Mehveş Evin: Türkiye artık öğretmenini sokağa atıp açlıkla terbiye etmeye kalkan bir ülke

Mayıs 11, 2017, 11:35 am
"Gülmen ve Özakça, yüzbinlerin içine itildiği çaresizliği geniş kitlelere duyurma ihtiyacından açlık grevini sürdürüyor. Onlara destek olmak hepimizin sorumluluğu. Daha iyi bir ülkede, gelecekte yaşamak için..."

KHK ile ihraç edilen ve 64 gündür açlık grevinde olan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın mücadelesi üzerinden askıya alınan haklara değinen ‘artıgerçek’ yazarı Mehveş Evin, korku ikliminin iliklere kadar işlediği bir ortamda direnme yollarının kısıtlı olduğunu söyledi.

Türkiye’nin artık, öğretmenini, savcısını, doktorunu sokağa atarak açlıkla terbiye etmeye kalkan bir ülke olduğunu söyleyen Evin’in yazısı şöyle:

OHAL ilanından sonra KHK ile ihraç edilen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça, 118 gün boyunca Ankara’da, sokakta eylem yaparak ‘işimi istiyorum’ diye haykırdı. Seslerini duyan pek azdı. Medyanın üzerinden de silindir gibi geçen OHAL ve korku iklimi, bu yürekli iki memurun dramıyla ilgilenmedi. İkisi de bu süreçte onlarca kez gözaltına alınıp bırakıldı. Yerlerinde kim olsa bir noktada pes ederdi. Etmediler.

Gülmen, Yolculuk dergisinde yayınlanan söyleşisinde şöyle diyordu:

“Akademisyenlere dönük saldırılar KHK’larla başlamadı. Akademisyenler zaten iş güvencesi bakımından çok problemli bir statüye sahip. Doçent ve üstü güvenceli, ama onun altı tüm kadrolar sözleşmelidir. Araştırma görevlileri için çeşitli kadro biçimleri var. Mesela 50/D kadrosu tamamen güvencesiz bir kadro. Bir KHK ile 13 bin kişi bu statüye geçirildi. Yani aslında AKP iktidarının uzun zamandır hayata geçirmek istediği iş güvencesiyle ilgili mesele KHK’larla biraz hızlandırılmış oldu.”

HUKUKSUZLUĞUN HÜKMÜNDE DAYANIŞMAK

Belki bu insanlar yarın işlerine dönebilecekler. Ama Gülmen’in vurguladığı şey, bunun ötesinde: Haklarını kazansalar bile iş güvenceleri tamamen ellerinden alınarak, sözleşmeli işçi statüsünde çalışacaklar.

Açlıkla terbiye etmek isteyen iktidara, açlıkla başa çıkılabilir mi? Keşke kendi bedenini cezalandırmaktansa yaşamı savunmanın başka yolu bulunabilse… Ancak hukukun yok edildiği, korku ikliminin iliklere kadar işlediği bir ortamda direnme yolları kısıtlı.

Gülmen ve Özakça, yüzbinlerin içine itildiği çaresizliği geniş kitlelere duyurma ihtiyacından açlık grevini sürdürüyor. Onlara destek olmak hepimizin sorumluluğu. Daha iyi bir ülkede, gelecekte yaşamak için…

Zira Türkiye artık rekor sayıda gazeteci tutuklayarak, cezaevlerinde kötü muamele ve tecrit uygulayarak hukuku ve insan haklarını askıya alan; öğretmenini, doktorunu, akademisyenini, savcısını, memurunu sokağa atıp açlıkla terbiye etmeye kalkan bir ülke konumunda.

Bunun kime ne faydası var, varsa bilen söylesin.