Connect with us

Kitap

Kurbağalara da e-postaya da inanıyorum

Published

on

Devir değişti tabi, mektup çoktan geride kaldı. Kâğıdın verdiği samimiyetin yerini, kuru kuru elektronik postalar, telefon mesajları, sosyal medya mesajları, WhatsApp mesajları aldı. Bu kötümser bir tablo. Ancak elektronik postaların da edebi değerinin olabileceği, tıpkı kişisel mektuplar gibi samimi olabileceği de artık anlaşılmış oluyor. Kurbağalara İnanıyorum kitabı üç yazar arasındaki yazışmalardan oluşuyor ve bu kitap, e-postaların edebi bir lezzet sunarak mektuba yakın yeni bir türe yaklaştığını müjdeliyor.

Kurbağalara İnanıyorum, öykü ve romanlarıyla tanıdığımız üç yazarın elektronik posta aracılığıyla edebiyat üzerine yazışmalarından oluşuyor. Barış Bıçakçı, Behçet Çelik ve Ayhan Geçgin’in kendi yazarlıkları, kitapları, edebiyat kamusu, çeşitli yazarlar, metinler ya da konular üzerine konuşmaları içeriyor. Kitabın alt başlığı “Edebiyat Üzerine Yazışmalar” olsa da, bu yazışmalar mektup samimiyeti veriyor. Yazarların kendi aralarındaki yazışmalar olduğu için dili oldukça samimi Kurbağalara İnanıyorum’un. Bu yanıyla günlüğe benziyor. Kitabın tanıtım metninde, “Çok sevilen bir yazar üzerine, akla takılan bir roman üzerine,” deniyor, “edebiyat üzerine, yazmak üzerine mektuplar. Kimisi gün ağarırken, kimisi şehir karanlığa gömülürken yazılmış, e-postanın da “bir edebiyat türü olarak mektup” sınıfına girebileceğini bize gösteren metinler… Edebiyatın hazzını ve anlamını çoğaltmak üzere… Anlamak, bilmek, keşfetmek zevkiyle yazılmış metinler…”

YAZINSAL BİR TÜR OLARAK E-POSTA

Üç yazar sevdikleri kitapları, yazmayı düşündükleri şeylerden konuşurken çıkıyor kitap fikri. Barış Bıçakçı, önsözde kitap fikrinin nasıl ortaya çıktığını şu sözlerle belirtiyor: “Fikir Behçet’indi. Onun bir iş için Ankara’ya geldiği günlerden birinde, hep oturduğumuz pastane pek çok benzeri gibi içinde yiyecek içecek her şeyin olduğu ama bir tek pastane hüznünün olmadığı bir yere dönüştüğünden, başka bir mekânda eğreti oturuyorduk. Tabii edebiyattan konuşuyorduk; okuduğumuz kitaplardan, yazmayı düşündüğümüz şeylerden, sınırlarımızdan ve o sınırları aşmamızı sağlayacak imkânlardan. Bir ara Behçet, çok güzel konuştuğumuzu, ama sonra benzeri konuşmalar gibi bu konuşmayı da unutacağımızı söyledi. Ayhan’ı da bu sohbete katıp edebiyat üzerine yazışmayı önerdi.”

Üç yazar, Türkçe edebiyatta ilk kez yazınsal bir tür olarak “e-posta”yı tartışmaya açıyorlar. E-posta bir mektup türü, hatta kurgusal bir doğrultuda ilerlenirse roman bile olabilecek bir nitelik kazanıyor. Edebiyatı, kitapları, edebiyat üzerine konuşmayı seven okurun seveceği türden bir kitap.

Kurbağalara İnanıyorum, İletişim Yayınları, 20,50 TL

Ali Kerem Tekin

Dünya

Nobel sahibi 41 yazar ve bilim insanından Erdoğan’a açık mektup

Published

on

By

Dünyanın önde gelen yazar, akademisyen ve bilim insanları Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak’a destek veren bir mektup yazdılar. Nobel Ödülü sahibi 41 kişi, ortak mektuplarında Erdoğan’a şöyle seslendi:

“OHAL uygulamasının ivedilikle kaldırılması, hukuk devletine hızlı bir şekilde geri dönülmesi ve ifade özgürlüğünün yeniden tam ve eksiksiz olarak tesis edilmesi için çağrıda bulunuyoruz. Böyle bir adım Altan kardeşler ile Nazlı Ilıcak hakkında verilen kararların bozulmasına ve hızlı bir şekilde beraat etmelerine yol açacağı gibi, haksız yere tutuklu olanların da derhal tahliyesi ile sonuçlanacaktır. Ama bunlardan daha önemlisi, böyle bir adım Türkiye’yi tekrar özgür dünyanın onurlu bir üyesi hâline getirecektir.”

Romancı ve gazeteci Ahmet Altan, kardeşi iktisat profesörü ve gazeteci Mehmet Altan ve gazeteci Nazlı Ilıcak, yazıları ve konuşmaları nedeniyle “cebir ve şiddet kullanarak anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan 16 Şubat’ta ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırılmışlardı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hitaben yazılan ve K24 ile aynı anda Guardian gazetesinde de yayınlanan mektupta, Altan kardeşler ve Ilıcak aleyhine açılan dava, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri ile Birleşmiş Milletler İfade Özgürlüğü Özel Raportörü’nün görüşlerine atıf yapılarak eleştirildi.

Mektubu imzalayanlar arasında başta 2017 Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi Kazuo Ishiguro olmak üzere sekiz Nobel Edebiyat Ödülü sahibi, yedi Nobel Fizik Ödülü sahibi, 10 Nobel Kimya Ödülü sahibi, 12 Nobel Tıp Ödülü sahibi ve dört Nobel Ekonomi Ödülü sahibi bulunuyor. Ishiguro’nun yanı sıra, Tek Bacaklı Yolcu ve Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım gibi romanlarıyla tanınan Romanya doğumlu Alman yazar Herta Müller, Michael Haneke tarafından beyazperdeye aktarılarak Cannes’da Jüri Büyük Ödülü’nü alan Piyanist romanının yazarı Avusturyalı Elfriede Jelinek, İkinci El Zaman, Kadın Yok Savaşın Yüzünde ve Çinko Çocuklar kitaplarıyla Türkçede okurla buluşan Belaruslu gazeteci yazar Svetlana Aleksiyeviç, Latin Amerika’nın yetiştirdiği en büyük romancı ve denemeciler arasında gösterilen Perulu Mario Vargas Llosa ve iki kere Man Booker Ödülü’ne de değer görülen Güney Afrikalı yazar J. M. Coetzee de mektuba imza attı. Ayrıca, Amerikalı saygın ekonomist Joseph Stiglitz, dünyanın yaşayan en önemli kimyagerlerinden biri olarak görülen Elias J. Corey, fotosentezle ilgili önemli keşiflerde bulunan kimyager Robert Huber ve Harmurt Michel, genetik alanında çığır açıcı çalışmalara imza atan biyolog Andrew Fire ve bilinen en ince, hafif ve sağlam malzeme olan grafenin mucidi fizikçi Andre Geim de mektubun imzacılarından.

Anayasa Mahkemesi’nin Mehmet Altan ve Şahin Alpay hakkındaki kararının uygulanmamasını “anayasaya aykırı” olarak niteleyen imzacılar, mektupta Erdoğan’ın da geçmişte bizzat ifade özgürlüğünü kullandığı için hapis cezasına çarptırıldığını hatırlatarak, “Bu, haksız, gayrimeşru ve zalim bir karardı. O zaman sizi savunan çok sayıda insan hakları örgütü, aynı ihlallerin bugün de işleniyor olmasını son derece sarsıcı bulmaktadır” ifadelerini kullandı.

Mektupta ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 2009’da Çetin Altan’a Kültür ve Sanat Büyük Ödülü verilmesi onuruna düzenlenen törendeki “Türkiye büyük yazarlarını hapislerde süründüren o eski Türkiye değildir” sözleri hatırlatılarak şöyle dendi: “O gün sizi alkışlayan izleyiciler arasında Çetin Altan’ın iki oğlu da vardı: Ahmet ve Mehmet. Dokuz sene sonra, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldılar; bu sizce de amansız bir çelişki değil midir?”

Altanlar ve Ilıcak davasında çıkan ağırlaştırılmış müebbet kararına dünyanın önde gelen basın ve ifade özgürlüğü kuruluşlarından son derece sert eleştiriler gelmiş, kararın gözden geçirilmesi için Türkiye’ye çağrıda bulunulmuştu.

Ahmet Altan, bugünkü New York Times’da “Portrait of a Turkish Novelist as Prisoner” başlığıyla yayınlanan “Kendi kaderini yazan romancı” adlı denemesinde, hakkında “ağırlaştırılmış müebbet” kararı verilmesi üzerine, “Hayatım romanımı taklit ediyor. Kendi geleceğimi, gördüğümün kendi geleceğim olduğunu bilmeden lanetli bir kâhin gibi yıllarca önce görmüşüm” yazmıştı. (K24)

Nobel Ödülü sahibi 41 kişinin ortak mektubunun tam metnini sunuyoruz:

Ekselansları Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Açık Mektup

Sayın Cumhurbaşkanı,

İfade özgürlüğü alanında dünyanın önde gelen otoritelerine göre, ülkenizde, yazarlar ve düşünürler sadece evrensel bir hak olan ifade özgürlüğü hakkını kullandıkları için, haksız bir şekilde tutuklanıyor ve mahkûm ediliyorlar. Bu durumun Türkiye Cumhuriyeti’nin itibarına ve vatandaşlarının onur ve refahına verdiği zarara dikkatinizi çekmek isteriz.

Dönemin Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Nils Muižnieks tarafından kaleme alınan Türkiye’de İfade Özgürlüğü Memorandumu (2017) şu konuda uyarıda bulunmuştu:

“Yargı kurumunun, gazeteciler, milletvekilleri, akademisyenler ve sıradan vatandaşların da dâhil olduğu toplumun geniş bir kesimine yönelik gitgide artan tacizleri ve hükümetin çoğulculuğu yok eden ve otosansürü çoğaltan eylemleri sebebiyle, Türkiye’deki demokratik tartışma zemini endişe verici bir biçimde daralmıştır. Her ne kadar bu kötüye gidiş, oldukça zor bir bağlamın sonucu olarak ortaya çıkmış olsa da, ne darbe girişimi, ne de Türkiye’nin karşı karşıya olduğu diğer terör tehditleri basın özgürlüğünü ve hukukun üstünlüğünü bu denli yok sayan tedbirlere gerekçe oluşturabilir. Yetkililer, ceza mevzuatını ve uygulamasını gözden geçirmek, yargı bağımsızlığını yeniden tesis etmek ve ifade özgürlüğünü koruma yönünde yeniden kararlı bir tavır göstermek suretiyle acilen bu gidişatı değiştirmelidir.”

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri’nin endişesinin en açık örneği, gazeteci-yazar Ahmet Altan, ekonomi profesörü ve deneme yazarı kardeşi Mehmet Altan ile önde gelen bir gazeteci olan Nazlı Ilıcak’ın 15 Temmuz darbe girişiminin ardından yaşanan gözaltı dalgasının bir parçası olarak tutuklanmalarıdır. Bu yazarlar cebir ve şiddet kullanarak anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs ile suçlandılar. Savcılar ilk önce onları bir televizyon tartışma programında darbe destekçilerine “sübliminal mesajlar” vermekle suçlamak istediler. Ancak bunun kamuoyunda alay konusu olması üzerine suçlamayı “darbeyi çağrıştıran söylemlerde bulunmak” ile değiştirdiler. Hattâ, Türkiye’nin resmî Anadolu Ajansı davayı “Darbe Çağrışımı Davası” diye adlandırdı.

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri’nin raporunda belirtildiği gibi, Ahmet Altan ile ilgili deliller, kendisinin 2012 yılına kadar genel yayın yönetmenliğini yaptığı Taraf gazetesinde 2010 yılında çıkan üç köşe yazısı ve katıldığı bir televizyon programında söylediklerinden ibarettir. Diğer sanıklar hakkındaki deliller de bir o kadar temelsizdir. Bu yazarların tümü meslekî kariyerleri boyunca her türlü darbe ve militarizme karşı tutum almışlardır, ancak buna rağmen silahlı bir terör örgütüne ve darbe girişimine yardım etmekle suçlanmışlardır. Avrupa İnsan Hakları Komiseri, Altan kardeşlerin tutuklanmasını ve yargılanmasını daha geniş bir çerçevede, Türkiye’de hükümete yönelik muhalif tavır alan ya da eleştiride bulunanlara karşı uygulanan baskının bir parçası olarak görmüştür. Bunun gibi tutuklamaların ve yargılamaların insan haklarını ihlal ettiği ve hukuk devletini zayıflattığı görüşünü dile getirmiştir. Birleşmiş Milletler İfade Özgürlüğü Özel Raportörü David Kaye de bu görüşe katılıp, davaları “göstermelik yargılamalar” olarak nitelemiştir.

Türkiye’nin Anayasa Mahkemesi de bu eleştiriye bizzat katılmıştır. Geçtiğimiz 11 Ocak’ta verdiği kararda, tutukluluk nedeniyle Mehmet Altan ve bir diğer gazeteci, Şahin Alpay’ın haklarının ihlal edildiğine ve tahliye edilmeleri gerektiğine hükmetmiştir. Ancak, birinci derece mahkemeler, üst mahkeme hüviyetindeki Anayasa Mahkemesi’nin kararını uygulamayı reddetmiş, bunun sonucunda da yargı, açıkça anayasayı ihlal etme suçunu işlemiştir. Bu gayrimeşru karar hükümet sözcüsü tarafından da desteklenmiştir. Sayın Cumhurbaşkanı, alt Ağır Ceza Mahkemesi’nin Anayasa’ya bu meydan okuyuşundan şüphesiz endişe duymuş olmalısınız.

Altan kardeşler ve Nazlı Ilıcak hakkında 16 Şubat 2018’de ağırlaştırılmış müebbet cezası verilmiş ve bu hükümle, gelecekte çıkabilecek bir aftan da yararlanmaları olanaksız hâle getirilmiştir.

Sayın Cumhurbaşkanı, bizler, bu mektubun imzacıları olarak, David Kaye’in şu görüşünü paylaşmaktayız: “Gazetecileri, darbe girişimi ile bağlantılarına dair herhangi somut bir delil göstermeden ve adil bir yargılamaya tâbi tutmadan sadece mesleklerini icra etmek nedeniyle ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptıran mahkeme kararı, gazeteciliği ve bununla birlikte Türkiye’de kalan ifade ve basın özgürlüğünü ölümcül bir biçimde tehdit etmektedir.”

Sayın Cumhurbaşkanı, zatıalileriniz de, 1998 yılının Nisan ayında, 1997’nin Aralık ayında bir miting sırasında okuduğunuz bir şiir nedeniyle yine TCK’nın 312. maddesi uyarınca İstanbul Belediye Başkanlığı görevinden azledilmiş, siyasetten men edilmiş ve 10 ay hapis cezasına mahkûm olmuştunuz. Bu, haksız, gayrimeşru ve zalim bir karardı. O zaman sizi savunan çok sayıda insan hakları örgütü, aynı ihlallerin bugün de işleniyor olmasını son derece sarsıcı bulmaktadır. Uluslararası Af Örgütü, Uluslararası PEN, Gazetecileri Koruma Kurulu, Article 19 ve Sınır Tanımayan Gazeteciler aynı şekilde bugün de bu mahkeme kararlarına karşı çıkıyorlar.

2 Şubat 2009’da Çetin Altan’ın onuruna düzenlenen bir ödül töreninde kamuoyunun önünde “Türkiye büyük yazarlarını hapislerde süründüren o eski Türkiye değildir –o dönem artık geride kaldı,” dediniz. O gün sizi alkışlayan izleyiciler arasında Çetin Altan’ın iki oğlu da vardı: Ahmet ve Mehmet. Dokuz sene sonra, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldılar; bu sizce de amansız bir çelişki değil midir?

Sayın Cumhurbaşkanı, bu mektubun imzacıları olarak biz Nobel Ödülü’ne layık görülmüş yazar ve bilim insanları, Türkiye’de yaşayan çok sayıda kişinin, müttefiki olduğunuz ülkelerin, üyesi olduğunuz uluslararası kuruluşların paylaştığı derin endişeleri dile getiriyoruz. OHAL uygulamasının ivedilikle kaldırılması, hukuk devletine hızlı bir şekilde geri dönülmesi ve ifade özgürlüğünün yeniden tam ve eksiksiz olarak tesis edilmesi için çağrıda bulunuyoruz. Böyle bir adım Altan kardeşler ile Nazlı Ilıcak hakkında verilen kararların bozulmasına ve hızlı bir şekilde beraat etmelerine yol açacağı gibi, haksız yere tutuklu olanların da derhal tahliyesi ile sonuçlanacaktır. Ama bunlardan daha önemlisi, böyle bir adım Türkiye’yi tekrar özgür dünyanın onurlu bir üyesi hâline getirecektir.

Svetlana Aleksiyeviç (2015 Nobel Edebiyat Ödülü)

Philip W. Anderson (1977 Nobel Fizik Ödülü)

Aaron Ciechanover (2004 Nobel Kimya Ödülü)

J.M. Coetzee (2003 Nobel Edebiyat Ödülü)

Claude Cohen-Tannoudji (1997 Nobel Fizik Ödülü)

Elias J. Corey (1990 Nobel Kimya Ödülü)

Peter Diamond (2010 Alfred Nobel’in Anısına Ekonomi Bilimlerinde The Sveriges Riksbank Ödülü)

Gerhard Ertl (2007 Nobel Kimya Ödülü)

Albert Fert (2007 Nobel Fizik Ödülü)

Edmond H. Fischer (1992 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü)

Andrew Z. Fire (2006 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü)

Andre Geim (2010 Nobel Fizik Ödülü)

Sheldon Glashow (1979 Nobel Fizik Ödülü)

Serge Haroche (2012 Nobel Fizik Ödülü)

Oliver Hart (2016 Alfred Nobel’in Anısına Ekonomi Bilimlerinde The Sveriges Riksbank Ödülü)

Leland H. Hartwell (2001 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü)

Richard Henderson (2017 Nobel Kimya Ödülü)

Dudley Herschbach (1986 Nobel Kimya Ödülü)

Avram Hershko (2004 Nobel Kimya Ödülü)

Robert Huber (1988 Nobel Kimya Ödülü)

Roald Hoffmann (1981 Nobel Kimya Ödülü)

Tim Hunt (2001 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü)

Kazuo Ishiguro (2017 Nobel Edebiyat Ödülü)

Elfriede Jelinek (2004 Nobel Edebiyat Ödülü)

Eric Kandel (2000 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü)

Eric S. Maskin (2007 Alfred Nobel’in Anısına Ekonomi Bilimlerinde The Sveriges Riksbank Ödülü)

Hartmut Michel (1988 Nobel Kimya Ödülü)

Herta Müller (2009 Nobel Edebiyat Ödülü)

V.S. Naipaul (2001 Nobel Edebiyat Ödülü)

William D. Phillips (1997 Nobel Fizik Ödülü)

John C. Polanyi (1986 Nobel Kimya Ödülü)

Richard J. Roberts (1993 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü)

Randy W. Schekman (2013 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü)

Wole Soyinka (1986 Nobel Edebiyat Ödülü)

Joseph Stiglitz (2001 Alfred Nobel’in Anısına Ekonomi Bilimlerinde The Sveriges Riksbank Ödülü)

Thomas C. Südhof (2013 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü)

Jack W. Szostak (2009 Nobel Fizyoloji veya Tıp)

Mario Vargas Llosa (2010 Nobel Edebiyat Ödülü)

J. Robin Warren, (2005 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü)

Eric F. Wieschaus (1995 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü)

Torsten Wiesel (1981 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü)

Continue Reading

Kitap

Türkiye’de televizyon ve internet için 9 saat, kitap için bir dakika harcanıyor

Published

on

By

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) geçen yıl yayınladığı verilere göre, Türkiye’de kitap okumaya kişi başına ayırılan süre günde yalnızca bir dakika. Buna karşın, televizyon izlemeye 6 saat, internete 3 saat harcanıyor.

İstanbul’da dün 36’ncısı açılan Uluslararası Kitap Fuarı’nın 9 gün içinde en az yarım milyon kişinin ziyaret etmesi bekleniyor. Yayıncılara göre, İstanbul’daki fuar dünyanın en çok ziyaretçi çeken kitap fuarı. Ama, Türkiye’de düzenli kitap okuyanların oranı neredeyse binde bir. Bu oran, en fazla kitap okuyan ülkelerin başında gelen İngiltere ve Fransa’da yüzde 21, Japonya’da yüzde 14, ABD’de yüzde 12 civarında.

UNESCO: Türkiye, kitap okuma oranında 86’ıncı sırada

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nün (UNESCO) verilerine göre Türkiye, kitap okuma oranında dünyada 86’ncı sırada, yoksul Afrika ülkeleriyle aynı kategoride. TÜİK’e göre ise Türkiye’de kitap, ihtiyaç listesinin 235’inci sırasında yer alıyor. Dünyada kitap için kişi başına harcanan para ortalama 1,3 dolarken, Türkiye’de çeyrek dolar.

 

Continue Reading

Kitap

İstanbul Kitap Fuarı kapılarını 36’ncı kez açtı

Published

on

By

Türkiye’nin en önemli kültürel etkinliklerinden biri olarak anılan Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı, bugün 36’ncı kez kapılarını açtı. İstanbul Kitap Fuarı, yarım milyona yakın ziyaretçisiyle dünyada en çok okurun ziyaret ettiği kitap fuarı.

DW’den Kürşat Akyol’un haberine göre Türkiye Yayıncılar Birliği ve Tüm Fuarcılık Yapım (TÜYAP) şirketinin işbirliğiyle düzenlenen fuar, 9 gün boyunca, yaklaşık 850 yayınevi ve sivil toplum örgütünün katılımıyla düzenlenecek 300 civarında panel, söyleşi, atölye çalışması ve çocuk etkinliklerine ev sahipliği yapacak. 2 binden fazla imza gününde, yazarlar ve okurlar bir araya gelecek. Fuarın bu yılki onur konuğu Güney Kore başta olmak üzere, toplam 17 ülkeden 100’e yakın yabancı yayıncı firma İstanbul Kitap Fuarı’nda ağırlanacak.

Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Kenan Kocatürk’e göre, Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı yalnızca kitap satılan bir yer değil. “Fuarı böyle cazibeli bir halde tutan şeylerden biri, bir demokrasi şenliği olması” diyor Kocatürk, “Her fikirden insanın gelip orada paneller yaptığı, etkinlikler düzenlediği, her fikirden yazarın kitaplarını imzaladığı bir yer bu fuar. Her türden okurun kendi yazarını, kitabını bulabildiği, onlarla buluşabildiği nadir yerlerden biri.” Kocatürk’ün verdiği bilgiye göre, bu yıl fuarda 200 bini aşkın kitap sergilenecek.

Fuarın teması: İyi ki Varsın Edebiyat

Fuarın bu yılki ana teması, “İyi ki Varsın Edebiyat”. TÜYAP Kültür Fuarları Genel Koordinatörü ve yazar Deniz Kavukçuoğlu, bu temanın seçilmesinin nedeni hakkında, “Türkiye’nin bugünkü sosyal ve ekonomik koşullarında hayatı en iyi anlatabilecek alan edebiyat. Edebiyat olmasa ne anlatacağız? Nasıl anlatacağız? Bu nedenle bu temayı seçtik” diyor.

36. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’nın bu yılki onur yazarı ise Ayla Kutlu. Kavukçuoğlu, Kutlu’yu şu sözlerle anlatıyor: “Ayla Kutlu, genelde toplumun orta ve alt kesimlerini, yani bir dönem Alman yazar Günter Wallraff’ın ‘En Alttakiler’ diye tarif ettiği o kesimin yazarı. Emeklilerin, memurların, orta halli ailelerin, yoksulların romanlarını yazan bir yazar.”

Kutlu, fuar süresince çeşitli panel ve söyleşilerde okurlarıyla buluşacak. Yazar için bir armağan kitap hazırlandı. Fuarda, “İnsanlığın Öbür Yarısının Yazarı Ayla Kutlu” başlıklı, seçme metin ve fotoğraflardan oluşan bir de sergi yer alacak.

Onur konuğu Güney Kore

İstanbul Kitap Fuarı’nın onur konuğu Güney Kore’den, kitapları Türkçe’ye çevirilmiş ve çevirilmek üzere olan yazarlar da, Türkiye’deki okurlarıyla bir araya gelecek. Türkiye ile Güney Kore ilişkilerinin 60’ıncı yılında fuarın konuk ülke teması, “İpek Yolunun İki Ucu: Türkiye ve Kore”. Bu kapsamda, Güney Kore’nin yayıncılık ve kültürünü tanıtan özel sergiler ve bir dans performansı var.

TÜYAP yöneticisi Deniz Kavukçuoğlu, Güney Kore’nin Türkiye tarihinde özel bir yeri olduğunu hatırlatıyor. Türkiye, Soğuk Savaş döneminin ilk uluslararası sıcak çatışması olan Güney ve Kuzey Kore arasındaki savaşa, Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında yaklaşık 5 bin askerle katılmış, 750’ye yakın askerini yitirmişti. 1950-1953 yılları arasındaki savaş sürecinde Türkiye, 1952 yılında Kuzey Atlantik İttifakı NATO’ya üye olmuştu.
(DW)

Continue Reading

Çok Okunanlar