hizmet veren taksilerinin sayısı 2 bini aştı.

Continue Reading

Öne Çıkanlar

Erdoğan’dan IMF’ye: Türkiye’yi yönetecek birisi varsa o da benim; sen sadece paranı al!

Published

on

By

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Suriye’de yaşanan çatışmalarla ilgili olarak NATO‘ya tepki gösterdi. “Yeri geldi Afganistan’da olduk Somali’de olduk şu anda Suriye’de bu olaylar yaşanırken, ey NATO sen ne zaman olacak da gelip bizim yanımızda yer alacaksın?” diyen Erdoğan, IMF‘ye de “Türkiye’yi yönetecek birisi varsa o da benim; sen sadece paranı al” diye seslendi.

Bolu’da partisinin 6. olağan il kongresinde konuşan Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Suriye ve Irak sınırlarımız boyunca terör koridoru oluşturmak isteyenler yüzlerindeki maskeleri indirip niyetlerini ifşa ettiler. Kimsenin ummadığı operasyonları başlattık. Müttefikimiz dediğimiz güçlere bakışı sahadaki eylemlere göre yeniden belirledik. NATO’nun üyesiyiz. Yeri geldi Afganistan’da olduk Somali’de olduk şu anda Suriye’de bu olaylar yaşanırken, ey NATO sen ne zaman olacak da gelip bizim yanımızda yer alacaksın? 911 kilometre burada bizim sınırımız var, sürekli terör örgütleri bizi taciz ediyor, Suriye rejimi aynı şekilde bu yollara başvuruyor. Peki sen ne zaman ortaya çıkacaksın, devamlı ben bunları mı söyleyeceğim? Şu ana kadar hala olumlu bir ses söz yok.

“Biz iktidara geldiğimizde de attığımız her adımda bize olmaz dediler, yapamazsınız dediler, başaramazsınız dediler. Daha ileri gidip ‘haddinizi aşmayın ha’ dediler. IMF’nin bize dediği laf ‘olmaz’. Ne olmaz? Sen paranı alıyor musun, alıyorsun. Bizden sonra borç istedi. Arkadaşlar “Verelim mi?” dedi, “Verin” dedim. Bugün borç alan yarın emir alır.

(IMF’ye) Türkiye’yi yönetecek birisi varsa o da benim. Sen sadece paranı al.”

Continue Reading

Öne Çıkanlar

“Canan Karatay’ı görünce üzülüyorum, depresyonu turşuyla çözmek gibi önerileri tartışmak istemiyorum”

Published

on

By

2015’te Uluslararası Diyabet Federasyonu tarafından verilen diyabet alanında ‘Yılın Bilim Adamı’ ödülünü alan Yılmaz, “Şeker fabrikalarının özelleştirilmesine de pancar üretiminin sınırlandırılmasına da karşıyım. Üretim ağırlığının nişasta bazlı şekerlere kaydırılmasını doğru bulmuyorum” ifadesini kullandı.

Temel Yılmaz’ın Habertürk’ten Kübra Par’ın sorularına verdiği yanıtların ilgili bölümü şöyle:

– Canan Karatay, son günlerde depresyon ilaçlarıyla ilgili açıklamasıyla gündemde. İstanbul Tabip Odası’nın Karatay’a para cezası kesmesine ne diyorsunuz?

Canan Hoca’nın açıklamalarını artık biraz üzüntüyle izliyorum. Depresyonu sadece bağırsaklara ve faydalı-zararlı bakterilere bağlamak, sorunu turşu yiyerek çözmek gibi önerleri de tartışmak istemiyorum! Sorun bu tür talkshow türü yorumlardan çok daha ciddi. Sadece bizim toplum değil, dünyadaki tüm toplumların sorunu. Hekimler arasındaki bu tür tartışmaların yeri medya değil, olmamalı. Bir hipoteziniz varsa, bununla ilgili olarak bir araştırma yaparsınız. Oturup araştırmayı kaleme alırsınız, sonra bu çalışmayı hakemli dergilerden birisine gönderirsiniz. O arada da bir bilimsel kongrede sunmak istersiniz. Oradaki sunumda konunun uzmanları sizi dinler, onayladıkları noktalarda onaylar, akıllarına yatmayan noktalarda da sorularını sorar. Ondan sonra o düzeltmelerini yapar. Yayın, hakemli bir dergide çıkar. Bu artık uluslararası standartlarda yapılmış bir araştırmadır ve herkes bunu uygular.

– Karatay’a temel eleştiriniz, araştırma bulgularını önünüze koymadan konuşması mı?

Evet, somut kanıtlar olmadan konuşmamalı.

– Siz Karatay’ın şeker yükleme testine karşı çıkmasını da eleştiriyorsunuz değil mi?

“Şeker yükleme testini yaptıranların çocukları şeker hastası olur, kalbi delik olur” diyorsanız, bunu kanıtlamanız lazım. Tıpta gelişigüzel konuşma hakkınız yok. İnsan hayatıyla ilişkili olarak karar veren ve daha sonra hesap sorulmayan mesleklerden biri hâkimlik, diğeri de hekimlik. Bir hasta, gelip sizi bir otorite olarak aldığı zaman, ağzınızdan çıkacak her kelimeyi izler. Söylediğiniz bir kelimeye takılır, sabaha kadar uyumaz. Canan Hoca’nın, glikoz tolerans testi yapılmış annelerin çocuklarının verilen glikoza bağlı olarak diyabet olduğuna dair kendi klinik araştırmasını ya da literatüre ilişkin araştırmasını bekliyorum. Baktım ama bulamadım.

– Ama Karatay depresyon ilaçlarının aşırı yaygınlaşmasını eleştirmekte haklı değil mi?

Depresyon ilaç tüketiminin aşırı olduğuna katılıyorum. Bunun temel nedeni, gelişen teknolojinin insanlara getirdiği yeni hayat modeli. İnsanlar artık çok daha uzun saatler çalışıyor, daha uzun süre kapalı ortamlarda kalıyor, daha hareketsiz ve daha stresli. Mesaj-mail trafiği de düşük yoğunluklu stresi tüm güne yaydı. İnsanlar artık sürekli çalışan, sürekli izlenen ve sürekli uyarı ve emirlerle sürekli yönetilen modern köleler haline geldi ve tüm toplumlarda depresyon patladı. İlaç kullanımı da arttı. Ancak bu durum tek başına bu kadar aşırı ilaç kullanımını izah etmez. Sorunu psikoterapik rehabilitasyonlarla çözümlenebilecek birçok insan hemen ilaca yönlendiriliyor. Aşırı miktarda gereksiz, indikasyonsuz ilaç tüketimi var. Bu ilaçlar duyguları etkileyen ilaçlar, stres ve üzüntüleri azaltırken sevinç ve mutlulukları da buduyor. Çalışma koşullarının biraz daha düzeltilmesi, işyerlerinde çalışana psikolojik danışmanlık sağlanması gibi önlemler, sorunların çözümünde çok önemli rol oynayabilir.

Continue Reading

Çok Okunanlar