Connect with us

Manşet

Zaman yazarları 13 ay 22 gün sonra hakim karşısına çıktı

Published

on

Zaman gazetesinin eski yönetici ve yazarlarına yönelik davada mahkeme heyeti, 31 sanık hakkındaki ara kararını verdi.

Mahkeme heyeti savcının talebi doğrultusunda; Mümtazer Türköne, Şahin Alpay ve Ali Bulaç’ın da aralarında bulunduğu 22 tutuklu sanığın tahliye taleplerini reddetti. Duruşma 8 Aralık’a ertelendi.
Davanın 2. duruşması Salı günü Silivri Ceza İnfaz Kurumları Kampusü’nün karşısında bulunan binada 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nce görüldü. Duruşmada 22 tutuklu sanık ile 4 tutuksuz sanık hazır bulundu. Savunmalarını yapan sanıklar suçlamaları reddederek tahliyelerini istedi.

Duruşmada bir yılı aşkın süredir tutuklu bulunan 21 kişi ilk kez hâkim karşısına çıktı. Davanın tutuklu sanıkları şu isimlerden oluşuyor: Ahmet Metin Sekizkardeş, Ahmet Turan Alkan, Alaattin Güner, Ali Bulaç, Cuma Kaya, Faruk Akkan, Hakan Taşdelen, Hüseyin Belli, Hüseyin Turan, İbrahim Karayeğen, İsmail Küçük, Mehmet Özdemir, Murat Avcıoğlu, Mustafa Ünal, Mümtazer Türköne, Onur Kutlu, Sedat Yetişkin, Şahin Alpay, Şeref Yılmaz, Yüksel Durgut ve Zafer Özsoy.

Dava kapsamında İhsan Duran Dağı, Ahmet İrem, Ali Hüseyinçelebi, Süleyman Sargın, Osman Nuri Arslan, Osman Nuri Öztürk, Lale Sarıibrahimoğlu, Nuriye Akman ve Orhan Kemal Cengiz ise tutuksuz olarak yargılanıyor.

Davanın 64 sayfalık iddianamesinde tüm sanıklar hakkında “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme,” suçlamalarıyla üçer kez ağırlaştırılmış müebbet ve “Silahlı terör örgütüne üye olma” suçlamasıyla da 15 yıla kadar hapis cezası talep ediliyor.

Çoğunluğu Zaman gazetesinin eski çalışan veya yazarı olan sanıklara yöneltilen suçlamalar 15 Temmuz darbe girişimin ardından kanun hükmünde kapatılan gazetede çalışmış olmalarına dayandırılıyor.

Yaklaşan duruşma öncesinde P24’e konuşan Alpay, Alkan ve Bulaç’ın çocukları babalarının mahkemece serbest bırakılmalarını beklediklerini söyledi. 30 Temmuz 2016’dan beri tutuklu bulunan 73 yaşındaki Şahin Alpay’ın kızı Elvan Alpay ve Ahmet Turan Alkan’ın oğlu Talat Alkan babalarının cezaevindeki zamanlarını kitap yazarak değerlendirdiğini anlattı.

Ali Bulaç: Bu örgütün silahlı terör örgütü olduğunu kabul ediyorum

“-66 yaşındayım. 4 kalp damarım değişti, 4 kronik hastalıkla boğuşuyorum.
-Savcı, iddianamenin son sayfasında yazılarımda suç unsuru bulunmadığını belirtmesine karşın suçlamada bulunmaktadır.
-15 Temmuz’a kadar FETÖ’nün terör örgütü olduğu yolunda bilgi/belge olmadığını anlatıp o dönemdeki açıklamalardan örnekler veriyor.
-Bu örgütün silahlı terör örgütü olduğunu kabul ediyorum. Kaldı ki, terör örgütü olduğu bilinmediği dönemde dahi üyesi değildim.
-Soruyorum, ben hangi silahlı terör eylemine girdim? Hangi silahlı çatışmaya girdim, kime saldırdım?
-Görevi gereği bilmesi gerekenlerin ihmali hoşgörülürken, siyasilerin kavrama yetisine tahammül gösterilirken, ben niye suçluyum?
-Hangi yasaya göre 17-25 Aralık sonrası Zaman gazetesinde yazı yazmışım diye suç işlemiş oluyorum?
-Devletin izniyle yayın yapan bir gazetede yazdım diye suç işlemiş olamam.
-2007’deki muhtırada AK Parti’nin yanında durdum. Sayın Erdoğan’ı hedef alan herhangi bir yazım olmadı.
-Erdoğan’ın önerdiği başkanlık sistemine karşı çıkmadım. Suriye politikasını yanlış bulsam da mülteciler politikasını destekledim.
-Ben Anayasa ve yasalara güvenerek ifade özgürlüğümü kullandım.

Şahin Alpay: Zaman’da yazmayı kabul etmemin 3 nedeni vardı

-Benim siyaset bilimci-akademisyen ve gazete yorum yazarı olarak iki şapkam var.
-Hayatım boyunca askeri darbelerin mağduru oldum. 12 Mart 1971 darbesi üzerine İsveç’e sığınmak zorunda kaldım.
-Zaman’da yazmayı kabul etmemin 3 nedeni vardı: Birincisi, öteki gazetelerin hiçbirinde yazarlık yapma imkanı bulamamıştım.
-İkincisi, hem yorum yazarak görüşlerimi paylaşmak alışkanlığı ve arzusundaydım hem de ek bir gelire ihtiyacım vardı.
-Zaman okurlarına hitap ederek muhafazakar kesimlerin demokrasinin erdemlerini kavramalarına bir katkım olabileceğini düşündüm.
-Yazı/TV programlarında belirttiğim görüşlerimle kamuoyu beni Taha Akyol’un tabiriyle “tam anlamıyla bir liberal” olarak tanıdı.
-3 Kasım 2002’de Ak Parti’nin iktidara gelmesini Zaman’daki 5 Kasım tarihli ilk yazımda “demokrasinin zaferi” olarak yorumladım.
-Ekim 2009’da “Nobel Barış Ödülü’nü Erdoğan almalı” diye yazdım.
-Ak Parti iktidarına karşı askeri ve yargısal darbe girişimlerine karşı çıktım.
-Ak Parti ile ilgili hayal kırıklığım 2011 seçimleriyle başladı. İktidar otoriter bir “tek adam rejimi” getirmeye yöneldi.
-Gülen hareketi ile ilgili hayal kırıklığım 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişimiyle patlak verdi.
-İtiraf edeyim ki, o güne kadar hareketin gayrimeşru işlere karışan bir karanlık yüzü olduğunun bilincinde değildim.
-Gülen hareketinin bir suç örgütü olduğuna dair bir yargı kararı olsaydı, bir gün bile Zaman’da yazmayı sürdürmezdim.
-Gülen hareketi mensuplarının bir askeri darbe girişiminde rol alabilecekleri aklımın ucundan geçseydi, asla Zaman’da yazmazdım.
-İddia edilen suçların hiçbiriyle ilgim yok. Yaşam tarzım ve inançlarım gereği bir dini cemaate üye olmam söz konusu değildir.
-İddianamede ileri sürülen suçların hiçbirisini işlemedim. Yargılama sonunda tümüyle aklanacağımdan kesinlikle eminim.
-Tahliyeme hükmederek ömrümün kalan birkaç yılını da eşim, çocuklarım ve torunlarımla geçirmeme izin vermenizi diliyorum.

Mümtazer Türköne: Benim darbeci olma ihtimalim yer çekimi kanununa aykırı

-Darbelere karşı bir aktivistim. Zırhlı birliklerin, tank birliklerinin şehir dışına çıkarılması konusunda yazılarım oldu
-Ordunun teşkilatlanması darbe yapma üzerine, bunu lağvedip yeniden yapılandıralım” diye yazmıştım.
-Darbecileri yağlı kazığa oturtmak lazım dedim. Çok tepki geldi o zaman.
-Ölen darbeciler mezarından çıkartılıp asılsın” dedim. Tabi toplumun dikkatini çekmek için bazen abartılı olmak gerekiyor.
-28 Şubat’ı engellemek için çok uğraştım. Tansu hanımın danışmanlığını yapıyordum o zaman.
-2007 muhtırasında en sert yazıları yazdım. Kapatma davasında AK Parti’nin savunmasının önemli bir bölümünü ben yazdım.
-Darbecilere karşı tavrım 15 Temmuz’da da devam etti. Meşru hükümetin yanında olduğumu, darbenin ihanet olduğunu belirttim.
-Ben bir asker çocuğuyum. Menderes’in asıldığı gün annemin ağladığını unutmuyorum. 5 yaşındaydım
-Darbelerle olan problemimi şöyle de anlatabilirim: 12 Eylül’de yargılandım. Bir hafta boyunca tahta sopayla dayak yedim.
-Benim darbeci olma ihtimalim yer çekimi kanununa aykırı.
-Yazarlık dediğiniz sadece kalemle gösterilen bir şey değil, hayatımızı koyduk ortaya. 28 Şubat sürecinde çok tehdit aldım.
-Bir darbeyi önlemenin en önemli yolu demokratik alternatifi canlı tutmaktır.
-Savcılığın görevi aynı zamanda lehte delil bulmak. Ben savcılığa suçlandığım 10 yazıyı lehte delil olarak sunuyorum

Ahmet Turan Alkan: FETÖ terör örgütü denen şeyin varlığına, faaliyetine şahit olmadım

-Bu iddianameye göre, savcı beni Nuh tufanının azmettiricisi ve propagandisti olarak da suçlayabilirdi.
-Yolsuzluğu eleştirmek nasıl oluyor da darbeye zemin hazırlamak oluyor?
-Cemaat mensubu değilim, asla da olmadım.
-Zaman gazetesinde yazdığım süre içerisinde FETÖ terör örgütü denen şeyin varlığına, faaliyetine şahit olmadım.

Continue Reading

Genel

Tutuklanan TTB Başkanı Fincancı’nın sözleri ‘ifade özgürlüğü’ kapsamına girer mi?

Published

on

By

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Şebnem Korur Fincancı’nın “terör propagandası” yaptığı suçlamasıyla tutuklanması bir kez daha ifade özgürlüğünün ne olduğu, kapsamı ve sınırları hakkında tartışmaların başlamasına yol açtı.

Şebnem Korur Fincancı, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hakkında yürütülen soruşturma kapsamında dün “terör örgütü propagandası” yapmak ve “Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılamak” suçlamalarıyla tutuklandı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı bugün Fincancı ve TTB merkez yönetiminin görevden alınmasını da istedi.

Fincancı 20 Ekim’de PKK’ya yakın Medya Haber TV’de katıldığı bir yayında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin PKK’ya karşı “kimyasal silah kullandığı” iddialarıyla ilgili değerlendirmelerde bulunmuş, iddiaların bağımsız heyetlerce incelenmesi gerektiğini söylemişti.

TSK, KUZEY IRAK OPERASYONLARINDA KIMYASAL SILAH KULLANDI IDDIASI

18 Ekim’de PKK’ya yakın medya organlarında TSK’nın Kuzey Irak’taki bazı operasyonlarda “kimyasal silah kullandığı” öne sürüldü, iddiaya dayanak olarak çeşitli görüntüler paylaşıldı.

Şebnem Korur Fincancı iki gün sonra PKK’ya yakın Medya Haber TV’de katıldığı bir yayında, ortada bu tür iddiaların ve ölümün olduğu bir durumda, Birleşmiş Milletler’in Minnesota Protokolü ilkeleri gereği, bu iddiaların bağımsız heyetlerce incelenmesi gerektiğini söyledi ve şu ifadeleri kullandı:

“Görüntüleri daha önce de bir hekim olarak incelemiştim ve belli ki sinir sistemini doğrudan tutan toksik gazlardan, zehirli gazlardan, kimyasal gazlardan biri kullanılmış durumda.”

Minnesota Protokolü, adli nitelikli otopsilerin tamamının, muhakkak adli tıp uzmanı veya adli patologlar tarafından ve tam donanımlı otopsi birimlerinde yapılmasını öngörüyor.

Bu iddiaların ardından Halkların Demokratik Partisi (HDP) TBMM’ye Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.

Milli Savunma Bakanlığı’nın basın açıklamasında “Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından kimyasal silah kullanıldığına yönelik iddiaların tamamen asılsız ve gerçek dışı olduğu” belirtildi.

Şebnem Korur Fincancı, hakkında soruşturma başlatılmasının ardından medyaya yaptığı açıklamalarda söylediklerinin iddiaların araştırılmasını savunmaktan ibaret olduğunu vurguladı. Ancak Fincancı, AKP iktidarinin hedef göstermesi uzerine tutuklandı.

BBC NEWS Turkce

Continue Reading

Manşet

Sivas E Tipi yönetimi ve gardiyanlar işkence suçu işliyor

Published

on

By

Cezaevinde tutuklulara yönelik kötü uygulamalar ilişkin gelen bilgiler arasında; “2 günde bir musluklardan 1.30 saat su veriliyor, sadece 3 kova var suyu koydukları kova fazla olursa geri alıyor döküyorlar. Koğuşta kantinden para karşılığında alınan suya da el koyuyorlar” şeklinde bilgiler geliyor. 

TUTUKLULAR YERDE YATIYOR VE BATTANİYE SERİLMESİNE İZİN VERİLMİYOR

Cezaevlerinde kapasitenin en az 2 katından fazla tutuklunun bulunduğuna ilişkin Adalet Bakanlığı’nın açıkladı. Cezaevlerinden gelen bilgiler de tutukluların yerlerde yattığına ilişkin bilgiler gelmeye devam ediyor. Sivas E Tipi Cezaevi’nin yönetimi ve gardiyanlar, yerde yatan tutukluların yere battaniye sermesine bile izin vermiyor. 

ŞİKAYET DİLEKÇESİ YAZAN TUTUKLULARA PSİKOLOJİK ŞİDDET UYGULUYOR

Cezaevi Müdürü’nün koğuşlarda dolaşarak psikolojik baskı uyguladığı ve koğuşlarda herhangi bir tutuklunun mesleğini sorduğu cevap vermediğinde ise makam odasına götürüp işkenceler uyguladığı iddia ediliyor. Koğuşlarda gezerken tutuklulara sürekli kötü sözlerle muamelede bulunduğuna ilişkin bilgiler yer alıyor. 

Makumlara ait  itiraz ve şikayet dilekçelerini ilgili yerlere ulaştırmadığı ve geri verdiği kaydediliyor. Şikayet dilekçesi veren tutuklulara ise koğuşta psikolojik baskı uyguladığı belirtiliyor. 

Continue Reading

Manşet

Interpol, Türkiye’den gelen kırmızı bültenleri beklemeye aldı

Published

on

By

Interpol’ün, üye devletleri suç, suçlu ve tehditler karşısında bilgilendirdiği ve gerektiği zaman yakalama emri talebi ilettiği sekiz ayrı bülten tipinden en bilineni olan kırmızı bültenle aranan kişilerin arasında Adil Öksüz, Mihraç Ural ve Salih Müslim gibi isimler var.

Uluslararası Polis Teşkilatı’nın (Interpol), Türkiye tarafından çıkartılan 50’ye yakın kırmızı bülteni askıya aldığı öne sürüldü. Sabah gazetesinden Erkam Çoban’ın haberine göre Türkiye, yurt dışında olduğunu değerlendirdiği bazı kişiler için adli makamlarca acil yakalama talebinde bulunurken, Interpol dosyaları ‘siyasi’ bularak beklemeye aldı.

Eş zamanlı olarak hükümetin ‘F..’ olarak tanımladığı örgütün firarisi Adil Öksüz, eski PYD Eş Başkanı Salih Müslim, THKP-C Acilciler üyesi Mihraç Ural gibi isimlerin aralarında bulunduğu 50’ye yakın kişi ile ilgili kırmızı bülten çalışmaları başlatılmıştı.

Kırmızı bülten talepleri onaylandıkları takdirde Interpol, kendisine üye 170 ülkeye bunu yayımlayacak ve Türkiye’nin istediği birçok kişi hakkında yakalama kararı verilmiş olacaktı.

Yakın zaman önce Türkiye, Türkiye kökenli Alman yazar Doğan Akhanlı hakkında kırmızı bülten çıkartmış, yazar İspanya’da gözaltına alınmıştı. Interpol daha sonra Akhanlı hakkındaki kırmızı bülteni sildi.

Continue Reading

Çok Okunanlar