Connect with us

Medya

Türkiye’de basın özgürlüğünün kara yılı

Published

on

Uluslararası örgütlere göre, dünyada en çok gazetecinin hapiste olduğu ülke 2 yıl sonra yeniden Türkiye. Türkiye’de 148 gazeteci cezaevinde, 170’e yakın medya organı kapatıldı, binlerce medya çalışanı ve gazeteci işsiz.

“Türkiye’de eskiden gazeteciler öldürülüyordu. Bu hükümet gazeteciliği bütünüyle öldürüyor” Bu sözler, İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (HRW) bir kaç hafta önce yayınladığı Türkiye’deki basın özgürlüğü raporu için görüşüne başvurduğu gazetecilerden birine ait.

Uluslararası örgütler Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) ve Gazetecileri Koruma Komitesi’ne (CPJ) göre, 2016’da Türkiye, dünyada basına en fazla baskının yapıldığı ülke oldu. RSF’nin Türkiye’deki temsilcisi Erol Önderoğlu’nun ifadesiyle, “Türkiye iki yıl sonra bir kez daha dünyanın en büyük gazeteci hapishanesi.”

Örgütün bu yılki Dünya Basın Özgürlüğü raporunda iki sıra daha gerileyen Türkiye, 180 ülke arasında 151’inci sırada. Önünde Tacikistan, arkasında Demokratik Kongo Cumhuriyeti var.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) rakamlarına göre, halihazırda 148 gazeteci hapiste. Yargı önündeki gazeteci sayısını kestirmek ise neredeyse imkansız. Yüzlerce gazeteci, casusluktan terör örgütlerine üye olmak ya da yardım etmeye, devlete ve liderlerine hakarete kadar varan pek çok suçlamayla yargılanıyor.

İki yıl önce TGC’nin basın özgürlüğü ödülünü bir meslektaşıyla paylaşan RSF temsilcisi Önderoğlu, bunlardan biri. Terör örgütü propagandası yapmak suçlamasıyla geçen Haziran ayının 10 gününü cezaevinde geçirdi. Türkiye’de basın özgürlüğünün demir parmaklıklar ardından kendisine nasıl göründüğünü şöyle tarif ediyor:

“Sanırım ben de, ödül-mapushane çelişkisini onca yıldır hayatına sığdıran her devrin ‘teröristi’ meslektaşlarımın yaşadıklarını yaşadım. Sahte özgürlük rüzgarları beni uçurup, dört duvar arasına atmıştı; zerre kadar da şaşırmamıştım.”

170’e yakın medya organı kapatıldı

15 Temmuz’daki kanlı darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal kapsamında çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerle, gazete, televizyon, radyo, haber ajansı, dergi ve yayınevi türünde toplam 170’e yakın medya organı kapatıldı. Kapatmaların gerekçesi, darbe girişiminin müsebbibi olduğu iddia edilen İslamcı Fethullahçı Terör Örgütü’yle bağlantılı oldukları iddiası. Ancak, kapatılanlar arasında Kürt, Alevi ve muhalefet partilerinin destekçisi pek çok yayın organı var.

Bu süreçte, 2 bin 500 civarında medya çalışanı ve gazeteci işsiz kaldı, yüzlerce gazetecinin basın kartları iptal edildi, bilinmeyen sayıda gazetecinin pasaportu iptal edilerek, yurt dışına seyahat etmeleri fiilen yasaklandı, onlarca gazetecinin mal varlıklarına el kondu. TGC’nin verilerine göre, 2016 yılının ilk 5 ayında, yani 15 Temmuz’daki darbe girişiminden önce, iktidarın baskısı sonucu işten çıkarılan gazeteci sayısı 900’e yakındı.

Olcayto: Basın özgürlüğünün durumu çok kötü

Bu verilere, internet üzerinde engellenen on binlerce adres ve sosyal medya paylaşımı dahil değil. Washington merkezli düşünce kuruluşu Freedom House raporuna göre, Türkiye 2016’da internetin “özgür olmadığı ülkeler” kategorisine geriledi. Aynı örgüte göre, bir yıl önce “kısmen özgür”dü.

TGC Başkanı deneyimli gazeteci Turgay Olcayto, basın özgürlüğünün bugünkü durumunu “Kötü değil, çok kötü” diye tarif ediyor. “Türkiye’de bunca darbe gördük, böyle bir baskı, hedef gösterme ve cezaevine koyma ihtirası yaşamamıştık” diyor. “Her iktidar döneminde basına yönelik baskı vardır Türkiye’de” diye devam ediyor Olcayto, “ama bugün Türkiye’de basın özgürlüğü diye bir şey yok.”

TGC Başkanı Olcayto’ya göre, iktidarın basına yönelik baskısı ve pek çok yayın organının denetimini ele geçirmiş olması nedeniyle, toplumun haber alma hakkı engelleniyor.

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Başkanı Gökhan Durmuş, artık medyanın sadece iktidar ne diyorsa onu kamuoyuna duyurabildiğini, çünkü yalnızca buna izin verildiğini söylüyor. Durmuş, “Bunun tersini yapanlar, ya cezalandırılıyor ya da kapatılıyor. Bu yüzden, toplum aslında Türkiye’deki hukuk dışı, demokrasiyle bağdaşmayacak uygulamalardan haberdar değil” diyor.

Türkiye’de gazeteciler genel olarak önümüzdeki yıldan da umutsuz. 2017’de yapılması muhtemel referandum nedeniyle basına yönelik baskının artabileceği endişesi var. RSF Türkiye temsilcisi Önderoğlu, “Umut ve öngörülerimi son 20 yılda bu kadar cansız ifade ettiğimi hatırlamıyorum” diyor.

Ancak, TGS Başkanı Durmuş’un hapisteki gazetecilerle ilgili beklentisi olumlu. 2017’de hapisteki pek çok gazeteci için yargılama sürecinin başlayacağını belirterek, “Göreceğiz ki, gazeteciler aylarca boşuna cezaevlerinde kalmış olacaklar. Tahminlerimiz, tamamı olmasa da büyük çoğunluğunun serbest bırakılacağı yönünde” diyor.

Ve ekliyor TGS Başkanı Durmuş: “Ama, gazetecilere ceza zaten fiilen verilmiş olacak. Çünkü, aylarca özgürlüklerinden mahrum edilmiş olacaklar.”

KAYNAK: Deutsche Welle Türkçe – Kürşat Akyol

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Gündem

“Windows, bu kadar hızlı güncellenmiyor!”

Published

on

By

BirGün yazarı Bülent Mumay, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın açıklaması sonrası başlayan “dinde reform” tartışmalarını değerlendirdi. “Erdoğan’ın Nurettin Yıldız gibilerini eleştirmek zorunda kalırken başlattığı ‘İslamda güncelleme’ tartışmasının, hedeflenen Saadet tabanını ‘Cumhur İttifakı’ndan bir parça daha uzaklaştıracağı aşikâr” diyen Mumay, Erdoğan’ın bir gün sonra yaptığı “Dinde reform yapmak haddimize mi” açıklamasıyla ilgili olarak da “Windows, bu kadar hızlı güncellenmiyor” ifadesini kullandı.

Bülent Mumay‘ın “Windows, bu kadar hızlı güncellenmiyor!” başlığıyla yayımlanan (11 Mart 2018) yazısının ilgili bölümü şöyle:

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamasıyla patlak veren “dinde güncelleme” meselesinin zamanlaması, AKP açısından hiç de iyi olmadı. Karamollaoğlu’nun “Cumhur ittifakı”na kapıyı kapatmasından sonra, AKP’nin niyeti Saadet Partisi tabanını kazanmaktı. Erdoğan’ın Nurettin Yıldız gibilerini eleştirmek zorunda kalırken başlattığı “İslamda güncelleme” tartışmasının, hedeflenen Saadet tabanını “Cumhur İttifakı”ndan bir parça daha uzaklaştıracağı aşikâr. Dünkü Milli Gazete’nin manşeti de, bu öfkeyi yansıtıyordu. “İslam’ın güncellenmesi ne demek?” başlığıyla çıkan gazete, Erbakan’ın “Din, Allah yapısıdır” sözlerini de 1. sayfadan hatırlatma gereği duymuştu.

Gerçi çok da şey etmemek lazım. Erdoğan, “güncelleme” açıklamasını da güncelledi. Önce, sözcüsü İbrahim Kalın twitter’dan “izahat” yapma gereği duydu. Yetmeyince Cumhurbaşkanı bizzat devreye girdi. Bir gün önce, “İslam’ın güncellenmesi gerektiği”nden söz eden Erdoğan, tepkiler üzerine “Dinde reform olmaz, haddimize mi” deme gereği duydu. Saray’ın 24 saat içinde güncelleme açıklamasına getirdiği güncelleme, Windows işletim sisteminin sürekli gönderdiği güncelleme yamalarından bile daha hızlı geldi. “Şehirleri mahvettik” tadında çıkışlarla uzunca bir süredir kendi muhalefetini yapan Erdoğan’ın yeni bir hamlesi olabilir, kim bilir. “Değişmeyen tek şey değişimin kendisi” diyen Cem Karaca da rahmet istedi şimdi…

Bu arada enteresan bir gelişme daha oldu… Aralarında Ankara ve Marmara’nın da bulunduğu ilahiyat fakülteleri, Erdoğan’ın sözlerine “açıklık” getirmek için bildiriler kaleme aldı. “Aslında şunu demek istedi” tadındaki açıklamaları yapanların, bir yerlerden motive edildikleri aşikar elbette… Tarikat yurtlarındaki çocuk istismarları konusunda gıkı çıkmayan, kendisine ilahiyatçı diyen sapıkların kadınları aşağılayan “fetva”ları karşısında ‘lâl’ olan ilahiyatçıların, Saray’ın tekzip bürosu olarak hizmet vermeye başladı aniden. Ne diyelim, yeni “akademik görev”leri hayırlı olsun…

Continue Reading

Dünya

Yalan haber, doğru bilgiden altı kat hızlı yayılıyor

Published

on

By

Yalan haberin Twitter’da doğru bilgiden en az altı kat hızlı yayıldığı ortaya çıktı. ABD’nin önde gelen üniversitelerinden Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT) yapılan araştırma, yalan haberlerin ‘çok daha uzağa, çok daha hızlı bir biçimde’ yayıldığını ortaya koydu.

Araştırmada, Twitter’dan yayılan binlerce haber ve 2006-2017 arasında atılan trilyonlarca tweet incelendi; teyit etme konusunda uzman altı kurumdan yardım alındı. İki yılda tamamlanan araştırmanın öne çıkan bulguları şöyle:

  • Yalan haber içeren tweetler, gerçek haber içerenlere kıyasla çok daha fazla paylaşılıyor;
  • Doğru bir bilgi içeren bir tweet’in 1500 kişiye ulaşma hızı, yalan haber/iddia içeren bir tweet’inkinden altı kat daha yavaş;
  • Doğru haber içeren bir tweet nadiren 1000 kişi tarafından zincirleme bir şekilde paylaşılıyor. Buna karşın, yalan haber içerenlerin en az yüzde 1’i zincirleme olarak yeniden paylaşılıyor;
  • Yalan haberlerin ‘viral’ olma ihtimali çok daha yüksek. Bu haberler hem aynı zincir içinde, hem de yeni zincirlerde tekrar tekrar paylaşılıyor;
  • Doğru bir haberin Twitter’ın derinliklerine ulaşma hızı, yalan haberden 20 kat daha düşük;
  • Siyasetle ilgili yalan haberler, diğer konularla ilgili yalan haberlerden de hem daha hızlı, hem de daha derin katmanlara yayılıyor;
  • Yalan haberleri yayan hesaplar, doğru haberleri paylaşanlara kıyasla Twitter’a kısmen yeni girmiş, daha az takipçisi bulunan ve daha az aktif olan kişilere ait.

Araştırma, MIT’de öğretim üyesi olan Soroush Vosoughi, Deb Roy ve Sinan Aral tarafından yapıldı. Aral CNN International’a demecinde, “Sonuçlar beni çok şaşırttı. Yalan haberin daha hızlı yayılması değil, aradaki farkın boyutu şaşırtıcıydı” dedi.

Continue Reading

Editörden

Cumhuriyet davası: Murat Sabuncu ve Ahmet Şık’a yaklaşık 500 gün sonra tahliye, Akın Atalay yine tutuklu!

Published

on

By

“Terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına ve anayasal düzene karşı suç işlemek” iddiasıyla üçü tutuklu yargılanan Cumhuriyet yönetici, yazar, muhabir ve avukatları hakkındaki davanın altıncı duruşması bugün (9 Mart 2018) Silivri’de görüldü. Mahkeme heyeti, Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu ve muhabir Ahmet Şık için tahliye kararı verirken 495 gündür tutuklu bulunan Cumhuriyet Vakfı İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay’ın tutukluluk halinin devamına hükmetti. Cumhuriyet davasının bir sonraki duruşması 16 Mart’ta Silivri’de görülecek.

İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülen davanın bugünkü duruşmasında ilk olarak eski Cumhuriyet yazarı Mehmet Faraç “tanık” sıfatıyla dinlendi. Önceki duruşmalarda iş akdinin, bir kadın çalışanı saçlarından tutarak yerde sürüklediği gerekçesiyle feshedildiği belirtilen Faraç, sanık avukatlarından Tora Pekin’in “2009 senesinde gazete binasının tamamen dışında başka büroda çalışmanız istendi. Oraya geçtiniz. Nedenini anlatır mısınız?” sorusu üzerine “Böyle tuzak sorular yakışmıyor” dedi.

İfadesi boyunca, gazetenin yayın politikasını değiştirdiğini iddia ettiği Cumhuriyet Gazetesi Vakfı Başkanı Orhan Erinç’e yönelik tepkisini dile getiren Faraç, daha sonra eski Cumhuriyet muhabirlerinden Leyla Tavşanoğlu’nun Erinç’in “talimatı” ile Pensilvanya’ya gönderildiğini ileri sürdü.

Leyla Tavşanoğlu ise darbe girişiminin planlayıcısı olduğu belirtilen Fethullah Gülen’i, vakıf yönetiminin isteğiyle Pensilvanya’da ziyaret ettiği yolundaki iddiayı yalanladı. “2014’te Gazeteci ve Yazarlar Vakfı beni ve başka gazeteci ve akademisyenleri davet etti. Vakıf ve gazete yönetiminde olan İbrahim Yıldız’dan izin aldım. Gülen de oradaydı. Sonra yazmaya değer haber görmedim ondan yazmadım” diyen Tavşanoğlu, Tora Pekin’in “Bir gazetecinin Pensilvanya’ya gitmesini kesinlikle suç olduğunu düşünmüyorum. Ama bu konuyla ilgili Orhan Erinç size bir şey dedi mi?” sorusunu yanıtsız bıraktı. Bunun üzerine Pekin, “Kendisi bana ‘Gitmesen iyi olur’ dediğini aktarmıştı. Gelince kendisi de burada sorar” ifadesini kullandı.

Daha sonra kürsüye, Cumhuriyet Gazetesi Okurları Platformu (CUMOK) Koordinatörü Namık Kemal Boya çağırıldı. Boya, üye hâkimin, “Aydın Engin’i, İlhan Selçuk’un uzaklaştırdığı söyleniyor” ifadesine “Ben birkaç kişiden ‘Kapıdan içeri girmeyecek’ dediğini duydum” karşılığını verdi. Boya’nın iddiası üzerine Cumhuriyet yazarı Aydın Engin söz aldı ve şunları söyledi:

“2002’de İlhan Selçuk herkesi toplayarak ‘Artık milliyetçi çizgi izleyeceğiz’ dedi. Ben de ‘Milliyetçi değilim’ dedim ve istifa ettim. İlhan Abi beni kovmak şöyle dursun, ‘Beni çiğnemeden çıkamazsın’ dedi. Üstelik bu istifanın ardından yine İlhan Abi gazetenin başındayken, 2006 ya da 2007’de yeniden gazeteye gelmemi istedi. Ben reddettim. Yemin etmiş bir tanığın gönlünden geçenleri objektif gibi anlatması kabul edilebilir değil.”

Engin’in ardından Cumhuriyet Kitap’ın yayın yönetmeni Turhan Günay söz aldı, tirajların CUMOK sayesinde değil, haftanın iki günü gazete ile birlikte ücretsiz kitap verilmesi sonucu arttığını söyledi. Avukat Tora Pekin de Faraç ve Boya’nın “tirajlar düştü” iddiasının mahkemeye sundukları Basın İlan Kurumu verilerinde resmi olarak yalanlandığını kaydetti.

“İddialar akıl alacak gibi değil”
Duruşmada, savunma makamının tanıkları olarak eski CHP Genel Başkanı Altan Öymen ve DİSK Genel Başkanı Kani Beko dinlendi.

Altan Öymen, Bahri Belen’in “Cemaate yakın bir haber içerik olduğuna dair bir izleniminiz oldu mu? Bunu utanarak soruyorum ama” sorusunu “Öyle bir şey yok” diye yanıtladı.

Bir dönem Cumhuriyet’in birinci sayfasının yazarlığını yaptığını hatırlatan Öymen, “Yöneltilen iddialar akıl alacak gibi değil. Cumhuriyet öncelikle Atatürk’e bağlıdır. 1924’ten beri zaman içinde çok şey olmuştur ama bu değişmemiştir. Atatürkçülüğün yanlış kullanımına da karşıdır. ‘Bu Atatürkçülükse ben Atatürkçü değilim’ sözü Nadir Nadi’ye aittir” diye konuştu.

Kani Beko da, bir okuyucu olarak gazetenin yayın politikasında herhangi bir değişiklik, “sapma” sezmediğini belirterek “FETÖ’yü öven bir gazete DİSK’in kapısından bile giremez” ifadesini kullandı. Beko, sözlerine şöyle devam etti:

“Biz Cumhuriyet ile ilgili böyle bir şey duymadık bilmiyoruz. Cumhuriyet bu ilkeleri savunduğu müddetçe biz de Cumhuriyet’i savunmaya devam edeceğiz.”

Duruşmayı kimler izliyor?
Silivri’deki duruşmayı yargılananların yakınlarının yanı sıra izlemeye gelenlerin bazıları şöyle:

AB Türkiye Delegasyonu temsilcileri, Oya Baydar, Ömer Laçiner, Mine Söğüt, Sezgin Tanrıkulu, Alp Selek, Ercan Karakaş, Candan Yıldız, Erol Önderoğlu, Seray Şahiner, İnan Kızılkaya, Burcu Karakaş, Elif Ilgaz, Melike Demirağ, Ertuğrul Mavioğlu, Çiğdem Toker, Aram Ekin Duran, Ceyda Karan, Canan Coşkun, Dilek Şen, Meriç Velidedeoğlu, Leyla Tavşanoğlu, Ayşegül Sönmez, Arif Kızılyalın, Tayfun Atay, Fatih Polat, Kani Beko, Garo Paylan, Erdem Gül, Aslı Aydıntaşbaş, Ayşe Sayın, Yasemin Öymen, Utku Çakırözer, Gençay Gürsoy, Bülent Özdoğan, Özlem Yüzak, Sadife Karataş Kural, Semra Kardeşoğlu, Ceren Sözeri, Şükran Soner, Altan Öymen, Doğan Akın, Aslı Kazan, Beliz Özkan, Aylin Kotil, Bülent Mumay, Ayşenur Aslan, Selin Girit, Hilmi Hacaloğlu, Bülent Yener.

Continue Reading

Çok Okunanlar