Ana sayfa Editörden Mumay: Geriye, demokrasinin arkasında hizalanmış gazeteciler kaldı. Tüpçü’nün arkasında dilini yutanlar değil

Mumay: Geriye, demokrasinin arkasında hizalanmış gazeteciler kaldı. Tüpçü’nün arkasında dilini yutanlar değil

PAYLAŞ

BirGün yazarı Bülent Mumay, Cumhuriyet yazar, yönetici ve avukatlarının yargılandığı davayı birinci sayfadan görmeyen Milliyet gazetesini eleştirdi. Gazete yönetiminin iktidarın baskısıyla el değiştirdiğini ve İmralı tutanaklarını yayımladıkları için patronunun ağlatıldığını hatırlatan Mumay, “Ne 12 Eylül’ler, ne Ergenekon kumpasları gördü bu ülkenin gazetecileri. Geriye, demokrasinin arkasında her dönem hizalanmış gazeteciler kaldı. Tüpçü’nün arkasında dilini yutanlar değil” diye yazdı.

Bülent Mumay’ın yazısının ilgili kısmı şu şekilde:

Malumunuz, “gazetecilikten tutuklanan” Cumhuriyet’teki arkadaşlarımız, 279 gün sonra hâkim karşısına çıktı. Pazartesi başlayan ve dün devam eden duruşmalarda başta Akın Atalay olmak üzere tüm sanıklar, ileride hukuk fakültelerinde ders olacak bir savunma yaptı. Bekir Bozdağ’ın Meclis kürsüsünden yaptığı Fethullah Gülen güzellemesindeki gibi söyleyelim, “Seversiniz sevmezsiniz” ama bu duruşmaları görmezden gelemezsiniz. Türkiye’de bir “gazete” basıyorsanız, hani “gazetecilik yapıyorsanız” demiyorum, bu duruşmanın haberini birinci sayfadan göstermek bir zorunluluktur.

Cumhuriyet duruşmasının haberini anonslamayan kimdi biliyor musunuz? Üzerinde “Milliyet” yazan gazete. Efsane medya patronu Karacanların, basın şehitlerimizden Abdi İpekçi’nin Milliyet’i değil kuşkusuz. İktidar zoruyla el değiştirilen, İmralı tutanaklarını bastığı için telefonda yeni patronu ağlatılan bir gazeteden söz ediyoruz. Her şeyi anlayabiliriz; baskıları, devletle ihale ilişkilerini, “Total” yatırımlarda önlerinin açılmasını. İktidarlara göbekten bağlı Türk basın tarihinden bilmediğimiz şeyler değil… Peki o gün birinci sayfayı yapanlar, iktidarın-patronun tüm baskısına rağmen tek bir cümle yazamadılar mı? Kuru bir ajans cümlesi bile mi çıkmadı…

Hani mesele sadece Cumhuriyet meselesi de değil. Çağlayan’da hâkimin karşısına çıkan, aynı masada haber kavgası yaptıkları eski arkadaşlarının da mı hatırı yoktu? Yıllarca Milliyet’te dış haberler şefliği yapan, köşe yazan Kadri Gürsel’e hiç mi borçlu hissetmediler kendilerini? Ya da Milliyet Ekonomi’yi zıplatan Murat Sabuncu’nun hiç mi hatırı yoktu? Radikal ile aynı binayı paylaştıkları dönemden gayet iyi tanıdıkları Ahmet Şık’ın peki? Bugünler gelip geçecek. Ne 12 Eylül’ler, ne Ergenekon kumpasları gördü bu ülkenin gazetecileri. Geriye, demokrasinin arkasında her dönem hizalanmış gazeteciler kaldı. Tüpçü’nün arkasında dilini yutanlar değil.

Yazının tamamı için…