Connect with us

Manşet

Ölümünün 10.yılında Hrant Dink için yazdılar

Published

on

NECMİYE ALPAY

“Hrant Dink’i tanıdığımda, işte, diye düşünmüştüm, dirimselliğin en koyu yoğunlaşmalarından biri. Ne oluşuyla yoğundu Hrant? Ermeni oluşuyla? Evet, elbette, hiç kuşkusuz. Ama aynı zamanda Türkiyeli oluşuyla varlık kazanıyordu. Türkiyeli derken nesnel durum kadar, öznel durumdan da söz ediyorum. Hrant bunun bütün uzanımlarını yaratarak yaşadı. Türkiyeliliğe tarihsel ve eşsiz bir anlam kazandırdı.

Azınlıkların varlığı her toplumun belki en büyük şansı. Cumhuriyetimizin ortaçağı bu şansı yok etme çabasıyla geçti, geçiyor. Hrant’ın katli bizim bu şansımıza karşı işlenmiş en büyük suikastlerden biri. Biraz da onun için bu kadar yüreğimize işledi.

CAN DÜNDAR

Tek başına devlete, diasporaya, kiliseye “Yanlışsınız” diyerek kendini hem hedef haline getirişini, hem benzersiz bir vicdan sesine dönüşmeni hayranlıkla hatırlıyorum. Okuduklarım, senin doğru bildiğini söylerken, yazarken, savunurken, bazen nasıl yalnız, nasıl tedirgin ve fakat her zaman nasıl kararlı ve cesur olduğunu bir kez daha görmemi sağlıyor. O güvercin tedirginliğini de, ona rağmen şehirde bir başına gezme ısrarını da daha iyi anlıyorum şimdi. Acaba bu ülkede insanların güvercinlere dokunmayacağını yazarken, buna gerçekten inanıyor muydun? Yoksa sadece bir temenni miydi bu? Arkandan on binlerce insanın “Hepimiz Ermeni’yiz” diye haykırarak yürüyeceğini hayal edebilir miydin? Yaşarken düşlediğin empatiyi, ölümünle sağlayacağını düşünebilir miydin?
Okudukça, seninle birlikte neyi kaybettiğimizi bugün çok daha iyi kavrıyorum:
‘Taraflar’, 23 Nisan’ına, 24 Nisan’ına döndü senden sonra. Biz, 23,5 Nisan’ımızı kaybettik. Bugün güvercinler kentin ta içlerinde, biraz ürkekçe, ama bir o kadar da özgürce yaşam sürdüremiyorsa, biraz da ondandır.

ROBER KOPTAŞ

On yıl sonra, hakkında söylenebilecek her şey zaten söylenmiş gibi görünen Hrant Dink hakkında kelam etmeye kalkışmak kolay değil, hele o uğursuz günün depreşen acısıyla. Yine de, onun yapıp ettikleri üzerine bir kez daha düşünme fırsatı, değişimin en ağır koşullarda bile, alaşımında diyalog, açıklık, empati gibi en temel demokratik değerler olan bir mücadeleyle mümkün olduğuna dair bitip tükenmez bir iradenin yaratabileceği muazzam etkiyi hatırlattığı için önemli, hele memleketin malum ahval ve şeraiti dahilinde…

ÜMİT KIVANÇ

Hrant demişti ki: “Peki kardeşim, nasıl yaşayacaksınız bu yükle?” Demişti ki: “Bakın, biz de yaşayamıyoruz. Bu yükü atmak lazım. Göğsü rahatça gerebilmek lazım. Nefeslenmek lazım.” Dedi ki: “Zehirlendik, bakın! Öldük zehirlendik, öldürdük zehirlendik. Zihnimizde felç, ruhumuzda yaralar karanlıklar.” Sordu: “Böyle mi devam edeceğiz? Cesaret gösterip atamadığımız yükü çocuklarımızın, torunlarımızın sırtına mı yıkacağız?”

“Gelin” dedi, “kurtulalım.”
Buna yürekleri yetmedi, zilleti ve sorandan, çağırandan kurtulmayı seçtiler.
Hrant’ın öldürülmesi, hunharlıktı, korkunç kayıptı. Bunlara onlar aldırmaz. Ve çok utanç vericiydi. Bunu da bilmiyorlar. Utanç kaldırıldı müfredattan.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ

Hrant Dink’in aramızdan ayrılışının 10. yılındayız. Geçen 10 yılda ülkemizi yaşanabilir, özgür bir ülke haline maalesef getiremedik. Bu nedenle Hrant’a karşı mahcubuz. Ama diz de çökmedik.

Hrant’ın katilleri ve onların arkasındaki isimler halen korunmaya devam etse de, biz katili biliyoruz. Suruç’un, Ankara’nın katillerini, Roboski’nin katillerini bildiğimiz gibi… “Bir çocuktan katil yaratan zihniyet” diyor ya sevgili Rakel, o zihniyete karşı mücadelemiz devam ediyor ve ilelebet devam edecek. Bunu bilmenizi isterim. Cezaevinde olmam nedeniyle bu seneki anmalara katılamayacağım için üzgünüm. Ama burada olsam da, Hrant için adalet mücadelesine devam ediyorum. Bu cinayet, halkların birlikte yaşamına yönelik bir cinayettir. Hrant şahsında hepimiz hedeflendik. Bizler de Hrant şahsında herkesin adaletini aramaya ve bunu sağlamak için mücadele etmeye devam edeceğiz.

Yazıların tamamı için…

Continue Reading

Genel

Tutuklanan TTB Başkanı Fincancı’nın sözleri ‘ifade özgürlüğü’ kapsamına girer mi?

Published

on

By

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Şebnem Korur Fincancı’nın “terör propagandası” yaptığı suçlamasıyla tutuklanması bir kez daha ifade özgürlüğünün ne olduğu, kapsamı ve sınırları hakkında tartışmaların başlamasına yol açtı.

Şebnem Korur Fincancı, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hakkında yürütülen soruşturma kapsamında dün “terör örgütü propagandası” yapmak ve “Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılamak” suçlamalarıyla tutuklandı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı bugün Fincancı ve TTB merkez yönetiminin görevden alınmasını da istedi.

Fincancı 20 Ekim’de PKK’ya yakın Medya Haber TV’de katıldığı bir yayında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin PKK’ya karşı “kimyasal silah kullandığı” iddialarıyla ilgili değerlendirmelerde bulunmuş, iddiaların bağımsız heyetlerce incelenmesi gerektiğini söylemişti.

TSK, KUZEY IRAK OPERASYONLARINDA KIMYASAL SILAH KULLANDI IDDIASI

18 Ekim’de PKK’ya yakın medya organlarında TSK’nın Kuzey Irak’taki bazı operasyonlarda “kimyasal silah kullandığı” öne sürüldü, iddiaya dayanak olarak çeşitli görüntüler paylaşıldı.

Şebnem Korur Fincancı iki gün sonra PKK’ya yakın Medya Haber TV’de katıldığı bir yayında, ortada bu tür iddiaların ve ölümün olduğu bir durumda, Birleşmiş Milletler’in Minnesota Protokolü ilkeleri gereği, bu iddiaların bağımsız heyetlerce incelenmesi gerektiğini söyledi ve şu ifadeleri kullandı:

“Görüntüleri daha önce de bir hekim olarak incelemiştim ve belli ki sinir sistemini doğrudan tutan toksik gazlardan, zehirli gazlardan, kimyasal gazlardan biri kullanılmış durumda.”

Minnesota Protokolü, adli nitelikli otopsilerin tamamının, muhakkak adli tıp uzmanı veya adli patologlar tarafından ve tam donanımlı otopsi birimlerinde yapılmasını öngörüyor.

Bu iddiaların ardından Halkların Demokratik Partisi (HDP) TBMM’ye Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.

Milli Savunma Bakanlığı’nın basın açıklamasında “Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından kimyasal silah kullanıldığına yönelik iddiaların tamamen asılsız ve gerçek dışı olduğu” belirtildi.

Şebnem Korur Fincancı, hakkında soruşturma başlatılmasının ardından medyaya yaptığı açıklamalarda söylediklerinin iddiaların araştırılmasını savunmaktan ibaret olduğunu vurguladı. Ancak Fincancı, AKP iktidarinin hedef göstermesi uzerine tutuklandı.

BBC NEWS Turkce

Continue Reading

Manşet

Sivas E Tipi yönetimi ve gardiyanlar işkence suçu işliyor

Published

on

By

Cezaevinde tutuklulara yönelik kötü uygulamalar ilişkin gelen bilgiler arasında; “2 günde bir musluklardan 1.30 saat su veriliyor, sadece 3 kova var suyu koydukları kova fazla olursa geri alıyor döküyorlar. Koğuşta kantinden para karşılığında alınan suya da el koyuyorlar” şeklinde bilgiler geliyor. 

TUTUKLULAR YERDE YATIYOR VE BATTANİYE SERİLMESİNE İZİN VERİLMİYOR

Cezaevlerinde kapasitenin en az 2 katından fazla tutuklunun bulunduğuna ilişkin Adalet Bakanlığı’nın açıkladı. Cezaevlerinden gelen bilgiler de tutukluların yerlerde yattığına ilişkin bilgiler gelmeye devam ediyor. Sivas E Tipi Cezaevi’nin yönetimi ve gardiyanlar, yerde yatan tutukluların yere battaniye sermesine bile izin vermiyor. 

ŞİKAYET DİLEKÇESİ YAZAN TUTUKLULARA PSİKOLOJİK ŞİDDET UYGULUYOR

Cezaevi Müdürü’nün koğuşlarda dolaşarak psikolojik baskı uyguladığı ve koğuşlarda herhangi bir tutuklunun mesleğini sorduğu cevap vermediğinde ise makam odasına götürüp işkenceler uyguladığı iddia ediliyor. Koğuşlarda gezerken tutuklulara sürekli kötü sözlerle muamelede bulunduğuna ilişkin bilgiler yer alıyor. 

Makumlara ait  itiraz ve şikayet dilekçelerini ilgili yerlere ulaştırmadığı ve geri verdiği kaydediliyor. Şikayet dilekçesi veren tutuklulara ise koğuşta psikolojik baskı uyguladığı belirtiliyor. 

Continue Reading

Manşet

Interpol, Türkiye’den gelen kırmızı bültenleri beklemeye aldı

Published

on

By

Interpol’ün, üye devletleri suç, suçlu ve tehditler karşısında bilgilendirdiği ve gerektiği zaman yakalama emri talebi ilettiği sekiz ayrı bülten tipinden en bilineni olan kırmızı bültenle aranan kişilerin arasında Adil Öksüz, Mihraç Ural ve Salih Müslim gibi isimler var.

Uluslararası Polis Teşkilatı’nın (Interpol), Türkiye tarafından çıkartılan 50’ye yakın kırmızı bülteni askıya aldığı öne sürüldü. Sabah gazetesinden Erkam Çoban’ın haberine göre Türkiye, yurt dışında olduğunu değerlendirdiği bazı kişiler için adli makamlarca acil yakalama talebinde bulunurken, Interpol dosyaları ‘siyasi’ bularak beklemeye aldı.

Eş zamanlı olarak hükümetin ‘F..’ olarak tanımladığı örgütün firarisi Adil Öksüz, eski PYD Eş Başkanı Salih Müslim, THKP-C Acilciler üyesi Mihraç Ural gibi isimlerin aralarında bulunduğu 50’ye yakın kişi ile ilgili kırmızı bülten çalışmaları başlatılmıştı.

Kırmızı bülten talepleri onaylandıkları takdirde Interpol, kendisine üye 170 ülkeye bunu yayımlayacak ve Türkiye’nin istediği birçok kişi hakkında yakalama kararı verilmiş olacaktı.

Yakın zaman önce Türkiye, Türkiye kökenli Alman yazar Doğan Akhanlı hakkında kırmızı bülten çıkartmış, yazar İspanya’da gözaltına alınmıştı. Interpol daha sonra Akhanlı hakkındaki kırmızı bülteni sildi.

Continue Reading

Çok Okunanlar