Ana sayfa Editörden Karaman’a göre devletin gözaltı taktiği: “Suçsuz olduğu anlaşılınca serbest bırakma”

Karaman’a göre devletin gözaltı taktiği: “Suçsuz olduğu anlaşılınca serbest bırakma”

PAYLAŞ

Yeni Şafak Gazetesi Yazarı Hayrettin Karaman, hizmet amacıyla ortaya çıkan Gülen Cemaati’nin gerçek yüzünün ortaya çıkmasıyla halkın ikiye ayrıldığını iddia etti. Karaman’a göre, bir kesim rüşvet, yolsuzluk bahanelerine aldanıp iktidara cephe aldı, diğer bir kesim ise bunun Gezi’deki gibi bir aldatmaca olduğunu görüp iktidarın yanında yer aldı. 15 Temmuz’dan sonra ise Gülen Cemaati mensuplarına yönelik balayan gözaltı ve tutuklamalara da değinen Karaman, suçsuz olanlara yönelik yapılan gözaltı kararlarıyla ilgili şu ifadeleri kullandı: Kamuya karşı suç işlemiş insanları elden kaçırmamak ve kötülüklerine fırsat vermemek için “suç sabit olduktan sonra yakalama” yerine “suçsuz olduğu anlaşılınca serbest bırakma ve haklarını iade etme” yolunu (bu manada ihtiyat ve tedbiri) tercih etti.”

Karaman’ın yazısının ilgili kısmı şöyle:

İşerinin İslam hizmeti ve iyi bir nesil yetiştirmek olduğunu söyleyen, böyle reklam ve propaganda yapan, bu yüzden kendilerine mensup olmayan birçok Müslümanın bir şekilde yardım ve desteğini alan bir grubun gerçek mahiyeti ortaya çıkmaya başlayınca insanımız ikiye ayrıldı. Bir kısmı onların “yolsuzluk, rüşvet vb.” bahanelerine aldanarak iktidara cephe aldılar ve onları desteklemeye devam ettiler. Bir kısmı ise bunun, Gezi olaylarındaki ağaç gibi bir bahane, bir aldatmaca olduğunu görerek desteklerini çektiler ve iktidarın yanında yer aldılar. Anlaşıldı ki, bu grup (daha sonraki adlarıyla söylersek fetöcü darbeci terör örgütü) kendi İslam anlayışını tek doğru anlayış, kendi hocalarını doğrunun tek temsilcisi, yol ve yöntemlerini de tek doğru yol ve yöntem olarak görüyor, bunu ülkede ve dünyada yaymayı hedef ediniyor, önüne engel çıkmasın diye gerektiğinde ülke düşmanlarıyla işbirliği yapabiliyor, önüne çıkan engel kim olursa olsun onu ezip geçmek için her hareketi meşru görüyormuş.

Bu grubun hem kendileri için intihar demek olan, hem de ülkeye ve millete büyük zarar veren son hamleleri darbe teşebbüsü oldu. Bu olaydan en az iki yıl önce gerçek yüzlerini daha açık olarak göstermeye başlayınca aklı ve kalbi selim olanlar onlarla ilgilerini ve onlara desteklerini kestiler. Ama ölümüne bağlılık ve desteklerini devam ettiren mensupları, bağlıları, şakirtleri ile bunlardan olmayan bazı kimseler de çeşitli sebepler ve saiklerle destek vermeye veya destek sayılacak davranışlara devam ettiler.

Bağımsızlık ve bütünlüğümüzü, can ve mal emniyetini, hak ve hürriyetleri tehlikeye sokan büyük bir badire Allah’ın yardımı, milletin ve iktidarın sağlam duruşu sayesinde atlatılınca devlet, bir daha böyle bir belâ başımıza gelmesin diye “ihtiyat ve tedbir” cümlesinden bir kısım tasarruflarda bulundular. İlgi ve iltisak şüphesi veya tespiti bulunduğunda ilgilileri açığa aldılar, tutukladılar, ihraç ettiler ve mahkemeye verdiler.

Bu ihtiyat ve tedbir tasarrufunda “kamuyu zarardan ve tehlikeden koruma amacını, bireye ait menfaatin, hak ve hürriyetin önüne geçirdiler. Bu arada “suçlu” olmayan birçok kimse de bazı haklarından ve hürriyetinden mahrum oldular. İşte bu yüzden her gün içleri acıtacak mağduriyet hikayeleri dinliyoruz.

Bu hikayelerin gerçek olanları vardır; ama devlet kamuya karşı suç işlemiş insanları elden kaçırmamak ve kötülüklerine fırsat vermemek için “suç sabit olduktan sonra yakalama” yerine “suçsuz olduğu anlaşılınca serbest bırakma ve haklarını iade etme” yolunu (bu manada ihtiyat ve tedbiri) tercih etti.