Ana sayfa Gündem Mızraklı’dan Kılıçdaroğlu ve Akşener’e Diyarbakır çağrısı

Mızraklı’dan Kılıçdaroğlu ve Akşener’e Diyarbakır çağrısı

Türkiye, Diyarbakır, Mardin ve Van’a atanan kayyumları konuşuyor. Üç büyükşehirde HDP’nin seçilmiş belediye başkanların görevden alınarak yerine kentin valilerinin atanması, günlerdir protesto ediliyor.

PAYLAŞ

Diyarbakır’da da günlerdir benzer görüntüler var ve bu görüntülerde en dikkat çeken isimlerden biri de görevden alınan Adnan Selçuk Mızraklı. Kentte uzun yıllar doktorluk yaptığı yıllardan beri sevilen ismi haline gelen Mızraklı ile kayyum atamalarını, AKP’nin neyi amaçladığını, muhalefetin tutumunu Alman WDR sitesi için Burhan Ekinci ile konuştu.

Diyarbakır’a gideceği konuşulan Ekrem İmamoğlu ile büyük ihtimalle 1 Eylül’de kentte buluşacaklarını açıklayan Mızraklı, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile İYİ Parti lideri Meral Akşener’e de bir çağrısı var: “Sizleri Diyarbakır’da görmek, dayanışmanızı yanımızda hissetmek bizlere ve aynı zamanda demokrasiye ve demokrasi değerlerine güç verir.”

O röportajın bir bölümü şöyle:

Mardin, Van ve Diyarbakır… HDP’li bu üç büyükşehir kayyum ataması için özellikle mi seçildi?

Tabii ki. HDP’li üç büyükşehir. Bölgede, seçim yarışı rekabeti HDP ve Cumhur İttifakı arasında geçti. Biz Kürdistani İttifak dışında başka bir yerden destek almamıştık. Bölgede özellikle HDP’nin siyasal varlık gösterdiği bütün kurumsal yapılara başta yerel yönetimler olarak tahammül gösterilmediği görülüyor. Bunun da böyle bir idari işlemi tetiklediği çok açık.

HDP’nin özellikle 31 Mart ve 23 Haziran İstanbul seçimlerindeki stratejisi AKP ile MHP’ye kaybettirdi. Şu an Türkiye’nin en büyük şehirleri CHP’nin elinde. AKP/Erdoğan iktidarı bu kayyum atamalarıyla bir anlamda HDP’den intikam mı alıyor? Yerel seçimlerinin rövanşını mı almak istiyor?

Böyle bir zihinsel arka plan, bilinçaltı var mıdır, vardır. Buna yok diyebilmek pek mümkün değil. 31 Mart sürecinde bizim (HDP) özellikle büyükşehirlerde bütün dengeleri alt üst eden o sihirli formülümüz, Türkiye’deki bütün demokrasi çevrelerini, biraz o sersemlikten, rehavetten, kaygılı, o kazanamama durumundan çıkardı, sihirleştirdi. Adeta can suyu oldu ve “Birlikte olursak kazanabiliriz”i bütün Türkiye’ye anlatan sihirli formüle dönüştü. Bu yetmedi, 23 Haziran’da da aritmetik olarak da ortaya bir sonuç çıkarttı. 31 Mart sonuçlarını da çok aşan, kaybetmeyi haz etmeyen AKP’nin, “türlü dolabı çevirir, bu seçimi alırım” diyen anlayışına karşı, Türkiye’nin küçük bir parçası olan İstanbul’da yüzde 55 ile 45 sonuç verdi. Bu sonuç yakın bir dönemde yapılacak bir seçim için de önemli bir direncin noktası durumunda. Genel seçim karakteri almış İstanbul seçimleri, AKP ve cumhur İttifakı’nın esasında yürütme yapacak kapasitesini kalmadığını gösterdi. AKP, 23 Haziran seçimleri öncesi çok siyasi acemice yapılacak küçük eskizler yaptı.

1 Nisan tarihli belge, kayyum ataması için çok acele davrandıklarını gösteriyor. Peki 4,5 ay niye beklediler?

23 Haziran seçim ve sonuçlarını beklediler. An be an bütün yaptığımız işlemler İçişleri Bakanlığı klavyeye dokunduğunda bilgi işlem sisteminde görülen işlemler. Siz eğer hukuk dışı en ufak idari ve mali işlem yapacak olursanız, oradan çok kolaylıkla hızla denetlenebilecek bir durum. Bunu da yapmadığımızı gördüler. Defalarca Sayıştay, maliye müfettişleri geldi, hiçbiri hukukdışılığa işaret etmedi. Muhtemelen programlanmış, bir hesap güdülmüş ve 19 Ağustos’ta itibariyle de Türkiye siyasetine 20 yıl sonra bir başka deprem yaşattılar.

Yani, AKP, HDP’den 31 Mart ve 23 Haziran seçiminin rövanşını mı aldı?

Yok. Rövanşist bir yaklaşım var, ama rövanşını almadı. Buna vurgu yapmamız gerekir. Hukuk önünde hala oldukça sıkıntılı olan bir durum var. Bu karar, hukuktan geri dönülmesi gereken, kamusal zeminde de itibar görmemiş bir karar. Şuanda büyük bir mahcubiyetle durumlarını, siyaseten iftira niteliğindeki veya yalanlarla bezenmiş başka kavramlarla açıklamaya çalışıyorlar. Çıkıp da, “şu belgeye dayalı olarak, şu işlemi yapmışlar, hukuk şu kararı vermiştir, biz de görevden aldık” diyemiyorlar. Rövanş alınmış değil, ama bu zihinsel arka planda, bilinçaltında rövanşist bir yaklaşım var.

Yandaş medyada belediyelerin Kandil’e para gönderildiği iddiaları sıkça dillendiriliyor. Bu iddialar doğru mu? Siz bu iddiaları okuduğunuzda ne düşünüyorsunuz?

Bu biraz trajikomik bir tarz. Hiciv yapmak istiyorsunuz… Orada bir banka şubesi var mı yok mu bilmiyorum. Çoğu Kürt şehirleri olmak üzere 20-25 merkezde kurulmuş bilgi işlem sistemi ile bütün rakamsal ve bürokratik hareketler eş zamanlı olarak içişleri bakanlığınca izleniyor, bu aynı zamanda tek hesap denilen sistemin bir parçası. Özellikle de kaybedebileceklerini ilişkin öngörülerinin yüksek olduğu şehirler var ve biz göreve başladıktan sonra buralarda da apar topar bu sistemin hemen kurulduğunu çok iyi biliyoruz.

Evet, biz bir yere para gönderdik. Kayyumun biriktirdiği borçlara para gönderdik. 73.5 milyon lira sadece Büyükşehir Belediyesi çerçevesinde, DİSKİ’nin değil, kayyumun borcunu ödedik. Bu, belediyenin neredeyse toplam gelirinin üçte biri. Bu borçları ödedik. Dolasıyla, böyle bir yalana sarılmaları, ne kadar acze düştüklerinin gösterdi.

Peki Kürt meselesi kayyum atanarak çözülecek bir mesele mi? Atamalarla mesele nasıl çözülecek?

Bununla Kürt sorununu çözmek değil, aksine ülkedeki diğer bütün meselelerin daha da kangrenleşmesine, çok daha ağırlaşmasına neden olursunuz.

Bu kararlar, sadece Kürt sorunun değil, ülkenin bütün sorunlarını kangrenleştirecektir. Bu kayyum atamalarından birçok AK Partilinin de vicdanen rahatsız olduğunu düşünüyorum

Ekrem İmamoğlu, Batman’a gelecek. Diyarbakır’a da uğrayacağı belirtiliyor. Size bu konuda gelen bir bilgi var mı? Nasıl karşılarsınız?

Bana direkt gelmiş net bir bilgi yok, ama sayın İmamoğlu’nun şahsında billurlaşan bir kişiliğin, vicdan ve aklın, Diyarbakır’a geleceğini ve buluşacağımızı düşünüyorum.

Bu İmamoğlu’nu kente davet için bir çağrı mı?

Sadece ona değil, Türkiye’deki yerel yönetimlerdeki demokrasi değerlerine yaslanan herkese bu çağrıyı yapıyorum. Ama sizin sorunuz üzerine söylüyorum, o şahısta billurlaşan durum, benim öngörüm odur ki, kesinlikle 1 Eylül’de böyle bir buluşma gerçekleşir.

Çağrınız CHP lideri Kılıçdaroğlu ve İYİ Parti lideri Meral Akşener içinde geçerli mi?

Geçmişte yaptıklarımız ve “sihirli formül”ün ne yaptığı çok açık ve net ortada. Türkiye, herhangi bir vesileyle yakın zamanda ya da orta vadede seçimlere gidilmesi durumunda, Cumhur İttifakı’nda şekillenen bu totaliter anlayışı, demokrasi için güç birliği yapacak kesimler bir arada duracak olurlarsa ancak alt edebiliriz. Acaba bu kayyum darbesi de aynı şekilde ilerideki bu aritmetiğe bugünden müdahale etmek için mi yapıldı, sorusunu akla getiriyor. Acaba buradan bir takım gönül kırıklıkları oluşturulabilinir mi? Acaba siyaseten bir takım çatlaklar oluşturulabilinir mi? gibi bir arka planı olduğu çok açık. Gerek sayın Akşener’i gerek sayın Kılıçdaroğlu’nu Diyarbakır’da görmek, bizlere onur verir, onların da dayanışmasını yanımızda hissetmek bizlere ve ama aynı zamanda demokrasiye ve demokrasi değerlerine güç verir. Umudu büyütebilecek, bu ceberrut anlayışın bertaraf edebileceğine ilişkin toplumda güveni tesis edebilecek yaklaşımlar için herkesi sorumluluk için nöbete çağırıyoruz.