Ana sayfa Sürmanşet “Nazi Almanyası’nın aydınları gibi olduk. Kimisi direniyor, kimisi rejimle uzlaşıyor”

“Nazi Almanyası’nın aydınları gibi olduk. Kimisi direniyor, kimisi rejimle uzlaşıyor”

PAYLAŞ

Livaneli, Yeni romanı için Cumhuriyet’ten Ezgi Atabilen’e konuştu. Başkanlık referandumu ve ülkedeki beskı ve şiddet ortamını değerlendiren Livaneli, “Biz yine bugünlerde İkinci Dünya Savaşı’ndaki Nazi Almanyası’nın aydınları gibi olduk. Kimisi direniyor, kimisi işine devam etmek için rejimle uzlaşıyor” ifadelerini kullandı.

Röportajın bazı bölümleri şöyle:

Sizce başkanlık referandumu süreci Türkiye’yi nereye götürecek?

Zaten kamplaşmış bir ülkede kampları daha da keskinleştirmekten başka bir işe yaramaz. Meclis’te olan kavgalar, o sinir ve öfke bir mikrokozmos oluşturuyor. Şimdi onun toplum sathına yayıldığını düşünün, ki öyle olacak. Önümüzdeki birkaç ay yapılacak propagandalardan, kışkırtmalardan, provokasyonlardan çok korkuyorum. Çünkü iki taraf da ölüm kalım savaşı olarak görüyor bunu.

Siz de iç savaş ihtimalini düşünüyor musunuz?

Bizde iç savaş geleneği pek yok. Ama büyük çarpışmalar oluyor. Mesela ‘80’den önceki çarpışmalarda 5 bin kişi öldü. Her gün sokaklarda insanlar birbirini öldürüyordu. Ben tarihe baktıkça Türkiye’de halkın uçurumun kenarına gelene kadar kaygısız davrandığını ama son anda frene bastığını görüyorum. Şimdi de sanki öyle olacak gibi geliyor bana.

Konuştuğumuz bütün bu alternatif senaryolar içerisinde Türkiye’den gitmeyi düşünür müsünüz?

Hayır. Ben 12 Mart’tan sonra üç kere değişik ve saçma suçlamalarla hapse alındım. Dördüncü sefer hapse alınmak üzereyken arkadaşlarımın da kararıyla yurtdışına gittim. Artık pek yaşatmayacaklardı, anlamış durumdaydık. O dönemde toprağa gömmeler, elektrik vermeler, Filistin askıları filan çok ağır işkenceler vardı. Korkunç bir dönemdi. İsveç’te beş altı sene kaldım. Daha sonra da Paris’e gittim, toplam 11 yıl filan oldu. Ama o zaman 20’li yaşlardaydım, tanınmış birisi değildim. Şu anda durumum farklı. Toplumda beni tanıyanlar, sevenler var. “Livaneli de bıraktı gitti, ülkeyi terk etti” dedirtmem. Bu, o insanların da umutlarını kırmak olur. Hem haksızlık hem de çok bencillik olur. O yüzden biz burada başımıza ne gelirse kalacağız. Namuslu yaşayan insanlar namuslu ölmek zorundadır.

NAZİ ALMANYASI’NIN AYDINLARI GİBİ OLDUK

Çok darbeler gördüm. 50’den fazla arkadaşım öldürüldü. Hepsi yazar, çizer, gazeteci, bilimadamı… Bu kadar insan hapsedildi, perişan edildi. Ama biz yine buradayız işte. Görevlerimizi yapıyoruz. Biz yine bugünlerde İkinci Dünya Savaşı’ndaki Nazi Almanyası’nın aydınları gibi olduk. Kimisi direniyor, kimisi işine devam etmek için rejimle uzlaşıyor, kimisi susup görmezden geliyor. Ama eğer tanınan bir insansan ve toplumla iletişim kurabiliyorsan bunları görerek susmak da bir uzlaşmadır tabii. Türkiye, hayatları haber bültenleriyle değişen insanlar ülkesidir…”

Röportajın tamamı için…