Ana sayfa Gündem Eski AYM Başkanı Haşim Kılıç: Adalet ve özgürlük yok

Eski AYM Başkanı Haşim Kılıç: Adalet ve özgürlük yok

Anayasa Mahkemesinin en zorlu dönemlerinde başkanvekilliği ve başkanlığını yapan Haşim Kılıç, Milli Gazete’ye Adli Yıl’ın açılış gününde yayınlanmak üzeri bir röportaj verdi.

PAYLAŞ

Görevde olduğu dönemdeki adli yıl açılış törenlerinde yaptığı konuşmalarla sürekli gündem olan Kılıç, bu kez Milli Gazete’den Hayrettin Dincelir’in sorularına verdiği cevaplarla gündemde.

“HARAM LOKMANIN GİRDİĞİ HER YER BOZULUR”

Kılıç geçtiğimiz aylarda Rekabet Derneğinin düzenlediği törende “Ne yazık ki ahlak ve maneviyat diye başlayan arkadaşlar şu an ne ahlak bıraktılar ne maneviyat’’ sözlerini röportajında daha da açtı:

“O gün Rekabet Derneğinin bir ödül töreniydi. Doğrusu orada geniş bir açıklama yapmış değilim, ödül verilirken yapmış olduğum kısa bir konuşmanın sonucudur bu. İhale kanununa bağlı olarak rekabetin nasıl gelişeceğine ilişkin bir arkadaşımızın yaptığı çalışma nedeniyle kendilerine ödülünü ben verdim. Yüzün üzerinde değişikliğe tabi tutulan bir ihale kanununun rekabeti sağlamasının mümkün olmayacağını bu kadar değiştirilmesinin bir tek sebebi olabileceğini, o da daha rahat hareket edebilmek, daha rahat birilerine öncelik vermek, birilerine ayrıcalık tanıma amacıyla bu değişikliklerin yapıldığını ifade ettim. Böylece insanları, toplumu, kurumları, denetlenecek ahlaki kuralların ve pozitif hukuk kuralların ortadan kaldırıldığı bir yerde kontrolü sağlayacak hiç bir şey olmadığından bahsettim. Ahlaki değerlerin bu dönemde erozyona uğraması, hemde insanların doğru, dürüst, kamu yararına uygun şekilde hareket etmesini sağlayacak pozitif kuralların ortadan kaldırılması, hepimizin kulağına gelen yolsuzluk olaylarının vahim boyutlara ulaşmasına neden olmuştur.”

Bu sözleriyle toplumdaki bozulmaya da dikkat çeken Kılıç; “Haram lokmanın girdiği her yer bozulur. İşin özeti bu.” dedi.

“KONTROL SİSTEMLERİ YOK EDİLDİ”

Parlamenter sistemin değiştirilerek Cumhurbaşkanlığı sisteminin getirilmesini de değerlendiren Kılıç şöyle konuştu:”

“Şüphesiz meclisin parlamenter sistemde sahip olduğu birtakım yetkileri ve kontrol sistemleri yok edildi. Meclisin, yürütme organını kontrol edecek, denetleyecek enstrümanları ortadan kalktı ve sıkıntılar da başladı. Eğer denge ve denetleme sistemi tam anlamıyla kurulmuş olsaydı bence sistemin isminin bir önemi yoktu. Parlamenter sistem de olabilir, başkanlık sistemi de olabilir. Şuan Türkiye’de getirilen sistem dünyada uygulaması olmayan bir sistem. Böyle bir şeyi ilk defa Türkiye’de yaşıyoruz. Dolayısıyla güçler ayrılığı dediğimiz denge ve denetleme sistemini öngörmeyen bir sistemle karşı karşıya kaldık. Böyle olunca da problemler çıkıyor ve nitekim yavaş yavaş sistemde arızalar baş göstermeye başladı. Bununla ilgili yeniden bir değişiklik ve sorunları çözmek üzere yeni projeler üretilmeye başladı. Hep beraber göreceğiz.”

“YAŞANAN ADALET VE ÖZGÜRLÜK KRİZİDİR”

Ekonomik krizle ilgili soruyu değerlendiren Kılıç’a göre bu sadece sonuç:

“Bence şu anda Türkiye’de yaşanan krizin adını doğru koymak gerekir. Yaşanan “adalet” ve “özgürlük” krizidir. Türkiye bir adalet ve özgürlük krizi yaşıyorsa bunun doğal sonucu ekonomik krizdir. Ekonomik kriz bunlardan bağımsız olarak ortaya çıkmış bir nitelik arz etmiyor. Belirttiğim krizlerin sonucunda ortaya çıkan bir ekonomik kriz var. Türkiye hem adalet yönünden yaşamış olduğumuz krizleri, hem de özellikle ifade özgürlüğü konusunda yaşadığımız krizleri aşabilirsek ekonominin düzelmemesi için bir sebep görmüyorum. Çünkü bunlar aşıldığı takdirde hukuk güvenliğinin olduğu ülkeyle karşı karşıya kalacaksınız. Hukuk güvenliğinin olduğu yere para da gelir yatırımda gelir. Dolayısıyla para güvensiz alana asla gitmez. Türkiye’nin yaşadığı durum bu. Dolayısıyla bu krizleri aşmadan döviz, faiz vs. para politikalarıyla krizleri çözmenin mümkün olmayacağını hep beraber göreceğiz.”

OLAĞANÜSTÜ HAL KHK’LERİN DENETLENMESİ… “DURUMUN GEREKLİ KILDIĞI ÖLÇÜ”YÜ KİM NASIL BELİRLİYOR?

Kılıç, KHK rejimine de tepki gösterdi ve denetimsiz ortamda her şeyin yapılabileceğini belirtti:

“Kanun Hükmünde Kararnameler, daha doğrusu ‘olağanüstü hal’ anayasal bir kurumdur. Dolayısıyla siyasi irade eğer olağanüstü bir halin gerekliliğine inanmış ve ilan etmiş ise yadırganacak çok fazla bir durum yok. Ancak buna yönelik eleştiriler yok mu var. Mesela, olağanüstü hal döneminde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin denetlenemiyor olması, bence en büyük sorun. Bunun denetime tabi tutulması lazım. Nitekim geçmişte Anayasa Mahkemesi verdiği bir kararda bunu denetleyebilir hale getirmişti. Ancak son olağanüstü halden sonra Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvurularda olağanüstü hal kararnamelerinin denetlenemeyeceği noktasında bir karar ortaya çıktı. Bu nedenle işlemler denetim dışı kaldı. Gerçi sonradan KHK bağlı işlemleri denetlenebilir hale getirmek için biliyorsunuz araştırma Komisyonu kuruldu. Komisyona başvurmak suretiyle o komisyondan alınan karara karşı yargı yoluna başvurma yolunu açtılar. Böyle bir çözüm getirdiler. Ancak şunu da ifade edeyim: olağanüstü hali düzenleyen anayasanın 15.maddesinde:’’durumun gerekli kıldığı ölçüde.’’ diye bir ifade var. Durumun gerekli kıldığı ölçü nedir, bunu kim tayin edecek, kim belirleyecek ve bunun yeterli ya da yetersiz olduğunu kim tespit edecek? Sorun burada. Anayasa Mahkemesi eğer bunu denetlemiş olsaydı olağanüstü halin gerekli kıldığı bir durum var mıdır yok mudur? Bunu denetleme imkânına sahip olacaktı. Örnek veriyorum; mesela olağanüstü dönemde gözaltı süreleri 30 gündü yani 30 gün gözaltında tutulabiliniyordu. Bunu 60 gün de yapabilirlerdi Hatta 6 ay da yapabilirlerdi bunu denetleyen bir kurum yok. Dolayısıyla burada bu tür aşırılıkları denetleyebilecek bir denetim sisteminin de olması lazım. Anayasa Mahkemesi bunu aşabilirdi ama aşamadı. Belki anayasal bir değişiklikle öyle bir yolun açılmış olması gelecekte yaşanacak sıkıntıların da önünü kapatmış olur. Sıkıntı bu konuda bir denetimin olmayışından kaynaklanıyor. Yoksa olağanüstü hal anayasal bir kurum yani hukuk dışı bir uygulama değil.”

KİM İKTİDARI ELE GEÇİRİRSE “BİZİM MAHALLENİN ÇOCUKLARI GELSİN” DİYOR

Türkiye’de temel sorunlardan birinin kimlik siyaseti olduğunu belirten Kılıç’a göre, bu durum liyakatle görevlendirmeyi ortadan kaldırıyor:

“Kim iktidarı ele geçirirse ‘bizim mahallenin çocukları’ gelsin diyor. Bizim mahallenin çocukları; yeterli ya da yetersiz veya liyakatli ya da liyakatsiz önemli değil. Yeter ki bizim mahallenin çocuğu olsun. Bu anlayış durumu maalesef bu hale getirdi. Oysa devlet yönetiminde iki unsur aranır; birisi liyakatli olmak diğeri de dürüst ve ahlaklı bir yapıya sahip olmaktır. Eğer bu ikisi varsa, hangi düşünceye, hangi inanca hangi mezhebe hangi ırka mensup olduğu hiç önemli olmaz, olmamalı. Söylediğiniz anlamda bu ayrışmanın temel sebeplerinden birisi devlete kamu görevlisi alınırken yapılan sözlü sınavlardır. Bu sözlü sınavlar bu ülkede kanayan bir yaradır. Bu mülakat sistemi söylediğimiz ‘bizim mahallenin çocukları olmalı.’ anlayışı için çok uygun bir alan. Dolayısıyla da sözlü sınav ve mülakatların kaldırılması lazım. Polisine, yargısına, askerine kim alınacaksa bunların iyi yapılmış bir yazılı sınavdan sonra alınması lazım. Staj döneminde belirli sürelerde zaten bunları yetiştireceksiniz. Yetişme aşamasında o insanların, hukuk dışı bir durumları ortaya çıkarsa bu evrede sorunu çözebilirsiniz. Ama İşin başında daha bizim mahallenin çocuklarını oraya sokma adına, oraya doldurma adına bu elemeyi yaptığınız zaman; liyakatli, gerçekten deneyimli, birikimli o kadar çok insan dışarıda kalıyor ki; bunu hiçbir vicdan kabul etmez etmemeli.”