Evde yalnızken niçin korkulur

Aralık 16, 2017, 10:01 pm
Bazen hayaletlerden hatta rüzgârın uğultusundan korkarız. Üstelik çoğu kez bunların var olmadığını veya ortada korkulacak bir neden bulunmadığını bildiğimiz halde. Peki, bu korkuların kaynağı ne?

Gece soğuk ve ıslak. Rüzgârın uğultusu tüm binayı sarmış ve yağmur olanca şiddetiyle pencereye vuruyor. Mumun titreyen alevi, odayı loş bir ışıkla dolduruyor. Televizyonda renkli ve hızlı görüntüler akıyor. Spiker sakin bir ses tonuyla haberleri okuyor. Gözünüz ekranda ve bir yandan da bir şeyler yudumluyorsunuz… Derken aniden ürperiyorsunuz ve telaş içinde kafanızı sağa sola çeviriyorsunuz. Çünkü göz ucuyla bir karartı fark ettiniz. Oysa evde sizden başka kimse yok!

Buna benzer bir durum hemen herkesin başına gelmiştir. Peki, ama bu neden oluyor? Gerçekten başka birileri mi var? Yoksa beynimiz bize kötü bir şaka mı yapıyor? Paranormal ya da doğaüstü mevhumları bilimsel olarak araştıran parapsikoloji, işte bu bilinmeyenlere psikolojik ve nörolojik açıdan yanıtlar bulmaya çalışıyor.

Paranormal araştırmalar

Adli tıp psikolojisi ve araştırmacı psikoloji alanında uzman olan İngiltere’deki Buckinghamshire New University Psikoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Dr. Ciaran O’Keeffe, parapsikologların üç ana alanda çalışmalar yaptığını belirtiyor: “Birinci alana ‘duyular dışı algılama’ deniyor. Bu, telepati, prekognisyon ve kehanet gibi özellikleri kapsıyor. İkinci alan psikokinezi. Burada insanın düşünce gücünün bir obje üzerinde etkili olup olamayacağı araştırılıyor. Örneğin hiçbir fiili dokunuş olmadan bir kaşık bükülebiliyor. Üçüncü alan ise ölü, ruh ve hayaletlerle iletişimi kapsıyor.”

İşte parapsikoloji sayesinde, bazen göz ucuyla gördüğümüz esrarengiz hareketleri açıklamak mümkün oluyor. Bunun farklı nedenleri olmakla birlikte, gizem ve ürperti derecesi en düşük olan yaklaşım nörolojik olanı: Çevresel görüş alanımızı “çomak hücreleri” sayesinde algılıyoruz. Bunların çözünürlüğü, merkezî görüş alanımızı oluşturan “koni hücrelerine” nazaran çok daha düşük.

Ani bir hareket

Devamını Dr. Ciaran O’Keeffe’den dinleyelim: “Biz çevresel görüş alanımızda bir hareket gördüğümüzü sandığımızda, bu aslında tanımlanamayan siyah ve beyaz şekillerden oluşur. Zira çomak hücrelerimiz renkleri algılayamaz. Bu gördüğümüzü anlamlandırmaya çalıştığımızda ise beynimiz, boşlukları doldurmaya çalışıyor. Buna ‘duyusal ikame’ adı veriliyor. Yani beyin, gördüğümüz ya da görmediğimiz şeylere gerçekçi bir açıklama getirmeye çalışıyor. Bu ‘gerçekçi’ açıklama bazen bir hayalet de olabiliyor.”

Nedeni ne olursa olsun, odada başka bir varlık gördüğünüzü sandığınız kısa an, vücudunuzu alarm konumuna getirebiliyor. Nefes almakta zorlanıyorsunuz, kalbiniz daha hızlı çarpıyor ve eliniz-ayağınız titremeye başlıyor.

Bazıları korkunç sever!

Bazı insanlar böyle bir deneyim yaşamaktan nefret ederken, bazıları bu korku duygusundan oldukça hoşlanıyor. Bunun nedeni, beynimizdeki nöronlar arasında veya nöronlarla başka tür hücreler arasında iletişim sağlan “Nörotransmitter” adlı kimyasallar. Bu kimyasallardan biri de dopamin. Heyecan ya da sevinç gibi farklı duygu durumlarında büyük etkisi olan dopamin, aynı zamanda beynimizdeki ödüllendirme sistemini de kontrol ediyor.

Yine Dr. O’Keeffe’ye kulak veriyoruz: “Beyindeki dopamin salınımı, aynı zamanda bizim kaçma ya da mücadele etme tepikisi vermemizden de sorumlu. Kimilerininin korku dolu maceraları sevmesin, kimilerinin ise kendilerini adeta terörize edilmiş gibi hissetmesinin nedeni bu.”

Metruk yapılar korkuyu tetikliyor

Karanlık ve terkedilmiş yapılar, korku filmi ve polisiyelerde on yıllardır korku atmosferi oluşturmak için kullanılıyor. Böyle yerler bize hem gizemli geliyor ve merakımızı uyandırıyor, hem de tüylerimizi diken diken ediyor.

Psikologlara göre, bu tür tepkiler vermemizin nedenleri evrimsel. Zira bizi tehlikeye sokacak veya güçsüz hissettirecek mekan ve durumlardan kaçınmak oldukça mantıklı. Metruk bir binada çeşitli tehlikelerin kol gezmesi daha güçlü bir olasılık. Karanlık bir koridorda karşımıza aniden bir şey çıkma ihtimali bizi ürkütüyor. Eskimiş tahta döşemeler çatırdadığında ya da tozlanmış perdeler hareket ettiğinde, orada başka bir canlının bulunduğunu düşünüyoruz. Vücudumuz geriliyor ve teyakkuz durumuna geçiyor. Böylece kaçmaya ya da mücadele etmeye karar verebiliyoruz.

İnsanoğlunun son derece geniş bir hayal gücünün olduğuna dikkat çeken Dr. Ciaran O’Keeffe, “Nasıl davranacağımızın, fantezilerimizle de doğrudan ilintili olduğuna inanıyorum. ‘Karanlık ve terkedilmiş yerlerde bize saldırmak için bekleyen korkunç varlıklar olabilir.’ Hayal gücümüz bizi böyle bir düşünceye inandırabiliyor. Fanteziler ile hayaletlerin varlığına olan inancın kombinasyonu, aslında olmayan bir varlığın mevcudiyetini hissetmemize neden olabiliyor.”
DW