Ana sayfa Gündem Kılıçdaroğlu: Erdoğan 21’inci yüzyılın Firavunudur

Kılıçdaroğlu: Erdoğan 21’inci yüzyılın Firavunudur

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, KRT TV’de Özlem Akarsu Çelik ile Politika Özel programının konuğu oldu.

PAYLAŞ

Kılıçdaroğlu, Urla Belediye Başkanı’nın “FETÖ üyeliği” iddiasıyla tutuklanmasına dair, şu ifadeleri kullandı:

“Önümüzdeki süreç içerisinde göreceğiz nasıl bir tablo oluyor. Biz de bekliyoruz. Milletvekili arkadaşlarımız ilgileniyorlar. Olayla ilgili hukukçu arkadaşlardan oluşan bir heyet oluşturduk bekliyoruz.

“Ülkede demokrasi yok ki zaten. Bunlar böyle belediye başkanımız gözaltına alındı, tutuklandı, yok. Gerçek anlamda demokrasi gelinceye kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Milletvekilimiz hapse atılabilir, bunları biz görüyoruz zaten.

“FETÖ’nün AKP ile iktidar olduğu dönemde de belediye başkanlarımız tutuklandı, görevden alındı. Ne oldu hepsi çıktı.

“Benzer şeyler bugün de yaşanıyor. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra FETÖ’nün bittiği söyleniyor ama aynı tutuklamalar, aynı gözdağları devam ediyor. Bunlar bizi yıldırmaz, yıldıramaz.

“Biz diğer partilere benzemiyoruz. Tarihimiz, köklerimiz, hayatın her alanında demokrasiyi savunuyoruz. Bu ülkenin huzuru için.

“Bizim bir sorumluluğumuz var. Demokrasiyi savunan diğer siyasal partilerin de sorumluluğu var. Millet ittifakını bu gerekçeyle oluşturduk. Beraber olacağız, demokrasiyi geliştireceğiz, darbe hukukundan anayasaları arındıracağız. Demokrasisi gelişmiş ülkelerde hangi kurallar varsa aynı kuralların bizim ülkemizde de olmasını istiyorum.

“Kişileri alıyorlar, aylarca yıllarca gözaltında tutuyorlar, tutukluyorlar. Sonra beraat ediyor. Hangi gerekçeyle attınız?”

“Ethem Sancak hafızamda iz bırakan biri değil”

İş insanı Ethem Sancak’ın “Ben Kılıçdaroğlu’nun siyasete girmesine vesile olanlardan birisiyim, konuşturmayın beni” sözlerine ilişkin Kılıçdaroğlu:

“Ethem Sancak 15 Temmuz darbe girişiminden sonra ‘benim gazetelerim emrinizdedir’ dedi. Ben de ‘estağfurullah gazeteler medya özgürdür’ dedim.

“Hafızamda, ezberimde iz bırakan birisi değil. İz bırakması, onun kulvar değiştirip, medya patronluğu yapması, ona böyle imkanların sağlanması, Erdoğan’ı ailesinden çok daha fazla sevmesi, bende büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Bir insan başka bir insana saygı duyabilir ama hiç kimse kendi ailesini feda ederek saygı duymaz o farklı bir şeydir. Çok şükür öyle bir anlayışım yok. Benim ailem ayrı bir yerdedir. Bizde böyle bir kültür, böyle bir gelenek yok. Parayı hayatının en önemli unsuru görenler de böyle şeyler olabiliyor” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından satır başları şu şekilde:

Tank Palet fabrikası

“Benim eleştirim şu. Tank Palet fabrikası sıradan bir fabrika değil, Avrupa’nın en büyük tank palet fabrikası. Değerinin 20 milyar dolar olduğu söyleniyor. Büyük bir fabrika ve entegre tesis.

“Ordunun elinde, ordunun fabrikası ordunun namusudur. Ordu oranın gelişmesi için elinden ne geliyorsa yapmaya çalışır. Bu fabrika 3 kez verimlilik ödülü alıyor. Bu kadar başarılı bir fabrika.

“Bu firmanın BMC firmasına nasıl verildiğini sordum. ‘Özelleştirildi’ dedim. ‘Ey Kılıçdaroğlu özelleştirilmedi’ dedi. Sonra Resmi Gazete’deki yazıyı gösterdim ‘özelleştirildi’ diye. Sesini kesti. ‘Biz bunu devrettik’ dedi, ‘kiraladık’ dedi. O kadar garip şeyler var ki. Mümkün olsa ‘bu fabrika, fabrika değildi’ diyecek.

“Bir insana yalan söylemek yakışır mı? Ben mi yalan söylüyorum, sen mi yalan söylüyorsun. Ben mi doğruyu söylüyorum, sen mi söylüyorsun? Söylediğim her cümle doğrudur. Onun söylediklerinin tamamı yalandır.

“Tank Palet fabrikası birilerine peşkeş çekilecek de benim susmamı mı bekliyor. Bu vatana ihanettir, nokta. Bunu her yerde söylüyorum. Başka bir ülkenin askeri fabrikası başka bir orduya, ister bedava verin ister kiralayın nasıl yaparsanız yapın, yaparsanız kendi ülkenize ve ordunuza ihanet etmiş olursunuz. Bu fabrikanın bedava Katar ordusuna peşkeş çekilmesine izin veren herkes sorumludur. Onların hiçbirisine ben vatansever demem.

“Kendi fabrikasını peşkeş çekilecek beyefendilerin gıkı bile çıkmayacak. Nasıl bir ordudur bu? Bedava veriyorsunuz. ‘Kiraladık’ diyor, Ethem Sancak da ‘hayır biz kira ödemedik’, diyor.

“Habertürk yayınında şunu söylüyor Ethem Sancak, ‘Devlet bana ‘ben burayı sana bırakıyorum, ben çekip gidiyorum bana kira ver’ demiyor’. Dese, kira koyacak.

“Ben bunun içindeyim, orduyla beraber yapacaksın, diyor. Beraber yapacağım şeye niye kira vereyim. Benim taahhüdüm şu” diyor. Katar ordusuyla birlikte taahhüdü şu, “Ben senin işçilerinin parasını vereceğim, milli motoru burada yapacağım, ben gittiğimde motor senin olacak”

“Çok yoksul olduğu için Erdoğan ondan kira talebinde bulunmamış”

“Çok yoksul olduğu için Erdoğan ondan kira talebinde bulunmamış. Bu fabrikayı bedava veriyorlar. Kira almadan 25 yıllığına veriyorlar. Alım garantisi veriyorlar. Ne getirirse üzerine 12,5 kâr koyacaklar. Buradaki bütün sırları obüsün yapılmasıyla ilgili Katar’a teslimi de yapılan protokolde söz konusu.

“Özelleştirme kanunu diyor ki, askeri fabrikalar özelleştirilemez. Ama siz veriyorsunuz. Kanuna aykırı. Kararnameyi gizli çıkarıyor Kılıçdaroğlu görmesin diye, ama ben gördüm. Israr ettim beni mahkemeye verdi. Protokolleri de isteyeceğim onlar da gizli ama mahkemede isteyeceğim.

“Kim vatanseverdir, kim gayri-millidir onu da göreceğiz. Kim bu ülkenin en büyük tank palet fabrikasını peşkeş çekiyor bunun bütün ayrıntılarını göreceğiz. Ben bunun arkasını bırakmayacağım.

“Kendi toprağına galoş çizmeyle basar mı?”

“Bir insan kibri kendi ana öznesi olarak kabul ederse, her şeyi küçümserse ve o küçümsemenin boyutu Türkiye Cumhuriyeti’ni küçümseyecek noktaya çıkarsa… Kibrin geldiği nokta bu. Bir ülkenin en yetkili makamında oturan kişi, kendi toprağına galoş çizmeyle basar mı? Vallahi pes.

“Ben İngiltere, Almanya, Fransa ve şahsım, diyor. Bu toprakların erdeminde irfanında alçakgönüllü olmak vardır.”

“Bilmiyorum tabii kirli siyasetçi var mı, var tabii. Etik değerlere inanmayan var mı, var. Ayakkabı kutusunda rüşvet alan kişiyi büyükelçi olarak tayin eden gönderen kişiyi kirli siyasetçi olarak görürüm. Türkiye Cumhuriyeti böyle bir şeyi asla kabul edemez.

“Ben eğer bunu kastediyorsa Sayın Bahçeli eyvallah, doğru söylüyor. Bunu değil de yeni kurulacak partileri kastediyorsa doğru değil. Yeni partiler kurulabilir. Demokrasiye inanıyorsanız, sizin gibi düşünmeyen insanlar da siyaset alanına çıkabilirler başarılı olurlar, olmazlar.

“Biz siyasetçiler yeni kurulacak olan siyasal partilere, etik değerlere izin verdikleri sürece, bunları Türkiye açısından bir kazanım olarak görürüz.

“Ayrıca her şeyde dış güçler böyle her şeyde… Her şeyi dış güçlere bağlıyorsanız siz zayıf karakterinizi, tavrınızı ortaya koyuyorsunuz demektir. Türkiye Cumhuriyeti’ni dış güçler mi yönetiyor? Ne demek yani. Her şeye rağmen Türkiye, bölgesinin en güçlü devletidir. Biz bu gücün korunması için elimizden geleni yapıyoruz.

İncirlik ve Kürecik tartışması: Ne Bağırıyorsun; Tak diye kapatırsın

“Dış politika ciddi bir iştir. Dış politikada iç politikada olduğu gibi ağzınıza gelen her şeyi söyleyemezsiniz. İktidarıyla muhalefetiyle ortak hedef vardır, Türkiye’nin çıkarına göre ifade edilir. Türkiye Cumhuriyeti’ni aşağılayan bir mektubu aldıkları zaman ses çıkardılar mı, hayır. Amerikalılar yayınlamasaydı bizim o mektuptan haberimiz bile olmayacaktı. Niçin bir şey söylemediler?

“Götüreceksin bu mektubu, Türkiye Cumhuriyeti bu tür hakaretleri asla kabul etmez diye iade edeceklerdi. İade edildi mi, edilmedi mi onu bilmiyoruz. Herhangi bir şey söylenmedi bu konuda.

“Dolayısıyla İncirlik’i, Kürecik’i kapatırız… Ne bağırıp çağırıyorsun. Tak diye kapatırsın, bitti. Söylersin kapattım dersin. Amerika için dünyanın lafını ediyorlardı, Trump’la fotoğraf çektirmek için yapmadıkları kalmadı.

Şehir Üniversitesi tartışması: Öç almak için

“Şehir Üniversitesi Simit Sarayı kursaydı kurtarılırdı. Şehir Üniversitesi yeni kurulan bir üniversite. İyi bir eğitim kadrosu da var. Orada tarihi eserlerin olduğu bir bölüm vardı. Ben, üniversiteler üzerinden bir siyasal hesaplaşmayı asla doğru bulmadım.

“Siyasi rakibinden öç almak gibi bir davranış insanı küçülten bir davranıştır. Danıştay’ın verdiği mülkiyetin devri mümkün değildir diyor, doğrudur. O zaman tahsisi tekrar yaparsınız. 18 bin öğrencinin okuduğu söyleniyor. Her yıl ödediği paralar var. Onlar Halk Bank’a verilse sorun çözülmüş olur.

“Siz siyasi rakibinizden öç almak için bunu yapıyorsunuz ama öbür taraftan Ziraat Bankası’na dünya borcu olan Ziraat Bankası’nı dolandıran bir adamın da kurtarılması için Ziraat Bankası’nı devreye koyuyorsunuz.

“Vicdanı olan herkese sesleniyorum. Ahlakı olan, inancı, kimliği olan herkese sesleniyorum. Bunların yaptığı adalet mi? Üniversiteyi kurtarmıyorsun tasfiye ediyorsun. Simitçi senin yandaşın diye onu kurtarıyorsun. Tank palet fabrikasını 50 milyon dolar para bulamadım diyorsun, kalkıyorsun simitçiye 750 milyon avroluk kıyak geçiyorsun. Ben buna isyan etmeyeyim de kim edecek? Kalkıyorsun Davutoğlu’ndan, Ömer Dinçer’den intikam alacağım diye bunu yapıyorsun. ‘Dolandırdılar’, diyorsun. Dava aç o zaman.

Şehir Üniversiteleri olayı gündeme geldiğinde, arkadaşlarımı gönderdim. Gittiler üniversite yönetimiyle görüştüler. Olay Erdoğan tarafından gündeme getirilip dolandırma gündeme getirilince doğal olarak biz de milletvekili arkadaşlarımızı gönderdik ve şunu söyledik, üniversite bir hesaplaşma aracı olmamalıdır. Eğridir doğrudur, insanlar oturacak orada bilim üretecekler.

Erdoğan’ı tanıyan herkes sonucun buraya geleceğini iyi biliyordu. Vefa dediğimiz şey Erdoğan’da asla yoktur. Erdoğan için tek bir şey vardır, koltuğumu nasıl korurum ve nasıl kendimi güçlü kılarım buradan.

Onun için arkadaşlık, geçmişte beraber oturduk sohbet ettik vs. Burada bir üniversite var, açılışına gidiyorsunuz. Davutoğlu ayrılmaya kalkınca vay sen misin ayrılan.

“AKP’de düzgün insanlar var”

“Demokrasiyi savunmak, her siyasinin ortak hedefi olmak zorundadır. 21. yüzyılda insanlar düşüncesini özgürce ifade edemiyorsa, insanlar hapislere atılıyorsa, sabahın köründe evi basılıyorsa bunlar doğru değildir. Elbette bir cumhuriyetimiz var, bunu demokrasiyle taçlandırmak her siyasi partinin ortak paydası olmak zorundadır.

“AKP’de de çok düzgün insanlar var. Onlar da kendi iç dünyalarında bir vicdan muhasebesi yapıyorlar. Haksızlıkları görmüyorlar mı, elbette görüyorlar. Şehidin parasına göz diken bir siyasal iktidar görmüyorlar mı, elbette görüyorlar.

“Kibir bir insanın ruhuna işlemişse başka insanları görmez, onları yok sayar. Onları ezilecek kişi olarak görür.

“Ben AK Parti grubuna hitap ettim sadece bütçe konuşmasında. Ana sorumlu ülkeyi yöneten ve Saray’dır. Saray’ın bir numaralı sorumlusu da kibir abidesi Erdoğan’dır. Ben ona zaman zaman Firavun da diyorum. Doğrudur, 21. yüzyılın Türkiye’deki firavunudur. Her şeyi ben bilirim, ben yaparım, istediğimi yaparım, diyor.

“Ben sana hesap soracağım, sen yanlış yapıyorsun. Ben dile getirmek zorundayım.

“Bana inanmıyorsan çağır avukatlarına sor”

”O da doğru değil. Bana inanmıyorsan çağır avukatlarını sor bakalım. Alt mahkemelerde benim davamın düştüğü yerler var. Tesadüfen başka bir mahkemeye düşüyorsa o mahkemenin hemen hakimini değiştiriyorlar. Cumhuriyet tarihinde görülmemiş tazminat davaları çıkıyor ama ben onları sonra kazanıyorum.

“Yapılması gereken, 12 Eylül darbe hukukunun getirdiği bir siyasi partiler yasası var bu yasanın değişmesi lazım. Biz buna hazırız getirsinler değiştirelim. Delege sisteminin değişmesi lazım. AKP’li vekiller neden el kaldırıp indiriyorlar. Aksine bir şey söyledikleri zaman bir dahaki sefere asla milletvekili olamayacaklar. Ama ön seçim getirirseniz ve zorunlu kılarsanız o zaman liderin değil vatandaşın sesini dinlerler.

“Mevcut yapı içinde liderin iradesi vardır, milletvekillerinin iradesi yoktur. Biz buna hazırız. Getirsinler hemen değiştirelim.”