Bir ‘Siyah Transporter’la kaçırılma olayı daha

Aralık 12, 2017, 9:16 am
Ali Can Yılmazer isimli öğrenci kendilerini devlet olarak tanıtan siyah transporter kullanan kişiler tarafından kaçırıldı. Yılmazer başından geçenleri anlattı.

Türkiye’de OHAL döneminde yaklaşık 20 kişinin kendilerini “devlet” olarak tanıtan kişilerce siyah transporterla kaçırıldığı belirlenmiş durumda. Bu kişilerden bazıları birkaç gün sonra bazıları ise birkaç ay sonra serbest bırakıldılar. Uzun süre sonra serbest bırakılanlar tutuklandı. Yaklaşık 11 kişiden ise halen haber alınabilmiş değil.

Son örnek Ankara’da yaşandı.

Siyah renkli transporter marka araç ile kaçırılan Ali Can Yılmazer adlı öğrenci, “Bana ‘ister Kamu Güvenlik Timi (KGT), ister Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) de. Biz devletiz devlet’ dediler ve ajanlık teklif ettiler” dedi. TİHV Genel Sekreteri Metin Bakkalcı, “Yaşananlar kabul edilemez” dedi.

Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SDGF) üyesi Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi öğrencisi Ali Can Yılmazer, 4 Aralık akşamı  Keçiören Esertepe mahalesinde bulunan evine giderken, kendilerini “Devlet” olarak tanıtan kişilerce kaçırıldı. Yılmazer, Ahmet Şefik Koraylı durağında iner inmez 4 kişi tarafından alıkonulduğunu ve siyah renkli transporter markalı bir araca zorla bindirilerek, bilmediği bir alana götürüldüğünü, burada tehditlere maruz kaldığını aktardı.

 ‘İster KGT, İstersen MİT de biz devletiz’

Siyah araca bindirildikten sonra bilmediği bir alana götürüldüğünü söyleyen Yıldızer, yaşadıklarını şöyle anlattı: “Akşam saat 20.00 civarında Kızılay’dan evime giderken Ahmet Şefik Koraylı denilen bir durakta indim. Ne olduğunu anlamadan dört kişilik bir grup etrafımı sardı. İlk olarak ülkücüdürler diye içimden geçirdim; ama daha sonra siyah transport aracı görünce, kaçırılacağımı anladım. Çünkü siyah transporter aracı ile kaçırılma olayları daha önce de  Ankara’da yaşanmıştı. Yani bir ilk değil. Beni aldıklarında ilk olarak onlara kim olduklarını sorduğumda bana, ‘İster Kamu Güvenlik Timi (KGT), ister Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) de. Biz devletiz devlet’ şeklinde cevap verdiler.

‘Kafana sıkar gömeriz’

Yıldızer, daha sonra  kendisini kaçıran kişilerce tehdit edildiğini belirterek konuşmasını şöyle sürdürdü: “Beni cezaevine koymak ile tehdit ettiler. Hakkımda dosya tuttuklarını isterlerse bana ceza verecek şeyleri dosyama ekleyeceklerini söylediler. Savcılar ile hakimler ile görüşüp, beni bir şekilde içeriye koyacaklarını belirttiler. Yine bana ‘istersek kafana sıkar burada gömeriz’ dediler.”

‘Birlikte çalışma teklifi’

Yıldızer kendisine ajanlık dayatmasında da bulunulduğunu aktararak, “İçlerinden bir kişi bana kendileri ile birlikte çalışmamı istedi. Ona karşılık ben de  dedim ki; sabahtan bana karaktersiz diyorsunuz sonra benimle çalışmak istediğinizi söylüyorsunuz. İnsan karaktersiz kişiler ile nasıl çalışır dediğim de, bacağıma tekme ile vurarak epeyce aşağıladılar. Daha sonra beni gece 24.00 sıralarında beni Etlik tarafına bir yere bırakıp gittiler” dedi.

Kaçırılma olayları OHAL döneminde arttı

Güneydoğu illerinde özelikle 1990 yıllarında sıkça başvurulan, “kaçırma ve gözaltında kayıp” olayının benzerleri 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında Ankara’da yaşanmaya başlandı. Ankara’da İnsan Hakları Derneği’ne (İHD) yapılan başvurulara göre; son dönemlerde 20’yi aşkın yurttaş kaçırıldı. Bunlardan yaklaşık 14’ü Gülen Cemaati’ne mensup. Bazılarından halen haber alınamıyor. Kaçırma olaylarında kullanılan araçların siyah renkli ve transporter markalı olması ise dikkat çeken bir başka detay. Ankara’da son dönemlerde devreye konulan “kaçırma ve gözaltında kayıp”lara ilişkin konuşan Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Genel Sekreteri Metin Bakkalcı, son dönemlerde bu tür vakalara çok rastlandığını belirterek, “her şeyden önce tüm bu yaşananların açığa kavuşturulması gerekir” dedi.

‘Hiçbir şekilde kabul edilemez

Kaçırma olayları ile topluma mesaj verildiğini söyleyen Bakkalcı, yaşananların hiçbir şekilde kabul edilemez olduğunu belirtti. Bakkalcı, “Bu olaylar bir failin ‘ben her şeye muktedirim’ demesidir. Hiçbir şekilde kabul edilemez. Bu topluma doğrudan bir mesajdır. ‘Ben her şeye muktedirim sizler bir hiçsiniz ben istediğimi yaparım’ mesajıdır. Bu mesajın toplumda hiçbir karşılığı yoktur. Bu insanlığın varoluşuna aykırıdır. Bunların önlenmesi için bizler daha çok mücadele vermelidir” diye konuştu.